Türk Bayrağı MARS’ta

Bir çok yazımızda insanlığın yaşına, geçmişte dünyanın milyarlarca nüfusa ulaştığına ve yine geçmişte değişik dönemlerde yüksek teknolojilere ulaşıldığına değinmiştik.

Önemle ifade edeyim ki bunlar ne bir iddia ne bir inançtır. Bunlar gerçeğin ta kendisidir. İnsanlığın yaşı elbette 400 bin yıldan fazladır. Bu zaman zarfında bu dünyada akla hayale gelmeyecek olaylar olmuştur. Teknolojiler yükselmiş, nüfuslar belki 50 milyarı geçmişti. Aynı gün bir kaç akşam sefası yaşamak için yörüngeye çıkıp eğlenip aynı gün geri dönüyorlardı. Teknoloji varsa zorluk yoktur.

Mars’ta görüntülenen cisimler on binlerce ve hatta yüzbinlerce önce Mars’ta insanların yaşadığını ispat ediyor. Mars’ta elbette bir medeniyet vardı. Elbette yaşanacak bir atmosfer vardı. Bir sebeple yok oldu.

Mars’ta tespit edilen cisimlerden birinde Türk bayrağı görülmektedir.

Acaba geçmiş kavimler hilal ve yıldızı bayrak olarak veya bir sembol, sancak, amblem olarak mı kullandılar.

Tabi ki görüntünün tesadüf olma ihtimali vardır. Fakat dikkatle bakılırsa üçgen şeklinde bir cisim üzerine işlendiği görülmektedir. Yani tesadüf olma ihtimali yok gibidir.

Başka bir yazımızda belirttiğimiz gibi Mars’ta İslam harfleri ile yazılı kayıtlar da bulunacaktır. Bunun sebebini açıkladık.

Bu dünyanın geçmişi hakkkında Mars’ta çok bilgi vardır.

MARS dünyanın geçmişini barındıran, saklayan bir ANSİKLOPEDİDİR.

https://viewer.gigamacro.com/view/IAojBj6565mGQGbN?x1=12851.17&y1=-11548.61&res1=2.55&rot1=0.00

Türk bayrağı MARS’TA

Acaba ay yıldızı eski milletlerde mi bayrak olarak kullandı.

60 yaş üstü Akademisyenlere isteğe bağlı erken emeklilik teklifi yapılmalıdır.

2010 yılında zamanın YÖK başkanına bir maille bir konuyu arz etmiştik. O zaman henüz üniversitede görevli değildim. Mailde eğitim sisteminin değiştirilmesi gerektiğini vurgulamıştım. Öğrenciler sınıfta dev ekranda hocayı dinleyecekler ve sorularını daha sonra soracaklar. Öğrenciler videoyu evlerinde tekrar tekrar izleyebilecekler. Dolayısıyla hocanın bilimsel araştırmalar yapmasına daha çok zaman ayrılmış olacaktır.

Zamanın YÖK başkanına sunduğumuz mailimiz sayfamızda bulunmaktadır.

www.yavuzornek.com/egitim/yok-baskanina-sunulan-rapor-2/

Sınıflarda video eğitim sistemi geleceğin eğitim sistemidir. Hocaya fazla ders verdirerek değil proje yaptırarak ücretinin artmasının sağlanması çok daha doğrudur. Öğretim görevlileri bundan hariç tutulur.

Bugünlerde eğitimde büyük zaaflar yaşanmaktadır. Eğer 2010 yılında sunduğumuz proje önceden sisteme geçilseydi yüksek öğretimde bu sıkıntılar yaşanmayacaktı.

Şimdi başka bir teklifimizi arz ediyoruz.

Salgından dolayı bazı meslek ve idari görevi olanlar hariç 60 yaş üstü üniversite hocaları okula gidememektedir, gitmekten çekinmektedirler. Bundan sonra da eğitim sisteminde değişiklik olabilir. Video sistemi mecbur olabilir.

Bir çok üniversitede öğretim üyelerinin mecburi emeklilik yaşı 67’dir.

60 yaş üstü veya emekliliğine 5 yıl kalan öğretim üyelerine mecburi emeklilik yaşı olan 67 yaşına kadar bugünkü maaş üzerinden alacakları maaşların toplam tutarı peşin olarak ödenir. Ödemeyi kabul eden öğretim üyeleri emekli edilir. Veya son beş yıl ödenir. Misal hoca 60 yaşında ise 65 yaşına kadar alacağı toplam maaş ödenir ve emekli edilir. Tabi ki hoca kabul ederse.

Bu teklifi kabul etmeyen öğretim üyesine ödeme yapılmaz ve onlar görevlerine devam ederler.

Bu maaş hocanın aldığı maaştır. Net veya çıplak maaş değildir. Her ay eline geçen tam maaştır. Ders ücreti gibi ek görevler de ödenmez.
Cazip olması için emekli maaşlarında iyileştirme yapılabilir.
Devletin menfaati vardır. Devlet sigorta ödemez, kurum içi yemek indirimi ve diğer giderlerden kurtulur.

Bu uygulama özel üniversitelerin gelişmesine katkı sağlayabilir. Gençlerin önü açılabilir.

Önemle tavsiye ederim.

Mars’ta İslam harfleri evrim teorisini bitirecektir.

Mars’ta İslam harfleri ile ilgili videolar hazırlamaktayız. Bunlara youtube sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

www.youtube.com/channel/UCOx2pB05-LHkv6XBFQkB4Vw

Yakında yazıları burada da paylaşacağız. İnsanoğlu geçmişte elbette çok yüksek teknolojilere ulaştı. Tufandan önceki teknolojiden çok uzaktayız. Senetleri vardır.

Mars’taki kalıntılarda İslam harfleri ile yazılmış kalıntılar elbette vardır. Bu kalıntılarda hazreti Adem’den bahseden ifadeler bulunabilir.

İşte o gün evrim teorisi kesinlikle çöpe gider

Atmosferde Meteorların Patlaması

Dr. Yavuz Örnek

İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Fatih, İstanbul.

Özet: Meteorların atmosferde patlaması son derece nadir görülen olaylardır. En iyi bilinen meteor patlaması olayı Rusya’da Tunguska ve Chelyabinsk’de gözlenmiştir. Patlamalar bir an gözleri kör eder derecede, güneş ışığından 30 kat daha parlak yaymıştır. Haliyle meteorların çok yüksek enerji yayarak niçin patlamaları önemli bir araştırma konusu olmuştur. Salınan yüksek enerjinin kaynağını ve patlamanın sebebini meteorun atomlarından itibaren oluşumunda yani fiziksel ve kimyasal yapısında aramamız gerekmektedir. Özellikle meteorun içindeki organik bileşiklerin dağılımı patlamanın esas sebebi olarak düşünülebilir. Bu çalışmada meteorların atmosferde patlamalarının sebebini anlamak için atomlarından itibaren ve bünyelerindeki organik bileşiklerin oluşumu detaylı bir şekilde incelendi.

Anahtar kelimeler: Meteor patlamaları, meteorların oluşumu, ekstraterrestrial organic bileşikler

Abstract: The explosions of meteorites in atmosphere are amazingly rare natural phenomenon. The well-known airburst meteor phenomenon, was observed at Tunguska and Chelyabinsk, Russia.  A blinding intense light from the airburst meteor is 30 times brighter than the sunlight. That the incident of explosion which comes out before the meteor impacts to the earth leads us to an inevitable question of how and why meteorites explode releasing such powerful energy. It makes us think that explosion of a meteorite or asteroid in atmosphere depends directly on its formation, physical and chemical structure. Especially organic components and their distribution in meteorites must be principle cause of the explosion. First of all it is necessary to find out how meteorites and asteroids are formed in space. In this paper the formation of meteorites and extraterrestrial organic compounds has been investigated in detail to understand the cause of their explosion in atmosphere.

Key words: Meteorite explosion, meteorite, extraterrestrial organic compounds

1. Giriş

        Her ne kadar bazı meteor patlamaları gözlenmişse de bunların en büyüğü 30 Haziran 1908 yılında Rusya’nın Tunguska kasabasında gözlenmiştir. 10-15 megaton gücüne sahip bir enerji yaymıştır. İkinci büyük meteor patlaması yine Rusya’nın Chelyabinsk kasabasında 15 Şubat 2013 yılında gözlenmiştir. Bu patlamada yayınlanan enerji 430 kiloton civarındadır. Bir meteor patlaması aynı yükseklikte ve aynı güçteki bir nükleer patlamadan daha fazla yıkım yapar. Sismik dalgalar oluşturarak depremlere sebep olur. Bir meteorun patlamasına sebep olan faktörleri anlamak için atomlarından itibaren formasyonunu, bünyesindeki ekstraterrestrial organik bileşiklerin (EOC) oluşumunu bunların kimyasal kompozisyonunu, katı madde içinde dağılımını ve yüksek sıcaklıkta davranışlarını her yönü ile inceleyen bir teori geliştirmek gerekmektedir. 

2. Poroz (gözenekli) nano meteorların oluşumu

       Güneş sisteminin oluşumu evresinde uzay boşluğunda demir başta olmak üzere diğer inorganik atomlar bir araya gelerek nano boyuttaki katıları ve kristalleri yani meteorları oluşturmaya başladılar. Yüksek ısıya sahip bu inorganik atomlar karışıp nano meteoritleri oluşurken yüksek ısıdan dolayı daha henüz gaz halinde bulunan, hiç bir bileşik oluşturamamış C, H, O, N, S ve P atomları nano meteorlar içinde hapsedildi. Başlangıçta uzay boşluğu içlerinde organic atomlar barındıran nano meteorlardan müteşekkildi.     

Nano meteoritler bir araya gelmeye, yığılmaya başladıkları zaman sıcaklık H2, P, H2O, H2S, CH4, CO, CO2, NH3, and SO2 gibi düşük molekül ağırlığına sahip çoğunluğu organik bileşiklerin oluşmasına imkân verecek kadar düşmüştü. Nano meteorlar agregasyona uğrayıp hacimleri günümüzdeki hali alırken küçük organik molekülleri içinde hapsetti. İçleri gazlarla dolu nano porozlar oluştu. Hapsedilmiş bu gazlar ısı, radyasyon ve metallerin katalizörlüğü ile reaksiyon vermeye başladılar. Nano boşluklar bir meteor organik laboratuvarı gibi reaksiyonlara sebep oldular.

3. Formation of organic compounds in meteorites

Güneş sisteminin oluşumundan beri meteorların içinde milyonlarca yıl boyunca sayısı milyonları aşan reaksiyonlar ve yeni bileşikler oluştu. Milyonlarca reaksiyonun ve ürünün oluşmasına mükemmel, çok zengin reaksiyon şartları sebep olmuştur. Bunlar katalizör görevi yapan nano yapıyı çevreleyen bütün toprak metalleri, ki meteor bünyesinde bütün metaller mevcuttur, ısı, basınç, serbest radikaller, kozmik ışınlar, MW, UV, IR gibi radyasyonlar ve kimyasal çeşitlilik sebep olmuştur. İlk reaksiyonlar H, C, O, N, S, ve P atomları arasında başlamış ve daha sonra bunlardan oluşan küçük moleküller arasında devam etmiştir. Milyonlarca yıl içinde oluşan moleküllerin bir kısmı veya tamamı bozulmuş ve bunlardan yeni moleküller oluşmuştur. Bu işlem milyonlarca yıl boyunca devam etmiştir. Bu yüzden meteorların içinde oluşan organic maddeleri belirlemek mümkün değildir. Çünkü pek çoğu polimerleşmiş veya bozulmuştur.

3. Meteorların atmosferde patlaması

Meteorların bünyesine hemen hemen homojen olarak nano boyutta dağılmış organic bileşikler meteorların atmosferde niçin patladıkları hakkında bir fikir vermektedir. Meteorların bünyesinde yaklaşık %3 oranında organic madde vardır ve bu maddeler bütün yapı içinde dağılmış bulunmaktadır. Meteor atmosfere girince yüksek hızından ve sürtünmeden dolayı yüzeyindeki ısı binlerce dereceye ulaşmaktadır. Meteor yere çarpmadan bu ısı iç kısımlara ulaştığı zaman iç kısımdaki organic maddeler aşırı ısı ile genişler ve iç basıncın artması ile meteor parlar. Patlama anında organiklerin yanması ile yüksek bir ısı ve ışık yayılır. Meteor içinde bulunan bütün serbest organik ve polimerlerdeki karbon, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor yüksek ısı ile serbest kalırlar. Havanın oksijeni ile binlerce derecede patlama şeklinde yanarlar.

4. Sonuçlar

Küçük meteorlar patlamaya fırsat bulmadan parçalanırlar. Çok büyük meteorlar yüksek hızlarından dolayı ısı iç kısımlara ulaşmadan yere çarparlar. Orta boy meteorlardan organikçe zengin olanlardan bazıları atmosferde patlar. Meteorun atmosfere giriş açısı, mevsim sıcaklığı, meteorun cinsi ve diğer faktörler meteorum patlamasına sebep olur. Meteorların atmosferde patlaması sadece havadaki sürtünme ve oluşan yüksek ısı ile açıklanamaz. Meteorun oluşumu, iç bünyedeki organiklerin dağılımı da patlamaya etki etmektedir.

Kapalı alanlar için filtre gerekir

Sağlık bakanlığı yetkililerine duyurulur

AVM, site blokları, hastane, işletme, metro, metrobüs, tramvay gibi çok kişinin bulunduğu binaların ve vasıtaların havalandırma bacalarına virüsü tutma özelliği olan filtre takılması çok faydalı olur.

Özellikle çıkış kısmına. Çünkü kullandığımız filtreler virüsü tamamen tutamaz. Fakat filtreden havaya karışan ve havada dağılan virüs sayısı da hasta edecek sayıda olmayabilir. Maskeler de bedene geçişi azaltacaktır.

Bununla birlikte kalabalık yerlerin havalandırmalarından çıkan virüsü tamamen izole etmek için aktif karbon filtre artı içinden geçecek virüsü yok edecek güçlü UV lamba takmak kanaatimce çok faydalı olacaktır.

Filtre ve Sağlığımız

ÖNEMLİ.

Maskelerden çok küçük kumaş tanecikleri ciğerlere gider ve ciğerlerde, boğazda tahriş yapar. Bunun için maskenin altında KOKUSUZ peçete kullanınız.

ABD’li bir bilim insanı N95 maskelerinin kanda oksijen seviyesini düşürdüğünü tespit etmiş. Nörolog olduğu için sebebini araştırmamış olabilir.

Bazı örgü, dokuma, tekstil, selüloz filtreler havadaki azotu kolay geçirirken oksijene kısmen engel olurlar. Çünkü oksijenin bazı maddelerle kimyasal bağ yapması, bağlanması kolaydır. Kimyasal yapısı buna elverişlidir. Azot böyle değildir. Odanızın içi tamamen saf oksijen olsa ciğerleriniz siyah kömür olur, hayat son bulur. ABD uzaya göndereceği aracın içindeki üç astronotun kabinini saf oksijenle doldurdu ki nefes kolay alsınlar. Araç çalışır çalışmaz üç astronot hayatını kaybetti.

Kimyada oksijen azottan çok aktiftir. Pek çok nesne ile yeni bileşik yapar. Azot bağlanması için yüksek enerji vermek lazımdır. Şimşek çaktığında, o yüksek sıcaklıkta havadaki azot oksijene bağlanarak bileşik oluşturup yağmurla toprağa iner, her yıl yerde milyarlarca ton proteinin oluşmasına sebep olur. Olmasaydı Dünya belki şimdiki gibi yeşillik olmazdı. Belki hayat olmazdı.

YANİ azot da oksijen gibi aktif olsaydı yıldırım olmadan da havada teneffüs edeceğimiz oksijen hiç kalmazı. Hayatımızı azotun tembelliğine borçluyuz).

Nefes verildiğinde filtreye bağlanan oksijen kopup ayrılıp havaya gider. Dolayısıyla ciğerlere daha az oksijen gider. Filtre kandaki oksijeni düşürebilir. Tabi ki filtreden filtreye fark vardır. Oksijen cihazları bu mantıkla çalışır.

Fakat bu durum devamlı maske takan sağlık personelinde ve sokaktaki güvenlik görevlilerinde problem olur. Onların sırtlarında oksijen zenginleştiren cihazlarının olması çok faydalı olur. Baygınlık geçirirler. Baş dönmesi çok olur. Yeni veya içi temizlenmiş aktif karbon filtrelerinde bu durum yaşanmaz.

Daha kısa süre maske takan vatandaşlar bu durumla karşılaşmaz. Biz filtrenin altına peçete kullanarak ciğerlerimizi, boğazımızı tahriş etmeyelim.

Dışarıda fazla kalmayalım.

Coronavirüse ilaç bulundu

Ekvatorda yüzden fazla hastaya klor dioksit (ClO2) verilerek tamamı sağlığına kavuşuyor. Testler Ekvator Entegratif Tıp Uzmanları Derneği tarafından gerçekleştiriliyor.

Uzmanlara göre Covid-19 bir Akut Solunum Yolu Hastalığı değildir. Kanda pıhtılaşma ve iltihaplanmaya bağlı olarak kanın oksijen taşıyamamasından kaynaklanmaktadır. Bu da boğulmaya sebep olmaktadır.

Kan hücrelerine yüksek dozda oksijen veren klor diaoksidin Covid-19 ‘e karşı etkili olduğu gözleniyor. Hemoglobinin oksijen taşıma kapasitesi geri kazandırılmaktadır. Akciğerlerdeki pıhtılaşmayı temizlemektedir.

Klor dioksit araştırmacısı ve savunucusu Dr. Andreas Kalcker, bulguları açıkladığı bir video yayınladı.

https://lbry.tv/@Kalcker:7/100-Covid-19-Recuperados-Con-Cds–Aememi-1:1

Büyük bir umut kaynağı olan bu çalışmanın ülkemizde de uygulanmasını tavsiye ederim.

Burada şahsi tavsiyemizi de belirtmek isterim.

Damardan bir sıvı içinde kısmen sıcak oksijenin kana verilmesi çok faydalı olacaktır. Kalbe de faydalıdır. Kapalı damarları da açacaktır. Boğulmayı da engelleyecektir.

Salgın ve Beslenme

Koronavirüs salgınına karşı bir ilaç bulunmadığı için alınacak tedbirlerden en önemlisi izolasyondur. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı bunda aksaklıklar olmaktadır. Şunu önemle ifade edeyim ki çok az da olsa bu virüsün havadan da bulaşma ihtimali vardır. Çünkü hastaların ağzından binlerce virüs havaya karışmakta ve havadaki toz ve bakterilerin üzerinde yaşamaktadır.

Havadaki toz ve bakterilerin üzerinde bulunan virüsler yağmurla toprağa iner. Toprak virüsü öldürür. Hava yağışlı değilse insan havadan da virüs kapar. Fakat hastalık için virüsün sayısı da önemlidir. 100-200 virüsün hastalık için yeterli olduğu ifade edilmiştir. Uzun süre yağış olmayan günlerde havada bakteri ve virüs sayısı artar. Her halükarda dışarıda maske kullanmak gerekmektedir.

Hastalığa yakalanmamak için bedenin bağışıklık sistemini güçlü tutmak gerekiyor. Bunun için öncelikle multivitaminler, D vitamini ve balık yağı önemle tavsiye ederim.

Polifenoller virüslere karşı etkilidirler. Bütün sebze ve meyvelerde pek çok çeşit doğal polifenol bulunmaktadır. Fakat bazıları polifenollerce hem miktar hem de çeşit olarak daha zengindir.

Polifenolerce zengin baharat, sebze ve meyveler: Çörek otu, kenevir, zencefil, zerdeçal, tarçın, safran, hurma, acı kırmızı biber, ıspanak, nane, karanfil, adaçayı, kekik, reyhan, güvey otu, biberiye, demirhindi, kimyon, anason, kapari, maydanoz, havuç, acı marul, kırmızı soğan, ısırgan otu, çay, acı kayısı çekirdeği (günde en fazla 6 adet), badem çekirdeği, erik, böğürtlen, kiraz, çilek, ahududu, siyah üzüm, keten tohumu, kereviz tohumu, kestane, fındık, dut, keçiboynuzu ve pekmezi, ceviz, zeytin, brokoli, elma, nar, şeftali, limon, sarımsak, kırmızı portakal, siyah ve beyaz fasulye, aloe vera,

Tabi ki her sebze ve meyvede polifenoller bulunmaktadır. Aşırıya kaçmadan kullanmak faydalıdır. Bal da bitkilerden yapıldığı için polifenollerce çok zengindir.

Bunların dışında enterik aspirini de tavsiye ederim. Coraspin mideye zarar vermez. Aspirin antivirüs etki göstermektedir.

ABD’de kan sulandırıcı ilaçların kayıpları acilde %63 azalttığını okudum.

Demek ki aspirinin vakayı önlemede etkisi var.

Anti viral etki gösteren misvak kullanmak da faydalıdır.

Soğuktan korunmak lazımdır. Bol sıvı almak çok faydalıdır. Bunun için ılık suya bal ve limon, ılık meyve hoşafları da tavsiye ederim.

Terlemek toksinleri dışarı atmaya sebep olur. Sıcak bir mahal ve faydalı bol sıvı bunun için önemlidir.

Bedenin savunmasını güçlendiren diğer bir kaynak güzel kokudur. Hakiki gül suyu, gül yağı veya güzel koku veren diğer doğal ürünleri kullanmak çok faydalıdır. Bal yiyip, gül yağı kullanmak bedeni çok besler.

Koronavirüs için yeni bir tedavi önerisi

Sayın Sağlık Bakanımız ve Bilim Kurulu üyelerimizin dikkatine önemle sunarım.

Amygdalin ve potasyum iyodür virüs tedavisinde çok faydalı olabilir.

Bunun gibi aspirin de faydalı olabilir

Kayısı (özellikle acı olan), acı badem, şeftali, elma, erik ve diğer bazı çekirdeklerde amygdalin (amigdalin) isminde bir madde bulunmaktadır. Kayısı çekirdeklerinde amigdalin oranı ağırlıkça %1-6,5 aralığında değişmektedir. Acı bademde bu oran % 2 civarındadır. Yapısından anlaşılacağı gibi zehirli siyanür grubu içermektedir. Halk dilinde anlaşıldığı gibi serbest halde siyanür yoktur. Çekirdekler içindeki miktarı da düşüktür. Tabi ki az miktarda yemekle zehirlenme olması çok zayıf bir ihtimaldir. Nadir kişilerde görülebilir. Genel kanaat şudur ki az miktarının zararı yoktur. Her on kilo için bir adet acı kayısı çekirdeği normaldir. 10 taneyi geçmemeli. Nitekim milyonlarca insan kayısı çekirdeği ve badem tüketmektedir. Aşırı kullanımı zehirlenmelere yol açar.

Amygdalin - Wikipedia
Amygdalin

Amigdalin B-17 vitamini olarak adlandırılmaktadır. Batı ülkelerinde ve özellikle Çin’de destekleyici gıda (gıda takviyesi) ürünü olarak serbestçe pazarlanmaktadır. Amygdalinde bulunan siyanür kanda veya hücre içinde serbest hale geçer. Bu madde virüsü öldürebilir.

Kesin olmamakla birlikte Çinlilerin acı kayısı çekirdeğinin suyunu korona için içtiklerini duydum, kesin değildir.

Çin’in bir çok tehlikeli virüs vakasını büyük kayıplar vermeden atlatmasında geçmişimizde var olan ve bu gün pek umursamadığımız bitkisel tıbbın rolü göz ardı edilemez.

Pek çok bitkinin tohumunda amigdalin olduğu düşünüldüğünde amigdalinin uygun şekilde kullanılmasının çok faydalı olacağı aşikardır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmeisnde temel etkenin doğal beslenme olduğu gerçeğinden amigdalinden korkmamalıyız. Tüm şifalı tohumların amigdalin içermesi gözardı edilmeyecek çok önemli bir konudur.

Mikroplar aptal değildir.

Virüsler, mikroplar ve hücreler aptal değildir. Virüsler, mikroplar, hasta veya kanserli hücreler ilaçları sevmezler ve hücre içine alınmasına karşı direnirler. Çünkü alındığı taktirde sanki öleceklerini bilirler. Buna ilaveten ilaca karşı, ilacın etkisini azaltacak, yok edecek madde üretirler. (Bu yeteneği nasıl kazandılar). Doktorlar bu yüzden antibiyotiklerin ara verilmeden alınmasını tavsiye ederler. Mikrobun bağışıklık kazanmasına fırsat verilmesini istemezler.

Mikroplara karşı yapılan tedaviler moleküler boyutta birer savaştır. Bir tarafta mikrop diğer tarafta ki ilaç, beslenme ve moraldir. Bu savaşın sonucuna ilaç doğrudan, beslenme ve moral dolaylı yoldan tesir eder. Mikroplarla yapılan savaşı kazanmak için başka çok önemli bir taktik daha vardır.

Bilim insanları mikrobu kandırır.

Bilim insanları virüsleri, mikropları ve hasta hücreleri kandırarak da onları öldürürler. Misal kanserli veya hasta hücreler bir ilacın hücre içine girmemesi için direnç gösterdiği halde şekerli yani glikozlu maddeleri severler. Onları hemen hücre içine alırlar. Amygdalin molekülünde yani maddesinde glikoz grubu vardır. Kanserli veya hasta hücreler bu glikoz grubu içeren şekerli maddeyi hemen hücre içine alır. Onu sevmektedirler. Hücre içinde serbest hale geçen siyanür hasta hücreyi öldürür. Hasta hücre kandırılmıştır. Hile ile yok edilmiştir. Virüsler de bu yolla amygdalin ile yok edilebilir. Bedenimizdeki sağlıklı hücreler zararlı maddeleri hücre içine almak istemezler. Bedenin savunma sistemi ne kadar güçlü ise kişinin hücreleri zararlı maddelere karşı o kadar dirençlidir.

Moral hücrelere enerji verir, güç verir.

Bedeni yöneten elektrik akımıdır. Beden mükemmel işleyen bir makinadır. Bu işlemeyi sağlayan elektriktir. Elektrik sinirlerle iletilir. Moral yüksek olunca hücrelere uygun miktarda elektrik gider. Hücrelerin düzenli çalışmalarını sağlar.

Potasyum iyodür

İkinci bir ürün potasyum iyodürdür (KI). Bu da eczanelerde satılan bazı ürünlerin içinde bulunmaktadır. Destekleyici ürün olarak da ayrıca pazarlanmaktadır. Belirli miktarda alınmasında hiç bir sakınca görülmemiştir. Bedenin antiviral yani virüs saldırısına karşı güçlenmesi için tavsiye edilmiştir.

İyot içeren “Povidone-iodine (iodopovidone)” ilacı pek çok virüsü inaktive ettiği tıbben bilinmektedir. Bu virüslerden bazıları; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza ve beden savunma sistemini çökerten virüsleridir. Koronavirüs için de kullanılabilir.

Çinliler koronavirüs için 70 bin ilacı test etmişler. Povidone-iodine ilacını da test etmiş olabilirler. Fakat gerek amygdalin ve gerekse potasyum iyodu test ettiklerini hiç sanmıyorum. Çünkü bu ikisi ilaç kategorisinde değildir.

Hem amigdalin hem de potasyum iyodürün hastanelerimizde doktorlarımız tarafından koronavirüse yakalanan hastalarımıza verilmesinde hiç bir sakınca olmayacağı kanaatindeyiz. Hiç bir yan etkisi olmayacaktır. Çünkü milyonlarca insan zaten kullanmaktadır. Kayısıyı ve bademi yüzlerce milyon insan kullanmaktadır. Her ikisi de gıda destek ürünü olarak pazarlanmaktadır.

Turgut Özal üniversitesi rektörü Sayın Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ve mühendislik fakültesi kimya mühendisliği bölümünden Sayın Doç. Dr. Yunus Önal hocalarımızın amigdalin üzerine çalışmaları vardır. Bu konuda kendilerinden bilgi alınabilir. Doç. Dr. Yunus Önal hoca amigdalini saflaştırdığını belirtmektedir. Bu konuda çalışmalarına devam etmektedir. Kanaatimce dünyada konuya en çok vakıf hocalardan biridir. Tecrübelerinden, ilminden devletimizin istifade etmesini önemle vurguluyorum. Amigdalinin kıymeti yarınlarda anlaşılacaktır. Bazı konularda olduğu gibi bu konuda da maalesef mahalle baskısı var.

Amigdalindeki siyanür ve potasyum iyottaki iyot virüsü öldürebilir. Unutmayalım; akrep ve yılan zehiri de yeri geldiğinde ilaç olarak kullanılmaktadır. Yediğimiz her şeyde uranyum vardır. Fakat miktarı çok düşüktür. Acı biber şifadır, fazlası zararlıdır.

Bazı tuz mağaralarındaki şifanın kaynağı buharlaşan ve ciğerlere çekilen iyottur. İyotlu tuzları sıcak suya koyup buharını koklamak ta faydalıdır. Fakat buharlaşan başka zararlı madde olmamalıdır. İyot içeren kaya tuzları bu maksatla kullanılabilir. Aşırısından sakınmak lazımdır.

Tuz mağaralarının havasının teneffüs edilmesinin faydası olduğuna göre hastalara oksijenle birlikte eser miktarda kısa bir süre iyot verimesi faydalı olabilir. Bu konuda bilim dünyasında bol miktarda çalışma olabilir. Bunun için klinik çalışmaya gerek yoktur kanaatindeyiz.

İyodun troidlerde toplandığı bilinmektedir. Hastaya verilecek iyot troidlere zarar verecek yüzeyde olmamalıdır.

Ama önce doktor

Bu gibi konuları bir doktor veya sağlıkçı ile görüşüp yapmak gerekmektedir. Ne amygdalinini ne de potasyum iyodu doktor onayı olmadan tedavi için kimsenin kullanmasına rızam yoktur. Sağlıklı kişilerin bu iki maddeyi koruyucu hekimlik için kullanabilirler. Ama yine bir sağlıkçının onayını almalarını tavsiye ederim.

Çok önemli bir ayrıntıya temas etmek istiyorum. Kayısı nadir kişide allerjiye sebep olabilmektedir. Allerjinin sebebi kayısının içindeki amigdalin olabilir. Başka bir şey de olabilir. Bu dikkat edilmesi gereken bir husustur.

İyotça zengin gıdalar:

İyotlu tuz, Deniz yosunu, Süt, Yoğurt, Yumurta, Tavuk, Kabak çekirdeği, Yaban mersini, Taze balık, Ispanak, Soya fasulyesi, Şalgam, Pazı, Kabak, Kuru fasulye, Sarımsak.  

Aspirin antiviraldir.

Bilimsel araştırmalar Aspirinin antiviral (virüs öldürücü) etkisi olduğunu göstermiştir. Kısmen veya önemli derecede Covid-19 için de etkili olabilir. 100 mg enterik aspirin, Coraspin tavsiye ederim. Evde hareketsiz kalmanın zararını da bertaraf eder. Kanı sulandırdığı için faydası vardır.

Virüs çeşidi artmıştır.

Korona virüsünün günümüzde tek bir virüs çeşidi olduğuna sıcak bakmıyorum. Kanaatimce farklı milletlerin bedeninde farklı mutasyonlara uğrayan virüsler olmuştur. Yani onlarca çeşit virüs muhtemeldir. Ancak bunlardan bir veya birkaçı hastalık yapıyor olabilir. Sağlık personelinin hangi virüsle savaştığını bilmesi çok faydalı olabilir. Ancak genetik çalışmalar gerektiren bu bilgiye kolay ulaşılmıyor. Bundan sonra hiç bir virüs bütün Dünyada bu kadar hızlı yayılmaz. Tabi belirtileri çok geç çıkmazsa. Belirtileri üç ay sonra ortaya çıkan virüs elbette bütün dünyaya yayılır.

Evde kal, hayatta kal.

Ülkemizin bu virüs belasından bir an önce kurtulması için sebeplere yapışmalıyız. Yetkilileri dinlemeliyiz. Sabredip evde kalanlar, kurallara uyanlar salgından kurtulmak için sebeplere yapışmaktadırlar.

Hastalarımıza acil şifalar diliyorum.

Not: Amigdalin hakkındaki katkılarından dolayı Malatya İÜ. Müh. Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümünden Doç. Dr. Yunus Önal hocama teşekkür ediyorum.

www.yavuzornek.com/mars/marsta-neler-bulunacak

İslam Harfleri yer ve göklerden önce vardı.

Bütün ilahi kitaplar islam harfleri ile inmiştir.

Hazreti Adem’in evladı, torunları binlerce sene, Tufan’a kadar Arapça konuştular, İslam harflerini kullandılar.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı kalıntılar, levhalar bulunabilir.

Geçmişte insanoğlu Mars’a gitti.

Benzer levhalar, yazılar Ay ve uzayın başka yerinde ve hatta Dünyada yeraltında bulunabilir.

İnsanoğlu Tufan’daki teknolojiye Kıyamete yakın ancak ulaşır.

Tufan hazreti Adem’den yaklaşık 20 bin yıl sonra olmuştur.

İlk insan, ilk peygamber Adem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar 313 Resul peygamber gelmiştir, ‘aleyhimüsselam’. Bir Resul vefat ettikten yaklaşık bin yıl sonra diğer bir Resul gelmiştir. Her Resule bir din ve bir kitap indirilmiştir. Davud aleyhisselama kitap indiği halde Musa aleyhisselamın dinini yaydığı kaynaklarda vardır. Resul sayısı kadar yani 313 kitap gelmiştir. Dört kitabın haricindeki rakamlar kitap değildir, suhufdur, sayfalardır. Her Resule inen sayfaların toplamı birer kitaptır.

  • Hazreti Adem’e 10 sayfa
  • Hazreti Şid’e 50 sayfa
  • Hazreti İdris’e 30 sayfa
  • Hazreti İbrahim’e 10 sayfa gelmiştir.

Bu rakamlar kitapların sayfa sayısı veya risale denen küçük kitap sayısı olması muhtemeldir. Sayfalar bir araya gelince bir kitap oluşur. Bunların toplamı 100 kitap değil, 4 kitaptır. Hazreti Şid’e 50 kitap değil, elli sayfa veya risale inmiştir. Suhuf sayfanın çoğuludur, sayfalar demektir. Risalenin günümüzdeki karşılığı bir kaç veya bir çok sayfadan oluşan kitaptır. Yani sayfa sayısı fazla olmayan kitaptır.

50 sayfa demek şimdiki bildiğimiz manada sayfa olmayabilir. 50 risale olabilir. 50 cilt tutan kitap da olabilir. Fakat bu 50 rakamı ister sayfa, ister risale, veya ister cilt olsun hepsi tek bir kitaptır. Yani bu dört Resulün her birine sayfalardan, risalelerden veya ciltlerden oluşan birer kitap gelmiştir. Hazreti Hud’a inen kitap bunların dışındadır. Kendisine hangi kitabın indirildiğini BİLDİĞİMİZ Resullerin sayısı dokuzdur. Dolayısıyla indiğini bildiğimiz kitapların sayısı dört büyük kitapla birlikte 104 değil, 9’dur. Yani biz 124 binden ziyade peygamberin ve 313 Resulün adını bilmediğimiz gibi bu Resullere indirilen kitapların adını da bilmiyoruz. Çünkü bunlar bize bildirilmedi.

İnsanlığa gönderilen kitap sayısı Resul sayısı kadardır. Yani 313 adettir. Dokuz Resulün dışında hangi Resule hangi kitap indi bilmiyoruz. Sadece hepsine inanmakla mükellefiz. Nitekim Resullerin hepsinin ismini de bilmiyoruz. İsimlerini bilmekle değil inanmakla mükellefiz.

Bin yılda bir Resul geldiğine göre demek ki insanlığın yaşı en az 313 bin yıldır. İlk insanlar bin yıl kadar yaşadılar. Hazreti Nuh Tufan’da bin yaşında idi. Tufan’dan sonra da 200-300 yıl yaşadığına dair bilgiler vardır. Resullerin ömürlerini de katınca insanlığın yaşı 400 bin yılı geçer.

Hazreti Adem’den sonra 124 binden ziyade nebi peygamber gelmiştir. Bir resule indirilen dini yaymak, korumak, zamanla değişimleri yok etmek için o Resul hayatta iken ve kendisinden sonra bin yıl içinde Dünyanın bir çok bölgesine pek çok nebi gelmiştir. Bir Resulün dinini kuvvetlendirmek için ortalama 400 nebi gelmiştir. Her yıl bir nebi gelse insanlığın yaşı 124 bin yılı bulur. Her beş yılda Dünyanın değişik bölgelerine bir nebi gelse insanlığın yaşı 600 bini bulur. Geçmişteki uzun ömürler dikkate alınırsa aynı anda yer yüzünde başka kıta ve bölgelerde 100-300 kadar nebi bulunur.

Adem aleyhisselamdan sonra yüz binlerce yıl insanlar teknolojiden uzak yaşamadılar. Günümüzün teknolojisine 400 yılda ulaşıldı.

Niçin meleklere hazreti Âdeme secde etmesi emredildi. Kendisine meleklerin bilmediği ilimler verildiği için. Hazreti Âdem’in bildiklerini melekler bilmiyordu. Bütün isimleri yani kıyamete kadar gelecek bütün ilimleri, maddenin hakikatini bir anda Allahu Teâlâ ona verdi. Allahu Teâlâ için zorluk yoktur.  Allahu Teâlâ hazreti Âdem’e, “Her şeyin ismini (ne işe yaradığını, nasıl kullanılacağını, neden yapıldığını, nasıl oluştuğunu, nerede bulunduğunu, niçin var olduğunu, nasıl sonlanacağını) söyle buyurdu. Hazreti Âdem de, hepsini meleklere söyledi. (Bakara 30-33). İsim demek bir şeyin hakkında her şey demek olsa gerek. İsmi demek nesnenin, maddenin kısaca yaratılan her şeyin sadece ismi olmasa gerek. Âlimler bu ayetten hazreti Âdem’e Kâinattaki bütün ilimlerin bildirildiğini anlamışlardır.

Bu Dünya pek çok kez doldu boşandı. Allahu teala “ne kadar kavim yarattığımı ben bilirim” buyuruyor. 3500 yıl önce yaşamış olan Hazreti Süleyman ve 6000-9000 yıl önce yaşamış olan hazreti Zülkarneyn elbette yüksek teknolojiye sahiplerdi. Bunlardan önce de değişik dönemlerde yüksek teknolojiler vardı.

Kendisine bir kitap ve din indirilen peygamberlere Resul, kendisine kitap indirilmeyen, kendi zamanı içinde gelen son resulün dinini yayan peygamberlere nebi denir. Her Resul aynı zamanda nebidir. Fakat hiç bir nebi Resul değildir. Her subay askerdir, fakat her asker subay değildir.

Buradan şunu anlıyoruz. Elimizdeki ilk yazılı kaynaklar Sümerlere aittir. Fakat ilk yazıyı Sümerler kullanmadılar. Hazreti Adem’e kitap indi ve o kitabı okudu. O kitap kendisinden sonra gelen binlerce torununa kaldı. İlk yazı ve okuma hazreti Adem’e aittir. Peki hazreti Adem’e inen kitap hangi harflerle yazılmıştı.

Bütün kitaplar islam harfleri ile yazılmıştır.

Bugün Dünyada konuşulan ve unutulan bütün diller, lisanlar insanların farklı coğrafyalarda yaşamasından dolayı meydana geldiği kanaatindeyim. Arapça ve islam harfleri ise yer ve gökler ve insanlar yaratılmadan önce vardı. Her ne kadar Kuranı kerimdeki harflere arap harfleri deniyorsa da doğrusu islam harfleridir. İlk insan olan Âdem aleyhisselam Cennetin her yerinde (Lâ ilâhe illallah) yazılı olduğunu gördü. O harfler insan yapısı değildir. Yani insanlar yokken de bu harfler ve bu lisan vardı (Mir’at-ı Medine, Ruh-ül beyan tefsiri). Âdem aleyhisselam Cennetten yeryüzüne indirildiğinde, kendisine gönderilen sayfalar, İslam harfleriyle ve arabi lisanla yazılıydı. Cennetten geldi. Cennet lisanı arapçadır. Hadisi şeriflerde buyuruluyor ki;

  • Allahü teâlâ Arş’ı yaratınca, üzerine Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulallah yazdı) (İ. Rafiî).
  • Allahü teâlânın Levhi mahfuzda yazdığı ilk şey, Bismillâhirrahmanirrahimdir (Deylemî).
  • Yer gök yaratılmadan iki bin yıl önce, Cennetin kapısında Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah yazılmıştır (Ukayl, İ. Neccar).

Kuranı kerimin lisanı arapçadır. Kelimeleri ise islam harfleridir. Başka harflerle yazıp namazda veya başka zaman okumak sözbirliği ile haramdır. Hadisi şerifte buyuruldu ki “Cennet ehlinin lisanı Arapçadır” (Taberânî, Hâkim, İbni Asakir, Abd-ür-rezzak). Hud aleyhisselama gelen kitap da, İslam harfleriyle idi (Hadika, Letaif-ül-işarat).

Bütün semavî kitaplar İslam harfleriyle gönderilmiştir. Tevrat ve İncil İslam harfleriyle inmiştir. Fakat Tevrat’ın dili İbranice, İncil’in dili Süryaniceydi. Biz islam harflerini kullanırken de dilimiz Türkçeydi. Lisan ve alfabe farklı şeylerdir. Batı dünyası aynı alfabeyi farklı dillerde kullanırlar. Yani Resullere gelen bütün kitaplar islam harfleri ile gelmiştir. Geldiği dil farklı olabilir. 313 kitap Türkçe, Rusça, Çince, Latince, Farsça gibi bir çok dilde gelmiş olabilir. Fakat hepsi islam harfleri ile gelmiştir.

Günümüzdeki Tevrat, İncil ve Zebur İslam harfleri ile yazılı olmadığı için çok değişikliğe uğramışlardır. Manalar çok değişmiştir. Tercüme edilirken bilime aykırı manalar verilmiştir. Çünkü tercüme edildiği zaman bilim yoktu. Batıda bilim gelişince bilim insanları da bu kitaplara karşı çıktılar. Halbuki orijinalleri yani Resullere indiği hali bilime aykırı olamaz. O Allahu tealanın kelamıdır. Bunun gibi eğer Kuranı kerim de başka bir dile çevrilse bilime aykırı manalar verilecektir. Çünkü mana değişecektir. Çevirmen anladığını yazacaktır. Ve Kuranı kerim tercümeleri bilime aykırı olacaktır. Bugünkü bilim esas alınarak başka dile tercüme edilse tercümeler yüz yıl sonraki teknolojiye aykırı olacaktır. Çünkü keşflerle birlikte bazı ayetlerin bir manası ortaya çıkabiliryor. Bir manası diyoruz çünkü bir ayetin sonsuz manası vardır. Teknolojiye aykırı olmayan tek din indiği şekli ile islam dinidir.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı levhalar var mı

Burada çok önemli bir konuya değineceğim. Gerek insanlığın yaşı, gerek geçmişte yüksek teknoloji izleri ve gerekse Mars yüzeyinde görülen doğal olmayan, insan yapımı olduğu kanaati çok ağır basan cisimler insanlık tarihinin bildiğimizden çok farklı olduğunu ispat etmektedir. Mars’ta binlerce, on binlerce kanaatimce yüz binlerce yıl öncesinden kalma insanlığa ait kalıntılar vardır. Bir kaç yıl sonra bu kesin olarak ispat edilecektir. İnsanoğlu Tufan zamanındaki teknolojiye henüz ulaşamamıştır. Senetleri var. Bunları yazdık. Sayfamızda buna değinen yazılarımız bulunmaktadır. Hazreti Adem ile hazreti Nuh arasındaki zaman 20 bin yıl kadardır. Sümerler ise 241.200 yıl olduğunu tabletlere yazmışlar. Muhtemelen bu rakam yıl değil, aydır. Bu da 20.100 yıl etmektedir. Şimdi ilk cep telefonları nasıl antika ise Tufan zamanındaki teknolojiye göre günümüzün teknolojileri birer antikadır.

İnanıyorum ki Tufandan önce insanoğlu Mars’a gitti. Uzayın derinliklerine insansız uzay araçları gönderdiler. Bu araçlardan bize çok zayıf sinyaller geliyor olabilir. Bu sinyaller arapça olabilir. Çünkü Tufandan sonra dillerin arttığı muhtemeldir. Gemide olan herkesin arapça konuştuğu, yani dedeleri hazreti Adem’in dilini, Cennet dilini konuştuğu muhtemeldir. Fakat 20 bin yılda başka lisanlar da çıkmış olabilir. Ancak hazreti Nuh’un arapça konuştuğu, islam harflerini kullandığı elbette tartışılamaz.

Gerek uzayda ve gerekse Dünyada ele geçecek çok eski kalıntılarda islam harfleri görülecektir. Mars’ta Tufandan önceye ait kalıntılarda islam harflerinin bulunması çok büyük ihtimaldir. Bugün nasıl duvarlara metalden büyükçe yazılar yerleştiriliyorsa Mars’ta da benzerleri vardır.

İnanıyorum ki Mars’ta yaşanabilir bir atmosfer vardı veya mevcut atmosferi yaşanabilir hale getirdiler. Teknoloji varsa zorluk yoktur. Mars Dünyadan küçük olduğu için meteor yağmuru ile atmosferini kaybetmiş olabilir. Nitekim Mars yüzeyinin sanki altı üstüne gelmiş gibi. Yerle bir olmuş görüntüsü hakim. Bugün Dünya atmosferinin en üst kısmından yılda binlerce ton hidrojen Dünyayı terkedip uzaya gidiyor. Fakat yerine yüz bin tondan fazla meteor geliyor.

Kaynaklar

www.yavuzornek.com/mars/mars-ve-nasaya-ait-fotolar/

www.yavuzornek.com/mars/marstaki-insanliga-ait-kalintilar/

www.yavuzornek.com/bilimde-herkesin-anladigi-bir-dil-yoktur/

www.yavuzornek.com/tufanda-nicin-gemiye-gelmediler/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/gecmiste-yuksek-teknoloji-ve-insanligin-yasi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/tufan-zamaninda-cep-tel-ilkel-bir-cihazdi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/kurani-kerim-tufanda-yuksek-teknolojinin-varligini-bildiriyor/

www.yavuzornek.com/tufan/tufanda-dunyanin-nufusu-en-az-10-milyar-kadardi/

Çatı, Bina ve Yollar Dezenfekte Edilmelidir.

Tuzlu su, denizler, göller ve kaplıcalar bu maksatla kullanılabilir.

Van Gölü suyu en uygunudur

Virüs salgını büyük oranda insandan insana geçerek devam eder. Fakat virüs insana havadan ve dışarıda dokunduğumuz bir cisimden de geçebilir. Evin dış duvarında, çatıda ve aracın dış kısmında virüs bulunabilir. Yağmur ve kar bunları izole eder.

Virüsün havadaki ömrü sanıldığı gibi kısa değildir. Havada asılı duran, rüzgârla hareket eden bir tozun üstündeki bir bakterinin vücudunda maksimum 400 kadar virüs günlerce yaşayabilir. Bu yüzden insanlarla temas edilmese dahi dışarı maskesiz çıkılması doğru değildir. Hatta içeri girmeden saç kurutma makinası ile vücudu silmelidir.

Havada virüs taşıyan tozlar evlerin çatılarına, yüzeyine, balkonlara, araçların üstüne, yerlere hissedemeyeceğimiz çok hafif rüzgârlarla gelmektedirler. Bunun için çevremiz devamlı dezenfekte edilmelidir. Evlerin içi sirke ile dezenfekte edilir. Gül suyu bir kabın içine açık bırakılır.

Çevremizi dezenfekte etmek için çatılara tuzlu su püskürtülür. Binaların çatıları, yüzeyleri, balkonları ve yollar tuzlu su ile temas eder. Bu sular şuralardan da temin edilebilir.

Deniz ve tuzlu su gölleri, tuz ilave edilmiş nehir suları.

Kaplıca suları. Pek çok ilimizde kaplıca vardır. Bu sular ile de dezenfeksiyon yapılır.

Özellikle Van Gölünün suyunda yüksek oranda çamaşır suyu olarak bilinen sodyum karbonat vardır. Güçlü virüs öldürücüdür. Göl suyuna su katarak ölçülü miktarda kullanılabilir. Van bu konuda çok şanslı.

Tuz Gölü ve diğer tuzlu göllerden de istifade edilir.

Bunlar yoksa tuzlu su ile çatılar ara sıra dezenfekte edilmelidir.

Deprem ve Salgın

Bu ortamda muhtemel bir depremde halk sokağa çıkacağı için salgın artacaktır.

Sağlık ocakları vasıtasıyla herkese en az bir maske verilmelidir.

Salgında milletimizin gönül birliği ile sağlık bakanımızı takdiri tabiki herkese bir umut oluyor. Gerekli tedbirler alındıkça umutlar da devam edecektir. Ülkenin vatandaşın morali yüksek tutulacaktır. Paranın yapamadığını moral yapar. Silahın fethedemediğini gözyaşı fetheder.

Bununla birlikte kanaatimce yetkililer belki danışmanlarının tavsiyesi ile yeterli tedbirleri maalesef alamamışlardır. Bunun en önemli sebebi vatandaşı galeyana getirip piyasanın alt üst olmasını istememiş olabilirler. Bu fikir yabana atılmamalı. Çünkü konu hakkında yaşanmış bir tecrübemiz yoktur. Bu konuda yetkililere hak veriyorum.

Koronavirüs salgınının ülkemizde biraz geç etkili olması tedbirlerin alınması için bir fırsattı. Fakat yeterli testler yapılamadığı için geç geldiğini de söyleyemeyiz. Ülkemizde tespit edilen salgının hemen akabinde ölümlerin başlaması vürüsün daha önceden ülkemizde bulunduğunu belgeliyor. Hazırlıksız yakalanmadık. Fakat yeterli hazırlık yapmamadığımız konusunda düşüncelerimiz var.

Medyada yoğun bir şekilde maske imalatı yapıldığını okuduk. Demek ki ülke böyle bir salgına hazırlıklı değildi. Bu ülkede bir sivil savunma birimi yok mu. Bu birim sadece savaşlarda mı faaliyete geçiyor. Ayaksız, gözsüz kulaksız katil virüs de düşmandır. Sivil savunma bunun için tedbirler almalıydı. Yeterli maskeyi hazır tutmalıydı. Hayret ediyorum. Yarın bir ülke ülkemize zehirli gaz saldırısı yapsa halimiz ne olur. Gelmekte olan belaya karşı hep “hazırlıklıyız” dendi. Hiç de öyle olmadığını gördük.

Bir bilim insanı olarak, bir vatandaş olarak tenkit etmek en tabii hakkımdır. Biz size destek olduk. Elbette tenkit edeceğim. Siyasilerin bir kulağı bilim insanlarının ağzında olsun.

Kalabalık şehirlerde oluşabilecek bir depremle salgın hızla artabilir. Çünkü herkes mecburiyetten dışarı çıkacaktır. Peki buna bir tedbir alındı mı. Hiç zannetmem. Bugünden itibaren böyle bir tedbir için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bir yetkili kameralara konuşup “ona da hazırlıklıyız” dese inandırıcılığı tartışılır. Salgına hazırlıklı olmadığımız anlaşıldı. Yoksa tecrübesiz miydiniz. Başımıza ilk defa böyle bir bela geldiği için mi afalladık. Vatandaş düşünse de devlet böyle şey düşünemez. Devlet tedbir alır.

“Zanla hareket edilmez” diyemezsiniz. “Sultanım velev ki deniz dondu ona da tedbir aldık” diyeceksiniz.

Bakın Elazığ’da deprem oldu. Yarın İstanbul veya başka bir ilimizde olmayacağını kimse söyleyemez. Bir ilde en az nüfusun sayısı kadar maske bulundurulması çok önemlidir. Bu maskeler sağlık ocaklarında tutulmalıdır. Çünkü buralardan dağıtımı kolaydır.

Canı yanan millet can yakmasını çok iyi bilir. Tecrübe ile sabittir.

Virüsün ömrü

  1. Virüsün havada iki saat asılı kaldığı söyleniyor. Bu doğru değildir.
  2. Virüs havadaki toz zerrelerinin üzerindeki bakterilerin bedeninde günlerce yaşayabilir.
  3. Yağışlar olmazsa havada kalma zamanı uzar.
  4. Sıcaklık virüsü azaltmaz. Yağışlarla azalır, yok olur.
  5. Yerdeki, çatı ve bina yüzeylerine, elbiselerdeki bakterilerde ve canlılarda sağ kalır.
  6. Topraktaki humik asit virüsü öldürür.
  7. Topraktaki bakteri ve diğer virüsler de başka virüsleri öldürebilir.
  8. Bazı virüslerin denizlerde tuzdan dolayı yaşaması mümkün olmayabilir.
  9. Mutasyona uğrayarak etkisini kaybedebilir.
  10. Virüslerin ömrü mikroplar gibi değildir. Bazı sebeplerden bir süre sonra etkileri kaybolur. Bu etkilerin en önemlisi canlıların bedenleri virüse karşı direnç kazanır. Beden virüsü öldürür. Başka virüsler ve bakteriler de hastalık yapan virüsü öldürebilir.

Tufan’da Niçin Gemiye Gelmediler

Bugün deseler ki “şuraya gelen hiç kimse virüse yakalanmayacak. Bütün masrafları karşılanacaktır. Kim gitmez. Peki Tufan’da insanlar gökten (yağmur değil su) ve yeraltından suların geldiğini, kıyamet benzeri bir olayın olduğunu gördükleri halde niçin iman etmediler. Niçin gemiye gitmediler. Şimdi biz gemiye yani güvenli bir beldeye gitmeye razıyız. Onlar niçin gemiye gitmediler. Yalandan iman ettim der, gemiye binerdi. Tenezzül etmediler. Niçin. Elbet bunun bir hikmeti var. Bak şimdi biz koşarak değil, virüsten arındırılmış bölgeye uçarak gideriz. “İman et” diyen olsa kalbimiz demese de dilimizle deriz. Onlar kendilerini niye mecbur hissetmediler, hem de Tufan’dan.

Bu salgın Tufan’ın yanında bir hiçtir. Adamlar Tufan’dan kaçmadı ama biz Tufanın yanında bir hiç olan bir salgından kaçıyoruz.

Yani bizim de elimizde bu salgının ilacı olsaydı, içeni hasta etmeseydi biz de salgından kurtulmak için bir yere gitmezdik. Gerek yok ki.

Onlar elbette Tufanın ne kadar yıkıcı olduğunu anlamışlardı. İşte Tufan’da gemiye gelmemelerinin sırrı burada. “Gerek yok ki” dediler. Ellerinde tabiri caizse ilaç vardı yani kendilerini o devasa Tufan’dan koruyacak şeyler vardı. Neydi onlar.

Sahip oldukları muhteşem imkânlara, yüksek teknoloji ile üretilen uçan bireysel araçlarına ve yıkılmaz zannettikleri çelikten evlerine, bilgisayar kasası kadar yer tutan yıllarca yetecek temiz nükleer enerji kaynaklarına, sağlam sığınaklarda depolanmış gıda maddelerine güvendiler.

Tufan günümüzden en az 400 bin yıl önce olmuştur. Bilimsel bir gerçektir. Kaynaklar vardır. Tufan Hazreti Adem’den 20 bin yıl sonra olmuştur. Bu konuda da şimdilik iki kaynak vardır.

Tufan’dan önce Dünyada çok yüksek bir teknoloji vardı. Günümüzdeki bütün teknolojik ürünler Tufan zamanındaki teknolojinin yanında birer antika sayılırdı.

İnsanoğlu Mars’a ayak bastığı gün (eğer gizlemezseler ki bunu geçici bir süre bir sebepten yaparlar ama uzun süre saklayamazlar) insanlığın tarihi yeniden yazılacaktır.

Tarihçiler “valla suç bizde değil, suç jeologlarda ve diğer bilim insanlarında. Onlar bize tarih hakkında bilgi verdi” diyeceklerdir.

Biz o gün “inşallah” geçmişte yüksek teknolojiyi reddeden bazı tarihçilerin de, ilahiyatçıların da ve diğerlerinin de hem yüzlerini hem de korkak, samimiyetsiz beyinlerinin içini keskin sirke ile yıkayacağız. Sirke iki ayaklı virüslere çok iyi gelir. Kan damarlarını açar, beyinlerine kan gider. Donmuş beyinleri açılır.

Mahalle baskısı mı susturdu sizi. Üniversiteden atılmaktan mı korktunuz. İtibarınızın yerle bir olmasından mı korktunuz. Ama yarınlarda bazılarınızın itibarı yerle bir olacaktır. Elbette olacaktır. Ben niye mahalle baskısından korkmadım, üniversiteden atılmaktan korkmadım. Ruhumda yumruğu masaya vurup Galileo gibi gerçeği haykırmaktan sakınmadım. Sahi siz niye sustunuz. Aleyhte de olsa bir iki ilahiyatçı hariç hangi bilim insanı çıkıp da bir açıklama yaptı. Hiç biri. Siz bir hiçsizniz. Konuya vakıf olup gerçeği bilip de konuşmayanlar yarınlarda pişmanlık yaşamayacak mısınız. Üzerime vazife değil diyemezsiniz. Haydi üniversiteden uzaklaştırılmaktan korktunuz. Peki emekli olanlar neden korktunuz. İtibarının zedelenmesinden. Senin itibarın yerin dibine geçsin.

Bize medyada hakaret eden o yazar, bilim insanı tribünlere oynuyor. İnsanlık tarihi konusunda hiç oğlu hiçtir.

Susarak bilime ihanet etmediniz mi. Sahi o meşhur ilahiyatçı prof. ekranda “gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken” ayetini niçin gizledi. Yarınlarda elbette yüzünüz kızaracaktır. Ama siz yine de iman etmeyebilirsiniz.

Bundan sonra Edirne’nin ötesine geçip konuşup sonra döneyim. Bunu nasıl konuşursun diyenlere “Efendim Edirne’nin ötesinde konuştum. Masumum” derim.

İnandığın yolda yürümeye devam et Yavuzum. Zaman çok güzel bir hakimdir.

Bilimde herkesin anladığı bir dil yoktur

Azizim, başını kaldır ve semaya bak. Gökyüzünde sayısız yıldız arasında hafiften parlayan Mars da var. O Mars çok gizemli sırların yuvasıdır. O Mars bu Dünyada hiç bir yerde bulunamayacak insanoğlunun hatıralarını, tarihini saklıyor. O Mars sana göz kırpıyor. “Bana gel, sana vereceğim çok şey var. Onlarla tarihin yeniden yazılacak” diyor. Mars’taki gizemler peri masallarında dahi bulunamaz. Hayal dahi edilemez gerçekler o Mars’ın kumlarında seni bekliyor. Ne muhteşem bir hazinedir. Gitmek nerede, dönmek ne zaman.

Azizim, on binlerce, yüz binlerce yıl önce bu Dünyadan giden insanlar Mars’ta bir medeniyet kurdu. Orada uzun zaman belki yüzlerce, binlerce yıl yaşadılar. Sonra bir gün Mars bir sebeple yerle bir oldu. Sebebini şimdilik bilmiyoruz. Acaba asteroid ve meteorlar mı yerle bir etti. Yoksa gelişen teknoloji ile Mars’ı insanoğlu kendisi mi yok etti. Bir gün anlaşılacaktır.

Acaba o kumlerin içinde hangi teknolojiler saklı. Temiz nükleer enerji ile çalışan tek ve çok kişilik uçan araçlar. Kök hücreden yedek kalp, ciğer üreten cihazlar. Elektronların çekirdek etrafında dönüşünü enerjiye çeviren temiz sınırsız nükleer enerji motorlar. Marslıların kullandığı haberleşme vasıtaları yanında şimdiki “cep tellerin” muhteşem antika sayılacağı iletişim vasıtaları ve daha hayal edilemez ne teknolojiler o kumların altında duruyor.

Biliyor musun azizim, bugün yeryüzünde yaşayan milyonlarca insanın atası da o Mars’a gitmişti. İstanbul-Ankara gibi yolculuk yapmıştı. Acaba azizim senin yüzlerce göbekten deden de Mars’a gitmiş miydi.

Hiç düşündün mü bir dedenin Ay’a ayak bastığını, başka bir dedenin yörüngede uçtuğunu, Mars’ta yaşadığını, Jüpiter’in yörüngesinde tur attığını.

Bak azizim, bize “herkesin anlayacağı dilden konuş” diyorlar.

Yoksa deli derler, kafayı yemiş derler.

Maazallah işinden olursun. Sırası mı şimdi.

Virüse çare bul.

Bu virüs mazlumlara değil de iki ayaklı virüslere saldırsa ne güzel olur.

Azizim, bir bilim insanı herkesin anlayacağı dilden konuşmaya ASLA MECBUR DEĞİLDİR.

ÖYLE BİR DİL YOKTUR.

Bilimde herkesin anladığı bir dil yoktur. OLAMAZ.

Azizim, bin dalı olan kimyanın bir dalında Dünyanın en meşhur bilim insanı olduğunu düşün. Kimyanın dışındaki bir bilim dalında yapılan bir sempozyuma gittin. Orada yüksek ilimler ihtiva eden farklı bilim dalındaki derin sunumlardan bir şey anlayamazsın. Sen sahanda sensin. Sahanda Dünyanın en başarılı bilim insanı olsan da dışarıda bir hiçsin.

Azizim, hiç kimse seni anlamaya mecbur değildir.

Azizim, hiç kimseye de zorla bir şey vermeye de mecbur değilsin.

Azizim, bir bilim insanı meçhul bir şeyi aydınlattığı gibi o konuda herkesi aydınlatamaz. Onlarca yıl zaman geçmesi gerekebilir. Işık beyaz duvarı beyaz, siyah duvarı siyah gösterir. Suç ışıkta değil, duvarın yapısında.

Azizim, bir bilim insanı bir olayın sebebini, özünü anladığı gibi kendisi anlaşılamayabilir. Olayları anlamayanlar olayların sırlarını anlayanları her zaman anlamaz. Sus ve yoluna devam et. Tepki zaman kaybetmene, bilimden uzaklaşmana sebep olur.

Keşfedilmemiş her şey bilim insanı için bir güldür. Onu kokladıkça hayattan zevk alır.

Koklanacak sonsuz gülün var azizim.

İmkânın olmasa da kalemin var.

Kalem yol çizer. Gelecek nesiller o yolda yürür, bilimde kalkınır.

Geçmişi keşfedenler geleceği daha iyi anlar. Geleceğe yol çizer. Ufukları aydınlatır.

Batıda “fikirler ucuzdur” derler. Sen ücreti Rabbinden iste.

Azizim, her ilmi olanda tevazu olmayabilir. İlim kibir ehlinde de olur.

Azizim, her şeyin yoktan yaratıldığını, bir sebep ile hayatta kaldığını bilen bir bilim insanını sahip olduğu ilim daha çok tevazu sahibi yapar.

Çünkü o bilim insanı kendisinin bir hiç olduğunu bilir.

Kibre kapılırsa trilyonlarca hücrelerinden yalnız ve yalnız birinde çıkabilecek bir değişim onu toprak edebilir.

Azizim, bilimde herkesin anlayacağı OLMAYAN bir dilden konuşmak MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Her şeyi her yerde konuşursan anlamayanlar, kabul etmeyenler çok olur.

O zaman fitne çıkar. Hakarete uğrarsın.

Çaresi var mı. ELBETTE.

Fikri yurt dışına ihraç et.

Sonra birileri ithal eder.

O zaman kıymeti bilinir.

Herkesi de memnun edemezsin.

Kimseyi kırmamak daha güzeldir.

İodine May Stop the Coronavirus Outbreak

Iodine is a very powerful virus killer.
It is a very powerful disinfectant.
It is used in medicine in diluted form for this purpose.
Iodine-containing tincture is a very strong disinfectant.
Some lung patients find healing as there is iodine in the air in salt caves.

In other words, it is not toxic for a limited amount of iodine to go to the lungs.
The amount of iodine in the blood of those who died from the virus can be very important.
It is stated that iodine deficiency is found in foods.
A lack of iodine in the blood can reduce the body’s defenses against viruses.
If patients are given a small amount of iodine for a short period of time with oxygen, recovery may be observed in patients.

Antivirus compounds such as potassium iodide, iodine or non-side effect iodine compounds can be given to a patient, with serum as well.

Probably at many hospitals all around the World, iodine with oxygen have given to patients and their results are recorded.
There is no need for preliminary tests in animals for this.
It has been reported in the sources whether a small amount of iodine inhalation has side effects.
Iodine can be given to the patient by oxygen concentrator.

Since the virus entering the lungs will enter the in the cell, iodine may have little effect. In this case, drugs containing iodine can be given to patients. In the past, potassium iodide was used. It is also available now.

It is known that iodine accumulates in the thyroid. The iodine to be given to the patient should not be on the surface that will damage the thyroids.

Iodine-containing drug “Povidone-iodine (iodopovidone)” is known to inactivate many viruses. Some of these viruses; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza and viruses that destroy the body defense system. It can also be used for coronavirus.


İyot Korona virüs salgınını durdurabilir.

İyot çok güçlü bir virüs öldürücüdür.

Çok güçlü bir dezenfektandır.

Seyreltilmiş halde tıpta bu maksatla kullanılmaktadır.

İyot içeren tentürdiyot çok güçlü bir dezenfektandır.

Tuz mağaralarında havada iyot olduğu için bazı akciğer hastaları şifa bulmaktadırlar.

Yani sınırlı bir miktarda iyodun ciğerlere gitmesinde bir sakınca yoktur.

Virüsten hayatını kaybedenlerin kanındaki iyot miktarı çok önemli olabilir.

Gıdalarda iyot eksikliği bulunduğu ifade edilmektedir.

Kandaki iyot eksikliği virüslere karşı bedenin savunmasını azaltabilir.

Hastalara oksijenle birlikte kısa bir süre için çok az miktarda iyot verilirse hastalar iyileşme gözlenebilir.

Virüse karşı etkili olabilecek iyot veya yan tesiri olmayan iyotlu bileşikler serum ile de hastaya verilebilir.

Bunun için teste belki gerek yoktur.

Hayvanlarda ön denemeler yapmaya gerek yoktur.

Çünkü Dünyada birçok hastanede doktorlar hastalarına iyotlu oksijen vermişlerdir ve sonuçları kayıtlıdır. Diğer iyotlu bileşikleri de vermişlerdir. Etkileri not edilmiştir.

Kaynaklarda çok az miktarda iyodu solumanın yan etkilerinin olup olmadığı bildirilmiştir.

Oksijen konsantratöründen hastaya iyot verilebilir.

Akciğerlere giren virüs hücre içine geçeceği için iyodun tesiri az olabilir. Bu takdirde iyot içeren ilaçlar hastalara verilebilir. Eskiden potasyum iyodür kullanılıyordu. Şimdi de kullanılabilir.

İyodun troidlerde toplandığı bilinmektedir. Hastaya verilecek iyot troidlere zarar verecek yüzeyde olmamalıdır.

İyot içeren “Povidone-iodine (iodopovidone)” ilacı pek çok virüsü inaktive ettiği tıbben bilinmektedir. Bu virüslerden bazıları; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza ve beden savunma sistemini çökerten virüsleridir. Koronavirüs için de kullanılabilir.

İyotça zengin gıdalar:

İyotlu tuz, Deniz yosunu, Süt, Yoğurt, Yumurta, Tavuk, Kabak çekirdeği, Yaban mersini, Taze balık, Ispanak, Soya fasulyesi, Şalgam, Pazı, Kabak, Kuru fasulye, Sarımsak.             

                   

                                                     

 

Mikroptan korunmak için GÜL SUYU kullanınız.

Dezenfaktan olarak kolonya kullanımı tavsiye edilmektedir. Bir kaç kullanımdan bir zarar gelmez. Fakat bildiğiniz gibi kolonya içkinin ana maddesidir. Tahriş edici özelliği vardır. Bu yüzden de mikropları öldürücü özelliği vardır. Devamlı kullanımı çiltte tahrişe sebep olmaktadır.

Bu ortamda kesinlikle alkol almayınız. Beden virüse sanki davetiye çıkarır. Kana geçen alkol kandaki her tür virüsü olmasa da bazı virüsleri öldürebilir. Bu doğru olabilir. Fakat alkol ciğerleri virüsten koruyamaz. Daha çok tahriş olmasına sebep olabilir. Yani virüsün akciğerlere yerleşmesine sebep olabilir.

Mikrop öldürücü özelliği olan gül suyunun alkol gibi cilde zararı yoktur. Belki alkolün öldüremediği mikrop ve virüsleri de öldürür.

Gül suyunun ikinci bir faydası daha vardır. Kokusu bedeni besler, yani bağışıklık sistemini güçlendirir. Mikroplara karşı bedeni korur. Ellerimize az da olsa gül yağı sürmemiz de çok faydalıdır.

Karantinaya alınmayan herkesin bu virüse temas etme ihtimali vardır. Mikroplar tavadaki tozlarda bulunur. Tozlar hava akımı ile yer değiştirir. Bu mikroplardan birinin bedeninde yüz virüs yaşayabilir. Virüslerin havadaki tozlarda bulunan mikropların bedeninde bir ortama rüzgârla da gelme ihtimali vardır. Temas şart değildir.

Virüsün hastalık yapabilmesi için miktarı da önemlidir. Temas ile çok daha fazla virüs bulaşır. Havadan gelen bunun binde birinden de azdır. Hastalık yapma ihtimali zayıftır. Fakat yerleştiği yerde canlı varsa hızla artar.

Evi havalandırmak virüsten kurtulmak için bir çare değildir. Teorik olarak tam tersi mümkündür. Pencereden içeri toz zerreleri girer. Bu toz zerrelerinin üzerinde mikroplar ve onların bedeninde virüsler olabilir. Ciddiye alınacak bir tehlike değildir. Elbette evi havalandıracağız ama bu virüsten kurtuluş için değildir. Temiz hava soluyup bedeni zinde tutmak içindir. Yani evinizi havalandırabilirsiniz.

Sosyal medyadaki bazı paylaşımlar bilimsellikten uzaktır.

Evdeki eşyayı sirke ile silmek çok faydalıdır.

Hastalıktan korunmak için bedenin direncini sağlam tutmak lazımdır.

Herise yani keşkek bedeni çok kuvvetlendirir. Buy yani çemen (pastırmaların üstüne sürülen çemen ismindeki macun; sarmısak, kırmızı biber ve buy tohumu unudur), hakiki bal, zencefil, pekmez, nar, sirke, limon, havuç, çörekotu ve hurma gibi bazı gıdalar bedenin savunmasını arttırdığı için aşırıya kaçmadan tüketilmesini önemle tavsiye ederim.

Sabahları aç karnına su içmeyiniz. Bedeninizin savunması zayıflar. Suya bal katıp içebilirsiniz.