Okyanusların Altındaki Kalıntılar

Gerek bilimsel kaynaklar ve gerekse İslami kaynaklara göre Tufan günümüzen en az 400 bin yıl önce vuku bulmuştur. Bu konuya Tufan başlığı altındaki yazılarımızda teferruatlı olarak değindik.

Peki, 400 bin yıl içinde dünya coğrafyasında pek çok, akla hayale gelmeyecek değişiklikler mümkündür. Biz bunları bilimsel olarak keşfedince hayretimiz artacaktır. Bu süre içinde karalar okyanusların dibi olmuştur. Karaların batması ani olabileceği gibi zamanla yavaş yavaş yılda birkaç cm batma ile deniz ve okyanusların dibini boylamıştır. Karalarda hiç mevcut olmayan büyüklü küçüklü pek çok göl meydana gelmiştir. Deniz ve okyanuslarda yeni adalar oluşmuştur. Dağlar binlerce metre yükselmiştir.

Bugün dünyanın bir çok yerinde suların altında kalıntılara rastlanmaktadır. Bunlar yaklaşık son on bin yıl içindeki kalıntılardır. Daha eski de olabilirler. Fakat 50 bin yıl ve daha öncesine ait benzer kalıntıların su içinde bulunmaları pek mümkün değildir. Çünkü zamanla tuzlu su içinde çözünürler, yok olurlar.

Burada çok önemli bir noktaya temas etmek istiyorum. Tufan’da dünyanın merkezindeki erimiş demir içeren çekirdeğin ısısının mantoya doğru hareket etmesi, mantonun birkaç yüz derece ısınarak su vermesi ve bu suların yeryüzüne gelmesi için muhtemelen uzaydan gelmiş olan donmuş su yani buzdan oluşan kuyruklu yıldızın çapının 1000 km’den fazla olması lazımdır. Bunun dünyaya kaptırdığı suyu okyanuslarda su seviyesini en az 1400 metre kadar yükseltir. Yani Tufan’dan önce Ege Denizi, Baltık Denizi mevcut değildi. Buralarda nehirler vardı. Karadeniz küçük bir göldü. Denizlerdeki su seviyesi günümüzdekinden en az bin metre düşüktü. O günkü deniz ve okyanus sahillerindeki milyonlarca kilometrekare çok yerleşim ve tarım için kullanışlı alan sular altında kaldı. Günümüzdeki kıyılar Tufan’dan önce deniz ve okyanuslardan kilometrelerce uzakta idi.

Çok daha eskiye ait kalıntıların deniz ve okyanus zemin altında taşlaşmış çökelti içinde bulunabilirler. Bazı kalıntılar da karaların yontulması ile yapıldığından olduğu gibi durabilirler. Bunların büyük bir kısmının üstü dibe çöken madde ile kapanmıştır. Bazıları dip sularının hareketi ile görülebilir.

İşte bunlara linkteki bir misal olarak verilebilir. Okyanusların derin olmayan kıyı kesimlerindeki ve deniz tabanlarındaki şekiller insan kalıntısı olabilir. Bunlara UFO diyenler vardır. Çünkü geçmişte yüksek teknolojinin varlığına pek inanmazlar. Geçmişte teknolojinin varlığına işaret eden kalıntıları UFO’lara bağlarlar. Biz katılmıyoruz. Ekteki linkte UFO yazısını dikkate almayınız, Suyun altındaki çizim önemlidir.

https://www.youtube.com/watch?v=13XYqCNHpuI

İslam ve Bilim

Batılılar ne yazık ki İslam dininin teknolojiye, bilime karşı olduğunu sanmaktadırlar. Çünkü onlara daha çocukluklarında bu yanlış bilgi bazen maksatlı olarak, bazen de öyle zannederek, bilmeyerek aşılanmaktadır.

Bilim insanlarımızın dünya çapında duyulmaları batılı gençlerin kafalarına çocukluklarında sokulan bu inancın yıkılmasına, sarsılmasına ve silinmesine sebep olacaktır.

Fakat batılı ileri gelenler bunu önlemek için bu bilim insanını biz yetiştirdik diyebilmektedirler. Misal bu bilim insanı şu üniversitemizde doktora yaptı, şu üniversitede doktora sonrası araştırmalar yaptı, hocası da şudur. Bunu bir açıklama olarak vermelerine gerek yoktur. Başarıya imza atan bilim insanımızın hayatından küçük bir kesit batılının nazarında kendi başarısıdır. Yani ben olmasaydım sen bu başarıya kavuşamazdın. Bilim insanımızın başarısını dahi kendi başarıları olarak görürler. Benim tedrisatımdan geçtin. Elbette haklılar da. Batılı gençlik bilimi verene bakıyor.

Batılı ileri gelenler bilim insanımızın keşfini kendi çıkarları doğrultusunda umursamaz görünürler.  

İşte bize yapılan biraz da budur. Batılı bir bilim insanı Hazreti Nuh’un oğlu ile bir iletişim vasıtası ile konuştuğunu söylese idi ödül alırdı. Tanrıların arabaları ve batılı diğer bazı bilim insanlarının uçuk sayılacak bazı fikirlerini içeren kitapları satış rekorları kırarak beyinlerde yer etmiştir. Çünkü destek görmüşlerdir. Bu yazarların iddialarına bugün çok önemli bir delil daha eklenmiştir. Marsta bulunan şüpheli kalıntıların fotoğrafları günümüzde herkesin kafasını karıştırmaktadır.

Bilimsel olarak Karadeniz’in Tufan ile zerre kadar bir ilgisi yoktur ama onlar söylerse olur. Mu kıtası kesinlikte gerçek değildir. Bilime tamamen terstir, ama onlar söylerse kabul görür. Kâinattaki her şey kesinlikle bir Big Bang sonucu oluşmamıştır, ama onlar söylerse doğrudur.  

Peki, biz bunu niçin yapmıyoruz. Çünkü bizde bilimsel konularda “ben bilmem batı bilir” veya “batı benden daha iyi bilir” anlayışı tam olarak hâkimdir. Buna ek olarak batının dümen suyunda giden sözde aydınlarımız mutlak suretle fikrimize karşı çıkacak, ayıplayarak küçük düşürecek, itibarsızlaştıracaktır. Böylece fikir de rafa kaldırılacaktır. Ama gelecekte o fikre çok önemli bir ekleme ile kendileri sahiplenecektir.

Bu çok önemli ekleme nedir, ne olabilir.

Mars ve Ay’da bulunabilecek insanlığa ait kalıntılar dünyaya getirilip sergilendiğinde Yavuz Örnek değil, tanrıların arabaları ve diğer yazarları gündeme getirilecektir.

Yavuz Örnek’in ebleh ile üzeri çizilmiştir. Belki çizildiğini zannediyorlar. Dünyada o kadar millet var ki elbette onlar doğruyu söyleyeceklerdir.

Siz uyumaya devam edin. Mars’tan, uzaydan getirilecek onbinlerce yıl öncesine ait insanoğlunun eserlerini ülkenizde açılacak sergilerde görmek için ülke bazında yüzlerce milyon dolar vereceksiniz. Elbette vereceksiniz.

Batının Din Anlayışı

Batı toplumunda her türlü ahlaksızlık hâkim olduğu halde dini konularda gizli bir baskı vardır. Ne şaşılacak şey ki her melaneti işler fakat cebindeki kiliseye üyelik kartı ile gurur duyar. Bu Allahu Teâlânın ona istediğini vermesi midir bilmem. Batı toplumlarında din bugün ülkemizdeki İslam dininin tesirinden fazladır. Çünkü baskıyı yapan unsur devletin ta kendisidir. Yani batıda dinin sahibi devletlerdir. Seçimlerde kazanan liderler kutsal kitaplarına el basıp yemin ederler. Meydanlarda halka “tanrı sizi korusun” diye defalarca söylerler. Bizdeki hitabetteki manası “Allah sizi korusun” dur.

Yani batıda dinin sahibi koruyucusu bizzat devletlerdi. Kendi dinlerinde yasak edilmiş olanları hiç umursamazlar. İslam dininde kesin yasak edilmiş olanları adet haline getirdikleri halde dinlerinden taviz vermezler. Kendi nazarlarında dinleri kimlikleridir. Yani battıkça dinlerine daha çok sarılıyorlar. Çünkü teknolojiyi onlar geliştirdiler. Sığındıkları bir şey var.

İslam dininin itikadı odur ki kişi yasak edilmiş işleri yaptıkça kalbi kararır ve dinden uzaklaşır. Hatta belki sonunda küfre düşer, yani İslam dininden çıkar. Hâlbuki ne şaşılacak şey ki batılılar ahlaken daha çok battıkları halde dine sarılmaktan vazgeçmiyorlar. Aslında şaşılacak bir şey yoktur. Allahu Teâlâ isteyene istediğini veriyor. Gidilen yollara bak, farkı anla.

Mars ve Uzaydaki İnsanlığa ait kalıntılar

Mars, Ay ve uzayda insanlığa ait kalıntılar dünyaya getirilip sergilendiğinde acaba ne diyecekler.

Uzaydan insana ait kalıntılar dünyaya getirildiğinde millet tarihçileri, tarihçiler fen bilim insanlarını suçlayacaktır. şimdiden söylüyorum sözüm ona tarihçiler, o gün size ebleh diyecekler.

Uzaydaki kalıntılarda belki eski ümmetlere inmiş kitapların kalıntıları bulunacaktır. O kitaplarda muhammed aleyhisselamdan bahsedilmiş olduğu görülecektir. Veya zamanın alimleri kitap yazmışlardır. Uzaya gidenler yanlarında götürmüşlerdir. O kitaplarda da ahir zaman peygamberinden mutlaka bahsediliyordur. Teknoloji geliştikçe islam dininin hak olduğunu gösteren vesikalar artacaktır. Fakat nasıl ki ebu cehil görüp inanmadı, uzaydan gelecek o kitapları görenlerden inanmayanlar olacaktır.

Muhtemelen ABD kalıntıları getirecektir. milyarlarca dolar turizmden kazanacaktır. Belki bütün masrafları da çıkaracaktır. Ülkesine gidemeyenler için kalıntıları ülke ülke gezdirip, ziyarete açacak para kazanacaktır.