Bilimde herkesin anladığı bir dil yoktur

Azizim, başını kaldır ve semaya bak. Gökyüzünde sayısız yıldız arasında hafiften parlayan Mars da var. O Mars çok gizemli sırların yuvasıdır. O Mars bu Dünyada hiç bir yerde bulunamayacak insanoğlunun hatıralarını, tarihini saklıyor. O Mars sana göz kırpıyor. “Bana gel, sana vereceğim çok şey var. Onlarla tarihin yeniden yazılacak” diyor. Mars’taki gizemler peri masallarında dahi bulunamaz. Hayal dahi edilemez gerçekler o Mars’ın kumlarında seni bekliyor. Ne muhteşem bir hazinedir. Gitmek nerede, dönmek ne zaman.

Azizim, on binlerce, yüz binlerce yıl önce bu Dünyadan giden insanlar Mars’ta bir medeniyet kurdu. Orada uzun zaman belki yüzlerce, binlerce yıl yaşadılar. Sonra bir gün Mars bir sebeple yerle bir oldu. Sebebini şimdilik bilmiyoruz. Acaba asteroid ve meteorlar mı yerle bir etti. Yoksa gelişen teknoloji ile Mars’ı insanoğlu kendisi mi yok etti. Bir gün anlaşılacaktır.

Acaba o kumlerin içinde hangi teknolojiler saklı. Temiz nükleer enerji ile çalışan tek ve çok kişilik uçan araçlar. Kök hücreden yedek kalp, ciğer üreten cihazlar. Elektronların çekirdek etrafında dönüşünü enerjiye çeviren temiz sınırsız nükleer enerji motorlar. Marslıların kullandığı haberleşme vasıtaları yanında şimdiki “cep tellerin” muhteşem antika sayılacağı iletişim vasıtaları ve daha hayal edilemez ne teknolojiler o kumların altında duruyor.

Biliyor musun azizim, bugün yeryüzünde yaşayan milyonlarca insanın atası da o Mars’a gitmişti. İstanbul-Ankara gibi yolculuk yapmıştı. Acaba azizim senin yüzlerce göbekten deden de Mars’a gitmiş miydi.

Hiç düşündün mü bir dedenin Ay’a ayak bastığını, başka bir dedenin yörüngede uçtuğunu, Mars’ta yaşadığını, Jüpiter’in yörüngesinde tur attığını.

Bak azizim, bize “herkesin anlayacağı dilden konuş” diyorlar.

Yoksa deli derler, kafayı yemiş derler.

Maazallah işinden olursun. Sırası mı şimdi.

Virüse çare bul.

Bu virüs mazlumlara değil de iki ayaklı virüslere saldırsa ne güzel olur.

Azizim, bir bilim insanı herkesin anlayacağı dilden konuşmaya ASLA MECBUR DEĞİLDİR.

ÖYLE BİR DİL YOKTUR.

Bilimde herkesin anladığı bir dil yoktur. OLAMAZ.

Azizim, bin dalı olan kimyanın bir dalında Dünyanın en meşhur bilim insanı olduğunu düşün. Kimyanın dışındaki bir bilim dalında yapılan bir sempozyuma gittin. Orada yüksek ilimler ihtiva eden farklı bilim dalındaki derin sunumlardan bir şey anlayamazsın. Sen sahanda sensin. Sahanda Dünyanın en başarılı bilim insanı olsan da dışarıda bir hiçsin.

Azizim, hiç kimse seni anlamaya mecbur değildir.

Azizim, hiç kimseye de zorla bir şey vermeye de mecbur değilsin.

Azizim, bir bilim insanı meçhul bir şeyi aydınlattığı gibi o konuda herkesi aydınlatamaz. Onlarca yıl zaman geçmesi gerekebilir. Işık beyaz duvarı beyaz, siyah duvarı siyah gösterir. Suç ışıkta değil, duvarın yapısında.

Azizim, bir bilim insanı bir olayın sebebini, özünü anladığı gibi kendisi anlaşılamayabilir. Olayları anlamayanlar olayların sırlarını anlayanları her zaman anlamaz. Sus ve yoluna devam et. Tepki zaman kaybetmene, bilimden uzaklaşmana sebep olur.

Keşfedilmemiş her şey bilim insanı için bir güldür. Onu kokladıkça hayattan zevk alır.

Koklanacak sonsuz gülün var azizim.

İmkânın olmasa da kalemin var.

Kalem yol çizer. Gelecek nesiller o yolda yürür, bilimde kalkınır.

Geçmişi keşfedenler geleceği daha iyi anlar. Geleceğe yol çizer. Ufukları aydınlatır.

Batıda “fikirler ucuzdur” derler. Sen ücreti Rabbinden iste.

Azizim, her ilmi olanda tevazu olmayabilir. İlim kibir ehlinde de olur.

Azizim, her şeyin yoktan yaratıldığını, bir sebep ile hayatta kaldığını bilen bir bilim insanını sahip olduğu ilim daha çok tevazu sahibi yapar.

Çünkü o bilim insanı kendisinin bir hiç olduğunu bilir.

Kibre kapılırsa trilyonlarca hücrelerinden yalnız ve yalnız birinde çıkabilecek bir değişim onu toprak edebilir.

Azizim, bilimde herkesin anlayacağı OLMAYAN bir dilden konuşmak MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Her şeyi her yerde konuşursan anlamayanlar, kabul etmeyenler çok olur.

O zaman fitne çıkar. Hakarete uğrarsın.

Çaresi var mı. ELBETTE.

Fikri yurt dışına ihraç et.

Sonra birileri ithal eder.

O zaman kıymeti bilinir.

Herkesi de memnun edemezsin.

Kimseyi kırmamak daha güzeldir.

Çatı, Bina ve Yollar Dezenfekte Edilmelidir.

Tuzlu su, denizler, göller ve kaplıcalar bu maksatla kullanılabilir.

Van Gölü suyu en uygunudur

Virüs salgını büyük oranda insandan insana geçerek devam eder. Fakat virüs insana havadan ve dışarıda dokunduğumuz bir cisimden de geçebilir. Evin dış duvarında, çatıda ve aracın dış kısmında virüs bulunabilir. Yağmur ve kar bunları izole eder.

Virüsün havadaki ömrü sanıldığı gibi kısa değildir. Havada asılı duran, rüzgârla hareket eden bir tozun üstündeki bir bakterinin vücudunda maksimum 400 kadar virüs günlerce yaşayabilir. Bu yüzden insanlarla temas edilmese dahi dışarı maskesiz çıkılması doğru değildir. Hatta içeri girmeden saç kurutma makinası ile vücudu silmelidir.

Havada virüs taşıyan tozlar evlerin çatılarına, yüzeyine, balkonlara, araçların üstüne, yerlere hissedemeyeceğimiz çok hafif rüzgârlarla gelmektedirler. Bunun için çevremiz devamlı dezenfekte edilmelidir. Evlerin içi sirke ile dezenfekte edilir. Gül suyu bir kabın içine açık bırakılır.

Çevremizi dezenfekte etmek için çatılara tuzlu su püskürtülür. Binaların çatıları, yüzeyleri, balkonları ve yollar tuzlu su ile temas eder. Bu sular şuralardan da temin edilebilir.

Deniz ve tuzlu su gölleri, tuz ilave edilmiş nehir suları.

Kaplıca suları. Pek çok ilimizde kaplıca vardır. Bu sular ile de dezenfeksiyon yapılır.

Özellikle Van Gölünün suyunda yüksek oranda çamaşır suyu olarak bilinen sodyum karbonat vardır. Güçlü virüs öldürücüdür. Göl suyuna su katarak ölçülü miktarda kullanılabilir. Van bu konuda çok şanslı.

Tuz Gölü ve diğer tuzlu göllerden de istifade edilir.

Bunlar yoksa tuzlu su ile çatılar ara sıra dezenfekte edilmelidir.

İodine May Stop the Coronavirus Outbreak

Iodine is a very powerful virus killer.
It is a very powerful disinfectant.
It is used in medicine in diluted form for this purpose.
Iodine-containing tincture is a very strong disinfectant.
Some lung patients find healing as there is iodine in the air in salt caves.

In other words, it is not toxic for a limited amount of iodine to go to the lungs.
The amount of iodine in the blood of those who died from the virus can be very important.
It is stated that iodine deficiency is found in foods.
A lack of iodine in the blood can reduce the body’s defenses against viruses.
If patients are given a small amount of iodine for a short period of time with oxygen, recovery may be observed in patients.

Antivirus compounds such as potassium iodide, iodine or non-side effect iodine compounds can be given to a patient, with serum as well.

Probably at many hospitals all around the World, iodine with oxygen have given to patients and their results are recorded.
There is no need for preliminary tests in animals for this.
It has been reported in the sources whether a small amount of iodine inhalation has side effects.
Iodine can be given to the patient by oxygen concentrator.

Since the virus entering the lungs will enter the in the cell, iodine may have little effect. In this case, drugs containing iodine can be given to patients. In the past, potassium iodide was used. It is also available now.

It is known that iodine accumulates in the thyroid. The iodine to be given to the patient should not be on the surface that will damage the thyroids.

Iodine-containing drug “Povidone-iodine (iodopovidone)” is known to inactivate many viruses. Some of these viruses; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza and viruses that destroy the body defense system. It can also be used for coronavirus.


İyot Korona virüs salgınını durdurabilir.

İyot çok güçlü bir virüs öldürücüdür.

Çok güçlü bir dezenfektandır.

Seyreltilmiş halde tıpta bu maksatla kullanılmaktadır.

İyot içeren tentürdiyot çok güçlü bir dezenfektandır.

Tuz mağaralarında havada iyot olduğu için bazı akciğer hastaları şifa bulmaktadırlar.

Yani sınırlı bir miktarda iyodun ciğerlere gitmesinde bir sakınca yoktur.

Virüsten hayatını kaybedenlerin kanındaki iyot miktarı çok önemli olabilir.

Gıdalarda iyot eksikliği bulunduğu ifade edilmektedir.

Kandaki iyot eksikliği virüslere karşı bedenin savunmasını azaltabilir.

Hastalara oksijenle birlikte kısa bir süre için çok az miktarda iyot verilirse hastalar iyileşme gözlenebilir.

Virüse karşı etkili olabilecek iyot veya yan tesiri olmayan iyotlu bileşikler serum ile de hastaya verilebilir.

Bunun için teste belki gerek yoktur.

Hayvanlarda ön denemeler yapmaya gerek yoktur.

Çünkü Dünyada birçok hastanede doktorlar hastalarına iyotlu oksijen vermişlerdir ve sonuçları kayıtlıdır. Diğer iyotlu bileşikleri de vermişlerdir. Etkileri not edilmiştir.

Kaynaklarda çok az miktarda iyodu solumanın yan etkilerinin olup olmadığı bildirilmiştir.

Oksijen konsantratöründen hastaya iyot verilebilir.

Akciğerlere giren virüs hücre içine geçeceği için iyodun tesiri az olabilir. Bu takdirde iyot içeren ilaçlar hastalara verilebilir. Eskiden potasyum iyodür kullanılıyordu. Şimdi de kullanılabilir.

İyodun troidlerde toplandığı bilinmektedir. Hastaya verilecek iyot troidlere zarar verecek yüzeyde olmamalıdır.

İyot içeren “Povidone-iodine (iodopovidone)” ilacı pek çok virüsü inaktive ettiği tıbben bilinmektedir. Bu virüslerden bazıları; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza ve beden savunma sistemini çökerten virüsleridir. Koronavirüs için de kullanılabilir.

İyotça zengin gıdalar:

İyotlu tuz, Deniz yosunu, Süt, Yoğurt, Yumurta, Tavuk, Kabak çekirdeği, Yaban mersini, Taze balık, Ispanak, Soya fasulyesi, Şalgam, Pazı, Kabak, Kuru fasulye, Sarımsak.             

                   

                                                     

 

Mikroptan korunmak için GÜL SUYU kullanınız.

Dezenfaktan olarak kolonya kullanımı tavsiye edilmektedir. Bir kaç kullanımdan bir zarar gelmez. Fakat bildiğiniz gibi kolonya içkinin ana maddesidir. Tahriş edici özelliği vardır. Bu yüzden de mikropları öldürücü özelliği vardır. Devamlı kullanımı çiltte tahrişe sebep olmaktadır.

Bu ortamda kesinlikle alkol almayınız. Beden virüse sanki davetiye çıkarır. Kana geçen alkol kandaki her tür virüsü olmasa da bazı virüsleri öldürebilir. Bu doğru olabilir. Fakat alkol ciğerleri virüsten koruyamaz. Daha çok tahriş olmasına sebep olabilir. Yani virüsün akciğerlere yerleşmesine sebep olabilir.

Mikrop öldürücü özelliği olan gül suyunun alkol gibi cilde zararı yoktur. Belki alkolün öldüremediği mikrop ve virüsleri de öldürür.

Gül suyunun ikinci bir faydası daha vardır. Kokusu bedeni besler, yani bağışıklık sistemini güçlendirir. Mikroplara karşı bedeni korur. Ellerimize az da olsa gül yağı sürmemiz de çok faydalıdır.

Karantinaya alınmayan herkesin bu virüse temas etme ihtimali vardır. Mikroplar tavadaki tozlarda bulunur. Tozlar hava akımı ile yer değiştirir. Bu mikroplardan birinin bedeninde yüz virüs yaşayabilir. Virüslerin havadaki tozlarda bulunan mikropların bedeninde bir ortama rüzgârla da gelme ihtimali vardır. Temas şart değildir.

Virüsün hastalık yapabilmesi için miktarı da önemlidir. Temas ile çok daha fazla virüs bulaşır. Havadan gelen bunun binde birinden de azdır. Hastalık yapma ihtimali zayıftır. Fakat yerleştiği yerde canlı varsa hızla artar.

Evi havalandırmak virüsten kurtulmak için bir çare değildir. Teorik olarak tam tersi mümkündür. Pencereden içeri toz zerreleri girer. Bu toz zerrelerinin üzerinde mikroplar ve onların bedeninde virüsler olabilir. Ciddiye alınacak bir tehlike değildir. Elbette evi havalandıracağız ama bu virüsten kurtuluş için değildir. Temiz hava soluyup bedeni zinde tutmak içindir. Yani evinizi havalandırabilirsiniz.

Sosyal medyadaki bazı paylaşımlar bilimsellikten uzaktır.

Evdeki eşyayı sirle ile silmek çok faydalıdır.

Hastalıktan korunmak için bedenin direncini sağlam tutmak lazımdır.

Herise yani keşkek bedeni çok kuvvetlendirir. Buy yani çemen (pastırmaların üstüne sürülen çemen ismindeki macun; sarmısak, kırmızı biber ve buy tohumu unudur), hakiki bal, zencefil, pekmez, nar, sirke, limon, havuç, çörekotu ve hurma gibi bazı gıdalar bedenin savunmasını arttırdığı için aşırıya kaçmadan tüketilmesini önemle tavsiye ederim.

Sabahları aç karnına su içmeyiniz. Bedeninizin savunması zayıflar. Suya bal katıp içebilirsiniz.

Virüs Kıyamet koparmaz

Kıyamet ne zaman kopacak

Kıyamet kopmasa bu alem yok olur mu

Bu alem kendiliğinden nasıl yok olur

Hazreti Mehdi ne zaman gelecek

Bu Kâinatın yaratılması kıyametin alametidir. Çünkü bu alemde yaratılan hiç bir şey sonsuz değildir. Bu Kâinatın sonu başına yerleştirilmiştir. Sonundaki olayların benzerleri başında da olmuştur. Bu alem başlangıçta yoktu, sonunda da yok olacaktir. Peki; bu alem kendiliğinden yok olabilir mi. Evet olur, peki nasıl.

Kıyametin kopması konusu her ne kadar dini içerikli bir konu olsa da kıyametin kopmasına sebep olacak olaylar birer bilimsel konudur. Kıyamet kopmasa da var olan hiç bir şey sonsuz var kalamaz. Çünkü her şey değişim halindedir. Bu değişimlerin bazısı saniyenin milyarda biri kadar bir zamanda vuku bulurken, bazısı milyarlarca yılda vuku bulmaktadır.

Sonsuz uzun bir zamanda dağların içindeki atomlar dahi değişir. Başka atomlara dönüşür. Çünkü zaman sınırsızdır. Tabiatta nötron, elektron ve proton yayan yıldızlar, atomlar vardır. Bunlar maddenin yapısını bozar. Kurşunu altına, bakırı demire çevirir. Atomlar sonsuz uzunluktaki bir zamanda parçalana parçalana en küçük atom olan hidrojen gazına dönüşür. Katı bir şey kalmaz. Katı bir Dünya kalmaz. Hidrojen de darbe yiye yiye atom altı parçacıklara, onlar da daha küçük parçacıklara, onlar da kendilerini oluşturan enerjiye dönüşür. Yani evrende madde kalmaz, hepsi enerjiye dönüşür. Yani kıyamet olmasa da sonsuz zamanda yine her şey kendiliğinden yok olur, enerjiye dönüşür.

Demek ki bizim yani bu madde aleminin bir başlangıcı vardır. Sonsuz önceden gelmiyoruz.

Dünyamızın iç kısmını Güneş ısıtmıyor. Magma ve manto kısmen soğuyup yeri ısıttığı halde yanlız onlar ısıtmıyor. Yer kabuğunda, mantoda ve çekirdekte bulunan trilyonlarca ton uranyum gibi radyoaktif maddeler bozunarak ısı verirler, nükleer santrallerdeki gibi. Doğal bir reaktör gibi ısı üretirler. Bu ısı yer kabuğunu çok az da olsa ısıtır. Yani radyasyon bir rahmettir. Unutmamak lazım ki kalbimiz nükleer enerji ile çalışıyor. Her şeyin aşırısı zararlıdır, balın da, kaymağın da.

http://www.yavuzornek.com/gizemli-gercekler/kalbimiz-nukleer-enerji-ile-calisiyor/

Bilimsel olarak bu evrenin ne zaman yaratıldığını kesin olarak bilmediğimiz gibi sonlanmasına sebep olacak kıyametin ne zaman kopacağı da bilmiyoruz. Evrenin yaşının yaklaşık 13.5 milyar yıl olduğu bilim insanları tarafından kabul görmüştür. Big Bang’a dayalı, uzaklaştıkça artan bir ivme ile genişleyen evren modeli üzerinden yapılan hesaplarla bu rakam bulunmuştur. Kesin değildir. Kaldı ki Big Bang’ın kendisi tartışmalıdır. Evrenin yaşının 13.5 milyar yıl olması zayıf bir ihtimaldir. Bilim dünyası elindeki bir delile göre şimdilik bu rakamı kabul etmek zorundadır. Bilim evrenin yaşını gelecekte 124 milyar yıl olduğunu söylerse şaşırmamak lazım. Çünkü bir İslam âlimi evrenin yaşının 124 milyar yıl olduğunu bildiriyor. Bu tarihe diğer kat semaların, Arş’ın ve Kürsi’nin yaşını dahil etmemiştir. Sadece evrenin yaşını bildirmiştir.

Çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum. Evren ile Kâinat kavramları arasında çok fark vardır. Evren yalnız galaksilerden oluşmaktadır. Batı kültür ve biliminde maddenin sınırı bu galaksilerin bittiği yerdir. Batı kültüründe yalnız evren kavramı vardır, Kâinat kavramı yoktur. İslam dininde ise bu evren diğer yaratılanların yanında deryada bir damla bile değildir.  

Yedi kat sema, Arş ve Kürsi Kuranı kerimde bildirilmiştir. Bunların dışında mana âleminde sayısını bilmediğimiz makamların olduğu da bildirilmiştir.

Günümüzdeki bilim daha birinci kat semayı yani evreni bir bütün olarak anlamaktan çok uzaktır. Bunun dışındaki diğer altı tabaka, Kürsi ve Arş’ın ne zaman yaratıldığı trilyonlarca yılı bulabilir.

Kâinatın yaratılışı hakkında web sayfamızda bir yazı bulunmaktadır.

www.yavuzornek.com/gizemli-gercekler/big-bangdan-once-kainatta-su-vardi-big-bang-teorisi-gecersizdir/

Ayet ve hadislerde kıyamet alametleri

Kıyametin yaklaşmasının alameti beşeri olaylarla başlar. Yani insanların yoldan çıkması kıyametin küçük alametlerindendir. Buna bağlı olarak doğal afetler artar.

Kıyametin en büyük alameti bu Kâinatın yaratılmasıdır.

Doğum ölümün habercisidir.  

Yaratılan Kâinat bir gün son bulacaktı. Bu âlemde sonsuz olan yalnız Allahu tealadır.

Evrende galaksiler varken bu Güneş yoktu. Uzaydaki gazlar, tozlar bir araya getirilip sonradan yaratıldı. Bu Güneşin yaratılması da kıyametin bir alametidir. Çünkü onunla beşeri hayat devam edecektir.

Dünyanın yaratılması da kıyametin alametidir.

Âdem aleyhisselamın gelmesi de, Resulullahın aleyhimüsselam doğması da Kıyametin alametidir.

Evrenin, yıldızların, Dünyanın nasıl sonlanacağı hakkında ayetler vardır.

“Güneşin karardığı, yıldızların yerlerinden ayrılıp döküldükleri, dağların dağılıp saçıldıkları, denizlerin kaynadığı zaman” (Tekvir ilk âyetler).

“Göğün yarıldığı ve yıldızların dağılıp yok oldukları zaman” (İnfitar 1-2).

“Her şey yok olacak, yalnız O kalacaktır” (Kasas 88).

Hadisi şeriflerde de kıyametin alametleri bildirilmiştir. Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten Şam’a inecek, Deccal çıkacak. Yecüc ve Mecüc kavmi ortalığı karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük zelzeleler olacak. Yemen’den bir ateş çıkacak.

Her ne kadar pek çok alameti bildirildiyse de kıyametin ne zaman kopacağı hakkında ayet ve hadislerde net bir bilgi yoktur. Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi.

“Onu ancak Allah bilir” buyuruldu (Araf 187, Ahzab 63).

Biz burada kıyametin ne zaman kopacağını değil fakat yakın bir zamanda kopmayacağını bilimsel olarak ifade etmeye çalışacağız. Hazreti Mehdi gelmeden kıyamet kopmaz. Peki, hazreti Mehdi ne zaman gelecektir.

Hazreti Mehdi ne zaman gelecek.

Evliyanın en büyüklerinden İmamı Rabbani hazretleri hazreti Mehdi’nin ne zaman geleceğini bildirmiştir. İmamı Rabbaninin kim olduğunu soranlara cevap olarak deriz ki âlimlere göre eshaptan sonra onun gibi bir veli bu Dünyaya gelmemiştir.

Daha atom keşfedilmeden buyurdu ki “maddenin içinde zıt yükler birlikte bulunmaktadır. Felsefeciler bu sözümüze inanmasa da bu böyledir”. Çünkü o zamanın felsefesinde ateş ile su gibi zıt şeyler bir arada bulunamazdı. Mübarek zat maddenin içindeki zıt yüklü proton ve elektronları haber veriyordu. Uzay cisimlerinin yapısı hakkında hiçbir bilimsel çalışma olmadığı zaman buyurdu ki “gökteki bütün cisimler toprak maddelerinden yaratılmıştır”. Yani yıldızların atomlardan yapılmış olduğunu haber vermişti. Toprak atomlardan yapılmıştır.

İmamı Rabbani hazretleri hazreti Mehdi’nin kendisinden bin yıl sonra geleceğini bildirmiştir. Yani hazreti Mehdi 2600 yıllarında gelecektir, yani günümüzden 600 yıl sonra gelecektir.

Demek ki kıyametin kopması için en az 600 yıl geçmesi lazımdır. Hâlbuki Hazreti Mehdi’den sonra hayat devam etmiştir. Bunun ne kadar olduğunu bilmiyoruz.

Güneş batıdan ne zaman doğacak

Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmayacaktır. Peki, Güneş batıdan ne zaman doğar. Bu bilindiği takdirde Kıyametin ne zaman kopacağı yaklaşık olarak anlaşılabilir. Güneşin batıdan doğması için kutupların yer değiştirmesi gerekir.

Kutupların manyetik kayması farklı bir olaydır. Güneş’in, Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin çekim etkisi ile Dünya’nın kutuplarında bir yalpalama oluşur. Yerde dönen bir topacın hareketine benzer. Topaç hareketi ile kutuplar yer değiştirmez. Fakat topaç hareketi sonucu kıtalarda büyük oranda iklim değişiklikleri oluşur. Çöller yeşerir, çöl olmayan yerler çölleşebilir. Özellikle yaklaşık hemen her 40.000 ve 100.000 yılda iklimde büyük değişiklikler olmuştur. Buna sebep olan Dünyanın topaç hareketidir. Tabi ki başka sebepler de olabilir. Meteor düşmesi, her yerde lavların ve çok sıcak gazların yüzeye çıkması, Güneşteki hareketlilik, Dünyaya yakın geçecek çok büyük bir kuyruklu yıldızın veya uzaklardan gelip giden yüzlerce km çapındaki bir uzay cisminin uzun yıllar Güneş ışığını engellemesi Dünyada iklim değişikliklerine sebep olur.

Güneşin batıdan doğması için iki sebep vardır. Birincisi Dünya kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşlayarak durup ters yönde dönmesidir. Aniden durursa yeryüzünde hiçbir canlı kalmayabilir. Her canlı ve cansız yüzlerce metre havaya fırlar. Sonra düşüp ölür. Evler temellerinden kopup havalanır.

İkincisi kutupların yer değişmesidir. Bu da ani olursa büyük felaketlere sebep olur. Kıyamete yakın bunlardan birisinin sebebiyle kutuplar yer değiştirecektir. Peki, bu iki olayın sebepleri ne olabilir.

Bir sistem durduğu yerde sebepsiz değişmez. Bu fizik kurallarına aykırıdır. Kutupların değişmesine Dünyaya yaklaşan gök cisimleri sebep olabilir. Çok büyük meteorların çarpması da kutupları değiştirir. Yeraltında sıkışmış milyarlarca ton gazın ani patlaması ve kıtaların hızla birbirine çarpması da sebep olur. Güneşteki devasa patlamalar ve çok yüksek manyetik alanlar da sebep olur. Bugün bilmediğimiz başka olaylar da sebep olabilir. Yani Dünyanın kutuplarını değişmesi için birçok sebep var. Fakat bütün bu sebeplerin bazısı yüzbinlerce yılda, bazısı milyonlarca yılda bir görülebilir.

Peki, geçmişteki 4.5 milyar yılda kutuplar hiç değişti mi?

Kanaatimce pek çok kez kutuplar yer değiştirdi. Dünyada canlı hayatın devamı için bunun şart olduğuna inanıyorum. Kutuplar değişerek bütün Dünyada canlılar için daha elverişli şartlar oluştu. Bu şartlar yüzbinlerce belki milyonlarca yıl sürdü. Son kutup değişmesi ne zaman olduğu hakkında bilimsel bir çalışma vardır.

Kuranı kerimde “iki doğu, iki batı” buyuruluyor. Bundan bir zamanlar batının doğu olduğu anlaşılabilir. Bu konuda bir yazımız vardır.

Bilim insanları Dünya’nın kutuplarının geçmişte değiştiğini bazı delillere dayanarak ispat etmeye çalışmaktadırlar. 780.000 yıl önce kutupların değiştiğini iddia eden bilim insanları vardır. Bu bilgi esas alınırsa yer küre oluştuğu günden beri Dünyada binlerce kez kutup değişmiştir. Elbette gelecekte de bir kutup değişimi olacaktır. Çünkü Güneşin batıdan doğacağı bildirilmiştir.

Kıyamette kutupların değişmesine ne sebep olacaktır.

Kaynaklardan Dünyaya bir bela gelmeden Güneşin batıdan doğacağı anlaşılıyor. Yani değişim yavaşça olacaktır. Bir uzay cisminin çarpması ile olmayacaktır. Bir çekimle yavaşça olacağı anlaşılmaktadır.  

Kamer suresi 1. Ayette “Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı” buyurulmaktadır. Ay’ın yarılması kutupların değişmesine sebep olabilir. Yarılan Ay’ın parçaları birbirinden uzaklaşınca çekim etkisi ile Dünyanın kutupları değişebilir.

Şunu da önemle ifade edeyim ki Ay’ın etkisi ile Dünyanın dönüş hızında bir yavaşlama vardır. Bu takriben günlük 0,00164 saniyedir. Hazreti Âdem’den günümüze kadar bir yıl yaklaşık 4 gün kadar uzamıştır. Yani Âdem aleyhisselam topraktan yaratıldığı gün bir yıl 368-370 yıl kadardı.

Peki, Ay’ın yarılmış fakat çekimle bir arada duran parçaları niçin birbirinden ayrılacak. Bugün niçin ayrılmıyor. Bunun için yine bir gök cismine ihtiyaç vardır. Uzayın derinliklerinden gelecek yüzlerce km çapında bir kuyruklu yıldız veya bir gök cismi Ay’ın iki parçasının birbirinden ayrılmasına, Ay’ın ikiye bölünmesine sebep olabilir. Hem kuyruklu yıldız hem de Ay’ın birbirinden uzaklaşan parçaları Dünyaya yapacağı çekim etkisi ile kutupların değişmesine sebep olabilir. Nitekim İmamı Rabbani hazretleri bir kuyruklu yıldızdan bahsetmektedir.

Kutupların yavaş değişmesi ile yeryüzünde canlı hayat yok olmaz. Geçmişte kutupların değişmesi ile canlılar yok olmadı. Böyle bir kalıntı mevcut değildir. Güneş batıdan doğunca kıyametin hemen kopmayacağını şu haberden anlıyoruz.

Eshab-ı kiramın büyüklerinden Abdullah bin Ömer, radıyallahü anhüm, hazretleri, “Güneş, batıdan doğduktan sonra, Kıyamet kopana kadar, insanlar 120 yıl daha kalacak, öyle ki fidan bile dikeceklerdir” buyurdu (Kurtubi).

Burada şu soru akla geliyor. Biliyoruz ki Güneşin batıdan doğduğunu görenlerin imanı kabul olmayacak. Peki, yeni doğanlar veya çocuk olanlar büyüyünce iman etseler onların da imanı kabul olmayacak mı? Hadisi şeriften bu anlaşılıyor. Çünkü onlar da Güneşin batıdan doğmasını bir senet kabul edecekler. Yoksa Güneş batıdan doğduktan sonra kimsenin çocuğu olmayacak mı? Bu da mümkündür.

Hazreti Mehdi üçüncü bin yılının yenileyicisi yani müceddidi olacaktır. Yani 2600-3600 yılları arasında onun ilminin etkisi Dünyada görülecektir. Dördüncü bin yılının yenileyicisinin geleceği bildirilmedi. Fakat bu Kıyametin 3600 yılından sonraya kalmayacağını bildirmez. 3600 yılından hemen sonra kıyametin kopacağını bildirmez. Bir yenileyici gelmeden de hayat devam eder. Yenileyici olmadığı için insanlar daha çok yoldan çıkar. Nitekim hadisi şeriflerde buyuruldu ki;

Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz (Hâkim).

Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet kopmaz (Müslim, Tirmizi).

Bu nesil dördüncü bin, beşinci bin hatta daha fazla binli yıllarda devam edebilir.

Kıyametin ne zaman kopacağını Allahu teala bizden saklamıştır. Yani ne zaman olacağına dair elimizde şimdilik bir bilgi yoktur. Biz yalnız belirli bir tarihten önce kopmayacağını söyleyebiliriz. Misal Kıyamet hazreti Mehdi gelmeden kopmaz. Yani en az 600 yıl geçmeden kopmaz. Hazreti Mehdi geldikten sonra bin yıl içinde de kopmayabilir. Çünkü onun kalplere etkisi devam edebilir. Dördüncü bin yılın yenileyicisi olmayacağı için 3600 yılından sonra, yani günümüzden 1600 yıl sonra Dünya ahlaken hiç yaşanmayan çok karanlık bir çağa girecektir. Kıyamet bu tarihten sonra kopabilir. Doğrusunu Allahu teala bilir.

Henüz Güneş batıdan doğmadı. “Mehdi geldi, Kıyamet yakında kopacak” sözü gerçek değildir.