Orman Yangınları Nasıl Önlenir

Canlı hayatın devamı için tabiatta binlerce olay kendiliğinden oluşmaktadır. Ormanlar, okyanuslarda yüzlerce metre derinlikte, kilometrelerce genişlikte akıp giden akıntı denen nehirler, yere gıda hammaddesi gönderen şimşekler ve daha nice doğal olay varlığımızın müsebbidir.

Bu binlerce doğal olayların bir sebeple değişmesine, anormal hal almasına doğal afet diyoruz. Bu afetlere maalesef insanlar da sebep olabilmektedir.

Orman yangınları doğal olarak yıldırımlarla, meteor düşmesiyle, yazın sıcağında depremlerin sebep olduğu kayaların kayması sonucu oluşan kıvılcımlarla ve başka sebeplerle oluşabilir. Bunun dışındaki bütün orman yangınlarına insanlar bir şekilde isteyerek veya istemeyerek sebep olmaktadır.

Orman yangınları için en önemli üç durum sözkonusudur. Tedbir almak, erken uyarı ve erken müdahale. Peki bunları nasıl başarabiliriz.

Orman yangınlarını önlemek için gerekli bütün tedbirler alınmalıdır. Günümüzün teknolojisi bunun için yeterlidir. Nasıl ki bir savaş pilotu alarm verildikten birkaç dakika sonra havalanabiliyorsa benzer şekilde yangın söndürme hava araçları da birkaç dakika içinde havalanmalıdır. Yangını söndürmede başarılı olabilmek için erken müdahale edilmelidir. Geç kalan müdahale pahalıya mal olur.

Ormanlar uzaydan taranabilir. Orman bölgelerinde en yüksek rakımlara, gerekirse direk dikip, yakın ve uzak mesafeden ısıölçer cihazlarla birlikte kameralar konulmalıdır.

Peki, orman yangınlarını söndürmek için neler yapılabilir.

Orman alanlarında 4000 kadar suni gölet yapılmıştır. Evet, bunların inşası çok önemlidir. Hava ve itfaiye araçları bu göletlerden alıp yangını söndürmektedir. Fakat bunların tamamı veya büyük bir kısmı düşük rakımlara inşa edilmiştir. Hava ve itfaiye araçları kullanılmazsa bu göletler yangını söndürmede hiçbir işe yaramaz. Çünkü rakımları düşüktür. Ormanların en üst kısımlarına gölet kurmak tabi ki pek mümkün değildir. O halde orman yangınlarını söndürmek için başka yollar aramalıyız.

Bir helikopter en fazla 10 ton su taşıyor. Yüz helikopter on seferde 10.000 ton su taşır. Bu kadar su ile bir yangın söndürülebilir. Bu 10.000 ton su 10.000 metreküptür. Yani zemin çapı 30 ve yüksekliği 15 metre olan bir depo 10.000 ton su alır. Bu tank bin helikopterin bir seferde taşıdığı suyu tutar.

Ormanlık alanların içinde en tepe noktalardan bazılarına su kuleleri inşa edilir. Bunun için bir miktar ağacın kesilmesi yangınlarda yanan orman yanında bir hiçtir. Ya küçük boyutta pek çok veya büyük kapasitede daha az su kulesi inşa edilir. Bunun için konum çok önemlidir. Çapı 100 metre olan 20 metre yüksekliğindeki bir su deposu 150.000 ton su alır.

Rakımın yüksekliğine göre su kulelerinin büyüklüğü değişir. Her tepe noktaya da su kulesi yapmaya gerek yoktur. Helikopter su kulesinin alt kısmında bulunan çok hafif malzemeden yapılmış borunun ucunu bağlayıp gidince boru açılacak. Borunun açılan kısmı havada değil yerde olacak. Helikopter borunun yalnız ön kısmını havada taşıyacak. Yangın mahalline gelince helikopterin metrelerce alt kısımdaki hortumun ucu açılır. Su borunun ön kısmında bulunan bir metre çapındaki fıskiyeden tazyikli bir şekilde yangının üstüne gönderilir. Bir su borusu helikopterde aralarında 10-20 metre mesafe bulunan 3-5 farklı boruya ayrılabilir. Her biri farklı noktaya su gönderir. Veya başka bir helikopter depodan başka bir hortum alabilir.

Bu işlemim çok büyük avantajları vardır. Burada havada su taşıma yoktur. Su havadan değil, karadan borularla iletiliyor. Bu işlem için büyük helikopterlere de ihtiyaç yoktur.

Su kuleleri mutlaka yaygınlaştırılmalıdır. Var olanların sayısı arttırılmalıdır. Helikopterlerin kullanımına sunulmalıdır. Yangınlar birkaç dakikada söndürülebilir.

Peki, bu kadar su yüksek rakımlara nasıl taşınacak. Belki o bölgede yüz yıl yangın olmayacak. Bu masraf değil mi. Risk için alınan tedbirler masraf olmaz. Riski bertaraf etmek için en çok masraf yapan ülkeler gelişmiş ülkelerdir.

Bununla birlikte su kulelerini ekonomik olarak su ile doldurmak mümkündür. Kar yağışı olan yerlerde bu kolaydır. Yüksek kesimlerdeki kar ile doldurulabilir. Üst kısma deponun çapından 2-3 kat fazla çanak anten gibi bir “su çanağı” sistemi yerleştirilir. Böylece yağan yağmur ve kardan daha fazla istifade edilir. Bu kısım betondan değil dayanıklı bir malzemeden yapılır. Kapatılıp yağış zamanı uzaktan kumanda ile açılabilir. Su kulelerinin çapının büyük, yüksekliğinin az tutulması yağışlardan daha çok istifade edilmesini sağlar. Su kulelerinin yakınındaki yüksek kesimlere su kulesi yapmadan sadece su çanağı yapılır. Açılıp kapanabilmelidir. Yağışlardan burada toplanan su ana su kulesine hiçbir enerji harcanmadan akıtılır.  

Yüksek kesimlere gölet yapmanın elbette faydası vardır. Göletlere karşı değilim. Ama görüyoruz ki yangını söndürmek için hiç de yeterli değiller.

Su kuleleri depreme, toprak kaymasına karşı dayanıklı olmalıdır. Aksi takdirde bir depremle su kulesi hasar görebilir.

Bundan sonra inşa edilecek göletler mümkün olan en yüksek rakımlara yapılmalıdır. Düşük rakımdaki göletlere onay vermek hoş geldin yangın demektir.

Burada teknik bir konuya değineceğiz.

Ülkemizde 3 uçak ve 39 yangın söndürme helikopteri orman yangınlarına hassas bölgelerde bulunmaktadır. Yangın söndürmede 4311 kara aracı kullanılmaktadır. Bunlar 1078 arazöz, 281 su tankeri, 2270 ilk müdahale aracı, 181 dozer ve 501 iş makinasıdır. Orman yangınlarında 10.545 işçi, 4110 teknik eleman ve 6435 memur olmak üzere toplam 21.090 personel görev almaktadır.

Teknik eleman ve memur sayısının toplamı işçi sayısından fazladır. Bunun mantıklı bir izahı olamaz. Son yangınlarda başarısızlık neyin eseridir.

Suni yağmur kuraklığa çare olabilir mi?

Suni yağmurla orman yangınlarını söndürülebilir mi?

Gelecekte suni yağmurlar canlı hayata büyük fayda sağlayacaklardır.

Azalan su kaynakları suni yağmurlarla beslenecektir.

Kuruyan göller berrak su ile dolacaktır.

Çöller suni yağmurlarla yeşertilip tarıma açılacaktır.

Orman yangınları suni yağmurlarla söndürülecektir.

Suni yağmur oluşturmak bir saati geçmeyecektir.

Gelecekte suni yağmurların insanlığın aç ve susuz kalmasını önleyeceğine inanıyorum. Peki, suni bulut ve yağmur nasıl oluşturulacak.

Bunun bilimsel bir ispatı vardır. Suni bulutlar yeryüzünde her yıl belki onlarca kez bir sebep ile oluşmaktadır.

Çocukluğumdan beri halk arasında söylenen şu iki söze hala inanırım. Çünkü bilimsel bir temele dayanmaktadır. Birincisi “depremden sonra yağmur yağar” ve ikincisi ay ve güneş tutulmalarından sonra deprem olur.

Depremden sonra yağmur yağar mı yağarsa sebebi nedir.

Depremden önce yeraltından yüksek frekanslı ses dalgaları gelir. Bu sesler deprem fay hattında yerin altında kırılmalardan dolayı oluşan seslerdir. İnsanlar bunları işitemezse de hayvanlar işitip alışılmamış davranışlarda bulunurlar. Karıncaların yüzeye çıkması, kaçışmalar ve başka beklenmedik hareketler gözlenir. Hayvanlar insanların işitemediği yüksek frekanslı sesleri işitmektedirler.

İnsanlar tarafından işitilemeyen yüksek frekanslı ses dalgaları depremden önce, deprem esnasında ve artçı depremden önce yer altından yüzeye çıkar. Havadaki su buharı ısınır ve atmosferde yükselmeye başlar. Daha sonra bulutları oluşturur. Depremlerden önce görülen esrarengiz bulutları bu yükselen su buharları oluşturmaktadır.

Ultrason dediğimiz yüksek frekanslı bu ses dalgaları havadaki su buharının ısınmasına ve buharın yükselmesine sebep olur. Yükselen buhar bulutları oluşturur. Yağmura dönüşebilir.

Yağmurun oluşması için toz zerreciklerine ihtiyaç vardır depremden önce ve deprem esnasında ve sonrasında havada yüksek oranda toz bulutu vardır bu da bulutların yağmura dönüşmesine yardım eder. Eğer depremden sonra yağmur yağmadı ise kırılma ani olmuştur. Yani önceden hiç hissedilemeyen çok hafif sarsıntılar olmamıştır.

Ultrasonun bu özelliği dünyada su krizinin aşılmasına çok etki edecektir. Soğuk atom bombası keşfedilinceye kadar bu işlem devam ettirilecektir.

Günümüzdeki orman yangınları da suni yağmurla söndürülebilir.

50 km yarı çapındaki bir dairenin üzerine belirli aralıklarla güçlü ultrason vericileri yerleştirilir. Belirli bir zaman diliminde bu istasyonlardan atmosfere ultrason gönderilir. Bulutların oluşması çok büyük ihtimaldir. Yüksek nemli yerlerde bu projenin başarı ile uygulanabileceğine inanıyorum. Yüksek oranda neme sahip Ortadoğu’da ve dünyanın diğer bölgelerinde bu metotla yağmur yağdırılabilir.

http://www.yavuzornek.com/wp-content/uploads/2020/11/SUN%C4%B0-YA%C4%9EMUR-RES%C4%B0M.jpg

Büyük Çekmece Gölü ve salya

Büyük Çekmece Gölünde salya niçin oluşmadı.

Göl niçin aniden renk değiştirdi.

Bu sorulara bilimsel cevaplar vermek gerekir.

Kuraklıktan dolayı B. Çekmece gölünde sular %75 kadar azalmıştır.

Tabi ki bu durum gölde kirlenmeyi de arttıracaktır.

Fakat ne ilginçtir ki belki ilk defa 27 Haziranda gölde büyük oranda ani bir renk değişimi ve balık ölümleri gözleniyor.

Hâlbuki kirlilik yıllardan beri mevcuttur.

İkinci bir husus çok kirli olmasına rağmen gölde bugüne kadar hiç salya oluşmadı.

Demek ki kirlilik salyanın esas sebebi değildir.

Kirlilik olmasaydı elbette salya olmazdı.

Fakat kirliliği salyaya dönüştüren bir sebep vardır.

Kirlilik kendi başına salyaya dönüşemiyor.

Başka bir etki ile dönüşüyor.

Dönüşseydi B. Çekmece gölünde de salya oluşması lazım gelirdi.

Ama olmadı.

Küçük Çekmece gölünün kuzeyinde de pek salya görülmedi.

Güneyinde görüldü.

Fakat Marmara’nın suyu K. Çekmece gölüne dalgalarla karışabilir.

B. Çekmece Gölüne Marmara’nın suyu karışmıyor.

Buraya dikkatini çekmenizi istiyorum.

Bu ayrıntı bize çok önemli bir bilgi sunuyor.

B. Çekmece Gölünde salya oluşmamasının elbette önemli bir sebebi vardır.

O sebep nedir.

İşte o sebep Marmara’nın suyunun göl suyuna karışmamasıdır.

Eğer Marmara’nın suyu göle karışsaydı gölde elbette salya oluşacaktı.

Peki, Marmara Denizinde olup da Çekmece göllerinde olmayan şey nedir.

O kimyasal madde nedir.

Göller de aynı fay hattının üzerinde bulunuyor.

Marmara’yı B. Çekmece gölünden farklı kılan kimyasal madde nedir.

Kanaatimce bu boğazdan üst akıntı ile Karadeniz’den gelen suda çözünmüş hidrojen sülfürdür.

Karadeniz’in altında 5 milyar tona yakın hidrojen sülfür gazı vardır.

Zemindeki kısım çamur halindedir.

Zeminden yüzeye doğru çıktıkça miktarı azalmaktadır.

Karadeniz’in yüzey suyunda da sülfürlü madde vardır.

Fakat miktarı çok azdır.

Yüzey sularında sülfürlü madde miktarı artabilir mi?

Tabi ki artabilir.

Peki nasıl artar.

Son zamanlarda Karadeniz ve yöresinde depremler oluşmuştur.

Karadeniz artık bir deprem kuşağıdır.

Hissedemeyeceğimiz deprem dalgaları ve ultrason ses dalgaları zemindeki çamur halindeki hidrojen sülfürü titreştirerek su içinde dağılımına sebep olur.

Devamlı oluşan bu dalgalarla sülfürlü gazlar yüzeye doğru yükselmeye başladı.

Yavaş yavaş vuku bulan bu yükseliş aylarca sürdü.

Sonunda zeminden yüzeye gelen hidrojen sülfür arttı.

Yüzeydeki sülfürlü su akıntı ile Marmara’ya geldi.

Bu gaz diğer organik maddelerle yani denizi kirleten maddelerle kolaylıkla reaksiyona girer.

Yosunlar sülfürlü bileşikleri bedenlerine alır.

Yosunların sülfürlü maddeleri gıda olarak aldığını nasıl anlıyoruz.

Bunu şuradan biliyoruz.

Bütün deniz ve okyanuslardaki tek hücreli yosunlar suya sülfürlü madde salarlar.

Sülfürlü madde salması için tabi ki dışarıdan sülfürlü madde alması lazımdır.

Fakat ortamdaki sülfürlü madde miktarı artarsa yosun dışarıdan daha çok sülfürlü madde alır.

Bu durum tek hücreli yosunların kimyasını bozar.

Yosunların yapışkan madde salgılamalarına sebep olur.

Böylece salya oluşur.

Burada önemli bir konuya değinelim.

B. Çekmece gölü niçin aniden karardı.

Bunun tek sebebi vardır.

Fay hatlarından gelen çok zayıf sismik ve ultrason ses dalgaları ile zemine çökmüş kirlilik titreşimle suya karıştı.

Ultrason ses dalgaları fay hatlarında oluşur.

Yüksek frekanslı ses dalgalarıdır.

Depremlerden hemen önce bu ses dalgaları çok artar.

İnsanlar bunu işitemez.

Hayvanlar işittikleri için depremden önce olağandışı davranış gösterirler.

Sismik dalgalar yerin sallanmasına sebep olur.

Ses dalgaları ise sallantıya sebep olamaz.

Fakat su içinde ve zeminde fiziksel hareketliliğe sebep olurlar.

Bulutların oluşmasına da sebep olurlar.

Bazen depremden sonra yağmur yağar.

İşte bunun sebebi ultrason ses dalgalarıdır.

Hem salyanın oluşması hem de B. Çekmece gölünde görülen ani kirlenme Marmara’daki fay hatlarında bir hareketliliğin oluştuğu haber veriyor olabilir.

Marmara’daki salya bir yıl önce oluşmaya başlamıştı.

Salya olduğu gündeme gelmedi.

Her zamanki gibi bir yosun artışı zannedildi.

Karadeniz’de ilk kez orta şiddette deprem yaşanmıştır.

Karadeniz altındaki fay hatları bir yıldan beri durgun olmayabilir.

Marmara fay hattı ise hep hareketli.

B. Çekmece gölünün renginin aniden değişmesi ve gölde salya görülmemesi incelenmesi gereken çok önemli birer konudur.

Bu iki olay depremin habercisi olabilir.

Tabi ki fay hatlarındaki çok küçük hareketler mutlaka daha büyük depremin habercisi olamaz.

Ama gözardı da edilemez.

Mesleğimin dışında bir konu olduğu için deprem tahmini hakkında yorum yapmaktan sakınırım.

Fakat Marmara’nın ve B. Çekmece gölünün kimyasının değişmesinin sebebini araştırabilirim.

Bunların sebebi kirlilik ve sıcaklık olamaz.

Bunlar hep vardı.

Bunların dışında bir sebep vardır.

Kanaatimce bunun iki sebebi vardır.

Birincisi fay hatlarından gelen ultrason ses dalgalarıdır.

Ultrason ses dalgaları hem kimyasal reaksiyonlara hem de zemindeki kirliliğin suya karışmasına sebep olurlar. Kirliliği arttırırlar.

İkincisi Marmara denizinde ve yöredeki arıtma tesislerinde bulunmayan bir kimyasal maddedir.

Bu kimyasal madde Karadeniz’den üst akıntı ile Marmara’ya gelen hidrojen sülfür gazı ve diğer sülfürlü maddeler olabilir.

Peki salya ne zaman son bulur.

Birincisi; tek hücreli yosunlar suda tamamen yok olunca

Bu pek mümkün değildir.

Fakat aşırı derecede azalmaları ile salya üretimi durur.

Denizdeki mevcut salya doğal olaylarla yok olmaz kanaatindeyim.

İkincisi Karadeniz’den üst akıntı ile suda çözünmüş halde Marmara’ya gelen sülfürlü gazların kesilmesidir.

Bu da pek mümkün değildir.

Üçüncüsü salya devamlı toplanarak kirlilik çok azalır ve salya oluşmaz.

Salya sudaki kirlerden oluşmaktadır.

Kirlilik bir derecenin altına düşünce salya oluşmaz.

Salyanın sebebinin ultrason ses dalgaları ile birlikte sülfürlü maddeler olduğunu nasıl anlarız.

Bunun için nasıl bir deney yapabiliriz.

Karadeniz’den üst akıntı ile gelen sudan bol miktarda B. Çekmece gölüne dökülünce gölde salya oluşması mümkündür.

Bu su İznik körfezine dökülmesi ile de salya oluşabilir.

Deniz Salyasının Sebebi

Merhaba sevgili izleyiciler

Bugün sizlere Marmara’da aşırı miktardaki salyanın niçin oluştuğundan bahsedeceğiz.

Bu derece yoğun salyanın sebebi hakkında yeni bir fikir sunacağız.

Marmara’daki aşırı derecedeki salyanın kaynağı nedir.

Yoğun salyanın oluşum sebeplerini ilk defa burada gündeme getireceğiz.

Bu fikir bugüne kadar ne işitilmiş, ne de yazılmıştır.

Hiçbir bilimsel kaynakta yer almamıştır.

Bilim tarihinde bir ilktir.

Sağlam bilimsel temellere dayanan bir fikirdir.

Azizim, her ne kadar bu fikir çok ilginç ise de onu laboratuvarlarda test etmek elbette gerekmektedir.

Bu fikrimiz deneylerle ispat edilebilir.

Bilimde önce fikir, sonra deneme gelir.

Fikirsiz deneme olmaz.

Şunu önemle ifade etmeyi zaruri görüyorum.

Bir fikrin doğruluğu deneysel olarak test edildiğinde akla hayale hiç gelmeyen başka gerçeklerle karşılaşılabilir.

Yeni bilgilere ulaşılabilir.

Bunun benzerleri bilim tarihinde vardır.

Lütfen buraya dikkat ediniz.

Biz burada salyaya çözüm değil, salyanın oluşumunun sebebini araştırıyoruz.

Sebebini bilirsek ona çözüm üretebiliriz.

Azizim,

Her yıl Nisan ve Kasım aylarında Marmara Denizinde salya görülmektedir.

Salya oluşması normal bir durumdur.

Dünyada her yerde oluşabilir.

Dünyada her yerde bulunan Fitoplankton denen tek hücreli deniz yosunları salyaya sebep olmaktadırlar.

Fakat bu sene her zamankinin aksine hem kıyı şeridi boyunca deniz tabanında,

Hem de yüzeyde salyanın miktarı hiç beklenmedik bir şekilde aşırı derecede arttı.

Tabi ki bilim çevrelerinde bunun sebebi sorgulanmaktadır.

Konu ile ilgilenen bilim insanları salyanın oluşumunun en önemli sebebinin çevre kirliliği olduğunu ifade etmektedirler.

Biz o kanaatte değiliz.

Kesinlikle değiliz.

Salyanın oluşmasında kirliliğin çok büyük bir rolü elbette vardır.

Deniz kirliliği salyanın aşırı derecede artmasının önemli bir sebebidir.

Fakat esas sebebi değildir.

Kirlilik salyanın en önemli sebebi olsaydı bütün mevsimlerde salya olması lazım gelirdi.

İzmit Körfezinin doğu kıyısı çok kirlidir.

Yıllar önce Haliç ve İzmir Körfezi o kadar kirliydi ki etrafa koku salıyordu.

Ama bu kadar salya olmamıştı.

Niçin daha ziyade bahar ve güz aylarında salya artıyor.

Hâlbuki kirlilik her zaman vardır.

Salyanın sebebi global ısınma da değildir.

Öyle olsaydı yazın sıcak günlerinde salya maksimuma çıkardı.

Sıcakların baharda artması salyanın aşırı derecede artmasının sebebi olamaz.

Özellikle bu bahar hava sıcaklığı normalin altıda bir seyir izledi.

Ama salya maksimuma çıktı.

Baharla birlikte sıcaklığın artmasının normal bir miktarda salyanın oluşumu üzerinde bir tesiri olabilir.

Fakat Kasım ayında da salya artmaktadır.

Demek ki salyanın aşırı derecede artmasının sebebi sıcaklığın artması değildir.

Gıda bolluğu da değildir.

Asıl sebep başkadır.

Peki, asıl sebep nedir.

Asıl sebep elbette bölgesel bir sebeptir.

Global boyutta bir etki değildir

Azizim,

Bu olay biyokimyasal bir olaydır.

Salyanın oluşmasının sebebi kimyasal olaylardır.

Atık sularda bulunmayan kimyasallardır.

Belki Marmara’nın altındaki kirliliktir.

Dışarıdan Marmara’ya gelen maddelerdir.

İşin içinde kimya vardır.

Kimyasal reaksiyonlar vardır.

Bir etki ile oluşan kimyasal reaksiyonlardır.

Bu reaksiyonları tetikleyen fay hattı olabilir.

Atomik, nano ve hücre boyutundaki biyolojik maddelerin kimyasal reaksiyonlarla birbirine bağlanması ile salya oluşmaktadır.

Peki niçin bu bağlanma her zaman olmuyor.

Niçin şimdi oldu.

Bu kimyasal bağlanmaya sebep olan şey nedir.

Biyokimyasal olaylara sebep olan madde nereden geliyor.

Azizim,

Bunun için Karadeniz’e bakmak gerekir.

Sebep Karadeniz’in diplerinde yatıyor.

Salyanın sebebi Karadeniz’den Marmara’ya gelen sularda gizlidir.

Peki, bu devasa su akıntısının salya ile ne ilgisi vardır.

Azizim, Karadeniz’den Marmara’ya olan bu akıntı salyanın oluşumunun ana sebebi olabilir.

Karadeniz’in derinliklerinde binlerce yıldan beri hidrojen sülfür gazı oluşmaktadır.

Karadeniz’de bugün bilinen tahmini hidrojen sülfür miktarı 4,6 milyar tondur.

Buna her yıl oluşan dört milyon ton hidrojen sülfür eklenmektedir.  

Bunun büyük bir kısmı zemine yakın yerlerdedir ve çamur halindedir.

Yüzeydeki hidrojen sülfür miktarı çok azdır.

Fakat hiç yok değildir.

Bazı sebeplerle Karadeniz’in alt kısmından yüzeye gelen hidrojen sülfür miktarı artmaktadır.

Bu sebeplerin en önemlisi depremlerdir.

Son zamanlarda Karadeniz’de depremler artmıştır.

Bilim insanları Karadeniz’deki deprem riskinin arttığını ifade etmişlerdir.

Artan depremlerle birlikte alt kısımdan yüzeye hidrojen sülfür geçişi de artabilir.

Titreşim ve depremlerle oluşan ultrason ses dalgaları zemindeki çamur halindeki sülfür gazını su içinde dağıtır.

Sülfür gazı su içinde titreşimle yüzeye doğru hareket eder.

Karadeniz’in kirlenmesi de hidrojen sülfür gazının yüzeyde artmasına sebep olabilir.

Karadeniz nehirlerle ve yağışlarla beslendiği için ilkbahar ve sonbahar aylarında su seviyesi artabilir.

Dolayısıyla bazı aylarda Karadeniz’den Marmara’ya gelen su ve buna bağlı olarak hidrojen sülfür miktarı artmaktadır.

Karadeniz bölgesindeki yağışların az olması da sulardaki hidrojen sülfür konsantrasyonunun artmasına sebep olabilir.

Çünkü Karadeniz tatlı su ile yeteri kadar beslenmezse alt kısımdan gelen hidrojen sülfür miktarı yüzey sularında artabilir.

Karadeniz suyunda hidrojen sülfürden başka diğer sülfürlü organik bileşikler de vardır.

Bunlar da akıntı ile Marmara’ya gelir.

Karadeniz’den üst akıntı ile Marmara’ya gelen sülfürlü sular Marmara’da, Ege’de ve hatta Akdeniz’de salyanın artmasına sebep olabilir.

Azizim Marmara’da kimyasal olaylarla oluşan salyanın ana sebebi muhtemelen Karadeniz’den sularla gelen başta hidrojen sülfür olmak üzere işte bu sülfürlü gazlardır.

Peki, tek hücreli yosunların sulardaki sülfürlü maddeleri gıda olarak kullandığının senedi var mıdır?

Evet vardır.

Deniz ve okyanuslardaki fitoplankton denen tek hücreli yosunlar ve bakteriler sülfürlü bir madde üretir ve suya verirler.

Bu madde zincirleme bir şekilde bozunarak başka sülfürlü maddelere dönüşür.

Bu maddelerden havada sülfürik asit dahi oluşur.

İşte bu sülfürlü maddeler bulutların yağmura dönüşümünü sağlar.

Güneş ışınlarını azaltır.

Global ısınmayı kısmen önler.

Dolu yağışına engel olurlar.

Siz kızmayın denizin üzerindeki o salyayı üreten tek hücreli yosunlara.

Onlar olmasaydı değil insan yeryüzünde bir tane canlı olmazdı.

Hiçbir bitki olmazdı.

Bakteri de, virüs de olmazdı.

Hiç düşündün mü azizim

Soluduğun havayı o salya yapana borçlusun.

Ama çevreyi ve denizleri kirleterek bize can veren o canlara kıymaktan sakınmıyoruz.

Başka bir videomuzda bu konuya temas edeceğiz.

Sülfürlü bileşikler üreten yosunların dışarıdan gıda maddesi olarak sülfürlü bileşikler alması gerekir.

Demek ki tek hücreli yosunların yaşayabilmesi için sülfürlü bileşiklere ihtiyacı vardır.

Demek ki tek hücreli yosunlar ve bakteriler sülfürlü maddeleri bünyelerine alıyorlar.

Aşırı miktarda olmamak şartı ile ortamda ne kadar çok sülfürlü madde varsa bu minik yosun ve bakteriler o kadar çok sülfürlü madde alır ve bunlardan yeni sülfürlü maddeler üreterek suya verirler.

Bu sülfürlü maddeler Karadeniz’den gelen hidrojen sülfür ve diğer sülfürlü kimyasal bileşikler olabilir.

Yosunların saldığı sülfürlü maddelerden havada aerosoller oluştuğu gibi

sulu fazda da jelatinimsi yapışkan madde oluşmaktadır.

Şimdi burada çok önemli olan şu soruyu soralım.

Hidrojen sülfür ve diğer sülfürlü maddeler salyanın artmasına nasıl etki eder.

Hidrojen sülfür ve sülfürlü birçok madde sulardaki organik bileşiklerle, biyolojik moleküllerle kolaylıkla kimyasal bağ yaparlar.

Canlı ve ölmüş hücreler hidrojen ve sülfür bağı ile birbirine bağlanır.

Kükürtlü bileşikler nispeten kolaylıkla reaksiyona girerler.

Sülfür ve yapılarındaki hidrojen bağları ile maddeleri birbirine bağlarlar.

Tek hücreli canlıların biyoaktivitelerine olumsuz etki ederler.

Dolayısıyla sulardaki tek hücreli yosunların yani planktonların kimyasal yapısını bozarlar.

Canlılar buna tepki gösterirler.

Yosunlar değişen çevre şartlarından dolayı dışarıya başka maddeler verirler.

Dışarı bir nevi zehir atar.

Sanki kusar.

Tabi ki tek hücreli canlılar da dış etkilere tepki verir.

Bu salgılar yosunların ölümüne, hücrelerin dağılımına sebep olabilir.

Bu bağlanma sonucu jelimsi bir yapı oluşur.

Kanaatimce salyanın asıl sebebi Karadeniz’den gelen hidrojen sülfürdür.

Peki, fitoplanktonlar niçin bu sene aşırı miktarda salyaya sebep oldu.

Salyanın bu sene çok artmasının sebebi Karadeniz’de artan depremlerle çok miktarda sülfürlü gazın yüzeye çıkması ve akıntı ile Marmara’ya gelmesi olabilir.

Yağışların azalması da olabilir.

Karadeniz’de depremler ve kuraklık artınca Marmara’da aşırı salya kaçınılmaz olur.

Burada çok önemli bir konuya temas edeceğim.

Depremler başka bir sebeple de salyanın oluşumuna ve artmasına sebep olabilir.

Bildiğimiz gibi Marmara Bölgesi aktif fay hattının bulunduğu bir bölgedir.

Fay hattı bulunan bölgelerde yer altından yüksek frekanslı ultrason ses dalgaları gelir.

Ultrason ses dalgaları kimya laboratuvarlarında deneylerin oluşması için kullanılmaktadır.

Ultrason ses dalgaları çok ilginç olaylara sebep olurlar.

Su içinde nano boyuttaki ortamda 1 milyon 0C ısı ve 100 milyon atmosfer basınç oluşturduğu deneylerle tespit edilmiştir.

Yani ultrason ses dalgaları harikulade fiziksel ve kimyasal olaylara sebep olurlar.

Fay hatlarından gelen ultrason ses dalgaları sularda kimyasal reaksiyonlara sebep olabilir.

Bu reaksiyonlar salyanın oluşmasına ve aşırı derecede artmasına sebep olabilir.

Ultrason ses dalgaları derinlerde dahi reaksiyonlara sebep olur.

Okyanusların binlerce metre derinliklerinde pek çok farklı kimyasal olaylara sebep olurlar.

Fakat ışık asla olamaz.

Bu ultrason ses dalgaların frekansı tıbbi maksatla kullanılanlardan daha yüksektir.

Biz işitemeyiz.

Hayvanlar bunu duydukları için depremden hemen önce olağandışı davranış gösterirler.

Marmara Bölgesi 1. derecede deprem kuşağındadır.

Aktif fay hatlarının olduğu bölgelerde yer altından işitmediğimiz ultrasonik ses dalgaları gelir.

Marmara denizinin zemini sulu fazdan çok daha fazla kirlidir. Suda az miktarda bulunan zararlı ağır metaller ve aromatik hidrokarbonlar zemine çökmüştür.

Eğer Marmara’da yer altından ultrasonik ses dalgalarının gelişi arttı ise, bunlar denizin dibindeki pis maddeleri titreşim ile su içinde dağıtırlar.

Denizi daha çok kirleterek deniz canlılarının biyoaktivitelerini bozarlar.

Bu kimyasallarla zarar gören fitoplankton denen tek hücreli yosunlar salyaya sebep olan kimyasallar üretirler ve suya verirler. 

Deniz salyalarının oluşumuna ultrasonik ses dalgaları sebep oluyorsa Marmara Denizi’nin altındaki fay hattında bir hareketlenme söz konusu olabilir.

Bunun araştırılması gerekiyor.

Bu önemli bir ihtimaldir.

Salyanın oluşmasında ana unsur kirlilik, hava sıcaklığı fazla gıda maddeleri değildir.

Bunların hepsi önemlidir ancak bunların hepsini tetikleyen bir sebep vardır.

Yani salya küçüklü büyüklü depremlerin habercisi de olabilir.

Ultrason ses dalgaları ile zeminde oluşan salya yüzeye çıkabilir.

Azizim tabi ki haklı olarak soracaksınız.

Bu salya hidrojen sülfürün bol olduğu Karadeniz’de niçin yaygın değil.

Bunun tabi ki bilimsel sebepleri vardır.

Birincisi Karadeniz Marmara kadar kirli değildir.

Organik kirlilik salyanın oluşumuna önemli derecede etki etmektedir.

İkincisi hareketli sularda salya fazla olmaz.

Karadeniz’de akıntılar vardır ve su çok dalgalıdır.

Marmara gibi durgun sularda salya daha fazla olur.

Marmara denizinde kısmi bir akıntı vardır.

Fakat Karadeniz’deki akıntılar gibi etkin değildir.

Tabi ki salyanın oluşumu yalnız suların durgunluğu ile açıklanamaz.

Yıllardan beri ilk defa mı sulardaki hareket azaldı.

Salyanın oluşmasının başka bir sebep de şudur.

Salyanın önce zeminde başlayıp yüzeye çıkması da muhtemeldir.

Marmara Denizi Karadeniz’e göre sığ bir denizdir.

Nitekim Marmara’nın kıyı kesimindeki sığ alanlarda deniz dibinde de salya vardır.

Karadeniz kıyılarında bu pek mümkün değildir.

Azizim,

Salyanın en önemli sebepleri Karadeniz’den Marmara’ya üst akıntı ile gelen hidrojen sülfür gazı ve Marmara’nın altındaki fay hatlarından gelen ultrason ses dalgaları olabilir.

Marmara’daki organik kirlilik salyanın oluşumunun ikinci bir sebebidir.

Sıcaklık o kadar önemli değildir.

Peki, salya suni olarak oluşturulmuş olabilir mi?

Elbette bu da mümkündür.

Bazı tek hücreli canlılar salyaya sebep olabilir

İçinde bu canlılardan bulunan bir tank dolusu sıvı madde boğazdaki akıntıya dökülürse suni salya Marmara’da yayılabilir.

Salya yok edilebilir mi?

Salyanın sebebi sülfür gazı değilse kirlilik yok olunca salya da yok olur.

Ancak Marmara ve İzmit körfezinde temizlik uzun zaman alacaktır.

Salyanın sebebi Karadeniz’den gelen sülfür gazı ise salyanın oluşumunu sıfırlamak mümkün değildir.

Marmara temizlenince normal seviyesine döner.

Salyanın sebebi ultrason ses dalgaları ise Marmara temizlenince salya da normale döner.

Salyanın temizlenmesi için başka bir yol daha vardır.

Zemindeki ve yüzeydeki salya canlılara zarar vermeyen bir frekanstaki mikrodalga cihazları ile yok edilebilir.

Evet, salya mikrodalga ile yok edilebilir.

Suda dağıtılabilir.

Fakat kirliliğin kalmasına sebep olabilir.

En doğru yol salyayı toplamaktır.

Denizden salyayı almak denizin temizlenmesine sebep olur.

Aslında salyanın oluşmasının çok büyük faydaları da vardır.

Bu salya sudaki görünmez kirliliği toplama imkânı verdi.

Denizdeki kir hiç temizlenmeyecek halden katı hale geldi.

Belki çok büyük bir imkândır.

Marmara’nın temizlenmesine sebep olacak bir durum olabilir.

Salya sanayide kimyasal hammadde olabilir.

Toplanıp kullanılabilir.

Fakat zemindeki salyanın bünyesinde civa ve diğer ağır metallerin olması çok muhtemeldir.

Bundan sonraki videomuzda Marmara ve İzmit körfezinin nasıl temizlenebileceği hakkında bir projemizi tanıtacağız.

Bu sohbetimizi web sayfamız yavuzornek.com da okuyabilirsiniz.

Hoşcakalın.

Hiç Düşündünüz mü

Neden diğer aşılar var fakat grip aşısı yoktur

Çocuklara aşı zamanla bir milletin yok edilmesine, nüfusunun aşırı derecede kırılmasına sebep olabilir.


Aşı olanlardan bazıları yakın gelecekte büyük sağlık sıkıntıları yaşayabilir.


Aşı vurulmayacağım.

Bu hakkı bana devlet kanunla vermiştir. Kanunu değiştiremez.

Aşı vurulmayacağım için hürriyetimi kısıtlayamaz. İşimden edemez.

Doğumdan itibaren farklı zaman dilimlerinde yapılan difteri, boğmaca, tetanoz, kızamıki çocuk felci, tüberküloz, sarılık gibi aşılar çok önceden keşfedildi. Bazısı 150 yıldan beri bilinmektedir.

Grip insanlıkla birlikte vardır. Günümüzdeki salgın bir GRİPTİR. Başka bir şey değil.

Peki her yıl bütün dünyada yüz milyonlarca insanın hasta olmasına ve yüz binlerce insanın ölmesine sebep olan gribe 150 yıldan beri niçin aşı geliştirilemedi.

NİÇİN ŞİMDİ!!!???

Azizim GRİBİN AŞISI OLMAZ. Çünkü gribe sebep olan virüs kısa zamanda mutasyona uğrar. Yani değişir. Geliştirilen aşı mutasyona uğrayan virüse tesir etmez.

Mutasyona uğrayan virüse de aşi geliştirelim diyenlere cevap.

Aşı geliştirmek yıllar alır. Aşıyı bulduğunda salgın biter.

Ama bu ne hikmetse 1.5 yıldır var ve hala etkili. Bu kadar zamanda bir virüs mutasyona uğrayıp etkisinin kaybolması lazım.

Mutasyona uğrayan virüsler pek hastalık yapmaz. Bu virüsün 20 kadar tehlikeli mutasyonunun olması bilime aykırıdır.

Ancak aşılar yeni ve tehlikeli mutasyonlara sebep olabilir.

Ya vurulursunuz, ya VURULURSUNUZ.

Tam kapanma diye bir şey yoktur.

Yakında “bakın tam kapanma yaptık fakat salgını durduramadık.

Daha çok arttı. TEK ÇARE AŞI.

Ekiplemimiz tam yetkilidir.

Ya vurulursunuz, ya VURULURSUNUZ.

SARS-CoV-2 = Corona-19

SARS-CoV-1 2002-04 salgını yılları arasında bazı ülkelerde etkili olmuştur. Bu salgın SARS-CoV-2 onun halefidir. SARS-CoV-1 virüsü artık hasta etmiyor.

O salgın sırasında da bazı anormal durumlar oldu. Şüpheler uyandırdı.

Nitekim ülkemiz önem vermedi.

Fakat bu salgında daha çok şüpheli durumlar vardır.

Hazreti Âdem’den günümüze kadar hiçbir virüs bu kadar farklı ve çok daha zararlı mutasyona uğramamıştır! Eğer uğrasaydı on binlerce yıl önce yeryüzünde BİR TANE insan kalmazdı. Nasıl olur da bunun 20 kadar mutasyonu olur. Bilime temelden terstir. Olacak iş değil.

Belki mutasyon virüsleri yoktur. Belki devamlı beslenen bir salgın vardır.

Karantina elbette salgını önler. Fakat bütün dünyada 1,5 yıldır bu salgının artarak devam etmesi şüpheli bir durumdur.

Hasta yapacak virüs miktarı fertlerde değişkendir.

Bir kişiyi hasta yapmayan virüs miktarı başkasını hata yapabilir.

Ancak az miktardaki virüs kimseyi hasta yapmaz. Beden derhal antikor üretmeye başlar. Eğer çok az virüs bir kişiyi hasta yapsaydı dünyada her sene çok tehlikeli salgınlar olurdu. Bir kişinin bedeninde trilyonlarca katına çıkan virüs o bir kişiden bütün dünyaya yayılırdı.

Fakat beden o birkaç virüsü yok ediyor. Bedeni yöneten beyindir. O virüslerin öldürülmesi için emir veriyor. Bedenimizdeki her tedbiri aklımızla alsaydık kimse on yaşını bulamazdı. O beyin hücreleri bilmediğimiz ne ölümcül vakalardan bizi koruyor. Sağlıklı beslenmek, huzur ve hareket sağlık için çok önemlidir.

Son 1,5 yılda ülkemizde milyonlarca insan az miktarda virüs aldı ve bedenlerinde antikor oluştu.

Bu insanlara aşı yaptırmanın mantığı yoktur.

Belki aşı antikor salgınını durduruyor.

2020 Nisan ayında havadaki virüsün temizlenmesi için yağmur yağmasını istiyordum. Çünkü havada az miktarda virüs vardır.

Salgına inanmıştım. İkincisi patlak verince kafamda şimşekler çakmaya başladı. Bu mutasyon işi bizim kafamızın değişmesine sebep oldu. “Dur hele bunda bir iş var” dedim.

Üçüncüsünde yani şimdi bir grip vakası olduğuna inanıyorum. Ama bu salgının mutasyon olduğuna ASLA inanmıyorum.

Aşı yaptıranların bedeninde mutasyon olabilir. Fakat aşı yapmayanların bedeninde daha tehlikeli 20 farklı mutasyon olma ihtimali trilyonda birdir.

Aşı vurulunca beden antikor yapmayı durdurur. Beden aşı için antikor üretir ve o kalır. Bedene yeni bir virüs girince beden o virüs için artık antikor üretemez. Çünkü aşının sebep olduğu antikorlar yeni antikor üretimini bastırır. Fakat aşı vurulmayanın bedeni normal grip dahil gelecek her yeni salgın için antikor üretir.

Aşı vurulanların normal gribi ağır geçirme ihtimali vardır.

Bu konuda konuşan hiçbir doktorun samimiyetine inanmıyorum. Kusura bakmayın. Siz size verilen işi yapmak zorundasınız. Buna mecbursunuz. Ben almıyorum.

Ben bilim insanıyım.

Ortamda şüpheli bir salgın var. Ama bu mutasyon değildir.

Aşılar mutasyona tesir etmez.

Aşılar yeni virüslere tesir etmez.

Virüsler aptal değildir.

Eğer aptal olsaydı milyonlarca yıl önce hiçbir virüs kalmazdı.

Senin beynin hücreleri nasıl ki o virüsle savaşıyorsa o virüs de seninle öyle savaşıyor.

Hiçbir virüsün bu kadar tehlikeli mutasyonu OLAMAZ. Şiddetle reddediyorum.

Olsaydı, olmazdık. Olsaydı canlı hayat olmazdı.

Kalabalık olmayan yerlerde maskesiz dolaşmak şifadır.

Havadan bir tane virüs alırsın. Bu sizi asla hasta etmez.

Ama bedeniniz hemen antikor üretmeye başlar.

Kalabalık ortamlarda maske virüs alınım sayısını düşürür. Bu da çok faydalıdır.
Maske asla bütün virüsleri durduramaz.

Kimseyi maskesiz sokağa çıkmaya, kalabalıklara karışmaya davet etmiyorum. Kimseyi devlete karşı gelmeye, aşı olmamaya teşvik etmiyorum.

Ben burada düşüncelerimi yazdım.

Ama yetkililere sesleniyorum.

Aşı olmayanlardan aşı parası alınacaktır denirse ona tahammülüm olmaz.

Ben aşı olmak için müracaat etmedim ki olmayınca bana hesap sorasın.

Aşı olmaya mecbur değilim. Bu bir inat değildir.

Başkaldırı veya isyan değildir.
Ben bilim insanıyım. Aşının beni koruyacağına inanmıyorum.

Sağlık problemlerimden dolayı bana daha çok zarar vereceğine inanıyorum.

Yavaş yavaş aşı yaptırmayı mecburi hale getirmeye çalıştığınızı duymasam da anlıyorum. Biliyorum.

“Aşı olmazsan vasıta kullanamazsın” diyemezsin.

“Aşı olmazsan işinden olursun” diyemezsin”

“Aşı olmazsan eczaneden ilaç alamazsın” diyemezsin

“Aşı olmazsan hastaneye kabul etmem” diyemezsin.

“Aşı olmazsan evinden dışarı çıkamazsın” diyemezsin.

BİTTİ.

YouTube kanalımız

https://www.youtube.com/channel/UCOx2pB05-LHkv6XBFQkB4Vw

Aşı mı Antikor mu

Bedeninde virüse karşı antikor bulunan bir kimsenin aşı vurulmasıne gerek yoktur. Aşı kanda antikor üretimini durdurabilir.Aşı antikor kadar koruyucu değildir.

Yakında aşı olmayanların evden çıkmasının yaşaklanacağı, işe gidemeyeceği, dolayısıyla aşı vurulmayanların işten atılabileceği, kendi aracı ile dahi kırsal kesimdeki köyüne gidip tarlasında çalışamayacağı muhtemeldir.

Yaklaşık iki yıl önce bir grip atlattım. Yüksek ateş hariç bugün anlatılanların benzerini yaşadım. Sanki darbe almış gibi halsizdim. Yoksa bu salgın 2019 nisanında var mıydı. 2020 Mart ayında eczaneden maske aldım ve metrobüse bindim. Hemen hiç kimsede maske yoktu. Ben de takmadım. Bir hafta sonra şiddetli bir öksürük başladı. Bir ay devam etti. Uyurken geçtiği için virüs değil dedim. Meğer salgına yakalananlar da uyuyunca öksürük geçiyormuş. Bunu bilseydim test yaptırırdım. Bunun sebebi virüs olabilir.

Salgına yakalanmış ve atlatmış olabilirim. Bedenimde antikor bulunabilir. Devlet bana aşı olacaksın derse derim ki “önce antikor testi yapılsın. antikor varsa aşıya gerek yoktur”. “Hayır, mutlaka aşı olacaksın. Yoksa üniversitedeki görevinden uzaklaştırırız” demeye hakları var mı.

Ben bilim insanıyım. Bir virüs bu şekilde yayılamaz. Eğer yayılsaydı 450.000 yıllık insanlık tarihinde pek çok kez insanlığın sonu kururdu. Bu günleri hiç kimse göremezdi.

Evet bir salgın var. Ama hikmeti nedir kimse anlamadı. Bilenler hariç.

Aşı olmaya hiç niyetim yoktur. Aşı bağışıklık sistemidir. Bir salgın için birden fazla aşı olmaz. Diğer salgınlar için bir aşı var. Mutasyon arttıkça aşı da artacaktır. Virüsün mutasyona uğrayıp daha tehlikeli olması yüzde bir ihtimaldir. Ne oldu. Bütün mutasyonlar daha tehlikeli oldu. Bu durum BİLİME TEMELDEN TERSTİR.

BEN ALMIYORUM.

Facebook “İnsan ve Kâinat” grubumuz

www.facebook.com/groups/dr.yavuzornek

Dünya Tarihi Kırılma Noktasında

NASA’nın Perseverance (azim, sabır) uzay aracı 18 Şubatta Mars’a inecektir. Bu robot indikten bir süre sonra Mars yüzeyinden fotoğraflar gönderecektir.

Hiç düşündünüz acaba NASA niçin milyarlarca dolarlık bu masrafı yapıyor. Acaba sadece bilim için mi. Bir heyecan için mi. Bir ilk olmak için mi. Bir şeref kazanmak için mi. Acaba başka çok önemli bir sebebi olabilir mi. Evet çok önemli bazı sebepleri de elbette vardır.

Be yeni robot Mars ‘tan renkli fotolar göndermeye başladığında dünya tarihi alt üst olacaktır. Daha önceki Mars robotlarının gönderdiği binlerce ilginç fotoğraftan insanoğlunun Mars’ta yaşadığı bazı çevrelerce kabul görmektedir. Biz elbette buna inanıyoruz. Çünkü Mars yüzeyinde insan yapımı olduğuna dair güçlü kanaat oluşturan yüzlerce, binlerce cismin jeolojik olaylarla doğal olarak oluşması imkânsızdır. Bu kadar tesadüf olamaz. Bu kadar benzerlik olamaz.

Görüntülerin renksiz olması bazı kesimlerde şüpheler oluşturmaktadır. Bunun sebebi tek bir fotoğrafa baktıkları içindir. Pekçok fotoğraf önlerine konulduğunda inanıyorum ki vicdan sahipleri gerçeği kabul edeceklerdir.

Peki bu gerçek nedir.

İnsanlığın yaşı bazı kaynaklara göre en az 450.000 yıldır. Bunu başka bir yazımızda geniş bir şekilde temas ettik. Lütfen buradan okuyunuz. www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/

Yine insanoğlunun daha ilk 5000 yılda milyarlarca nüfusa ulaştığını ve geçmişte yüksek teknolojilerin mevcut olduğunu senetleri ile birlikte gündeme getirdik. Bu konuyu geniş bir şekilde Mars’ın Sırları isimli kitabımızda inceledik.

Yüz binlerce yıllık insanlık tarihinde insanoğlu pek çok kez yüksek teknolojilere ulaşmış ve akabinde yıkılmıştır. Teknoloji ne kadar yüksek ise yıkım o kadar büyük ve iz bırakmaz olur.

Tufan’daki teknolojiyi inceleyince şu kanaate vardım. Tufan’daki teknolojiye insanoğlu ancak kıyamete yakın ulaşır. Çünkü o teknolojiye insanoğlu 20.000 yılda ulaştı. Niçin sorusunun cevabı uzundur. Lütfen bu kitaba bakınız. www.dr.com.tr/ekitap/mars-n-srlar

Perseverance Robotu Mars’tan renkli görüntüler paylaştığında ve tabi ki NASA da bunları paylaştığında Mars’ta insanlığa ait kalıntıların bulunduğu kesinleşecektir. Dünya tarihi ve sapiens iddiaları çöp olup gidecektir. İnsanın medeni yaratıldığı anlaşılacaktır.

Mars’ta bir zamanlar bir atmosfer vardı. İnsanoğlu o atmosferi yüksek teknoloji ile yaşanabilir hale getirdi.

Elimde yeterli teknoloji olsa bugün ben Mars’ta bir atmosfer oluştururum. Azotlu maddeleri, suyu, Jüpiter ve uydularından, karbonu ve oksijeni (karbondioksidi) Venüsten getiririm. Mars atmosferinde reaktantlar oluşturarak oksijen ve azot oluştururum. Bir atmosfer basınça sabitleyince bakteriler göndererek karbon ve oksijenden toprak ana maddeleri oluştururum. Teknoloji varsa zorluk yoktur.

Mars’ta insanlığın tarihi ile ilgili çok kıymetli bilgiler, kaynaklar saklıdır. Çünkü atmosfer ve su bulunmadığından yok olmamışlardır. Evet Mars bir nükleer yıkımla yok edilmiş bir medeniyettir. Belki asteroid yağmuru ile yok oldu. Asteroid kuşağına yakındır. Ancak şu bir geröektir. Mars yerle bir olmuş medeniyetlerin kalıntılarını saklıyor. Teknolojiler yükselince hem dünyada hem de Mars’taki medeniyetler yok edildi. Binlerce yıl sonra teknoloji dünyada tekrar yükselince insanoğlu tekrar Mars’a gitti. Tekrar bir medeniyet kurdu. Belki Mars, Venüs ve Merkür’deki atmosfer son çok yüksek teknoloji döneminde yok edildi. Acaba Venüs’ü bu hale getiren insanoğlu olmasın. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

www.dr.com.tr/ekitap/mars-n-olumu

Bu yüzden Mars insanlığın tarihi hakkında çok kıymetli bilgiler taşımaktadır. Yalnız yazılar değil, mevut teknolojiden çok yüksek teknolojilerle videolar kaydedilmiş olabilir. On binlerce yıl önceki insan resimleri ve videoları ele geçebilir. Hatta Tufan’a ait videolarve geçmişteki peygamberlere ait bilgiler de bulunabilir. Onların içinde de bir yaratıcıya inananlar vardı.

Daha önemlisi o yüksek teknolojiye sahip dönemlerde uzaya gönderilen insansız uzay araçlarından sinyaller geliyor olabilir. On binlerce yıl uzaktaki o sinyallerle uzayın derinliklerinden yarınlarda bilgi edineceğiz. Geçmiş bize çalışmış diyeceğiz.

Yalnız Mars’ta değil başka gezegenlerde de insanlığa ait kalıntılar vardır.

Peki NASA Mars’ta insanlığa ait kalıntıların olduğunu niçin açıklamıyor.

Bunun üç sebebi vardır.

Birincisi hristiyanlığa göre geçmişte yüksek teknoloji yoktur ve insanlığın yaşı 10.000 yıldan fazla değildir.

İkincisi Mars’taki kalıntılardan teknolojide bir sıçrama yapabileceklerini düşünebilirler. Mars’taki görüntülerin üstünü kumluk görüntüsü vererek kapatıltorlar. Mars’taki robot cisimleri topluyor. Mars’ta şu anda bir Tabiri caizse müze vardır.

Üçüncüsü NASA gelecekte Mars’tan insan yapımı cisimleri getirip bütün dünyada sunuma açacaktır. Görmek ücretli olacaktır. Bu teşhirlerden milyarlarca dolar kazanabilir.

Ey NASA bir gün Mars’ta insanlığa ait kalıntıların olduğunu açıklayacaksın biliyorum. Şimdi hiç olmazsa ipucu ver. O başarı sana aittir. Bak başka ülkeler Mars’a gider o gürüntüleri renkli olarak paylaşırsan “ben daha önceden biliyordum” demenin yararı olmaz.

Hazreti Nuh cep tel kullandı deyince bir Amerikalı bilim insanı “biz Mars’ta insan yapımı kalıntıların bulunduğunu 1970’lerden beri biliyoruz” demişti. Ama kıymeti olmadı.

Ey NASA gel açıkla. O başarı senindir. Korkma seni kimse aforoz edemez.

Reaktör Virüsleri ve Sümer aşıları

Motasyona uğrayan virüs hücrenin esiri olmuştur. Zarar veremez.

Hangi virüse hangi aşı kullanılıyor.

PCR testi ile izole edilmemiş virüsü nasıl tanıyorlar.

Reaktörlerde yeni virüsleri kim üretiyor.

Salgının 1. Dalgasına inandım. 2. Dalgadan şüphe ettim. 3. Dalgasına ve MUTASYONA asla inanmıyorum. Mutasyon geçiren virüs daha tehlikeli OLAMAZ. Bir salgın var ve yeni virüslerle devam ettiriliyor. AZİZİM on yıl önceki grip testinde dahi PCR korona testi pozitif çıkardı. Şiddetli salgın altındaki bir şehirde yaşayan herkesin bedeninde bir yıl içinde az veya çok antikor oluşur. Çünkü virüs havadan da alınır. Havadan alınan virüs sayısı çok az olduğu için hastalık yapamaz.

AZİZİM Beden senden de AKILLIDIR . O bir kaç virüsü hemen tanır ve antikor üretir. Fakat virüs farklı ise salgın devam eder. Biz kimyacıyız. Biyokimya da okuduk. RNA, mutasyon nedir biliriz. ABD’de doktora yaptık. PCR sonuçlarına nasıl güveniyorlar anlamadım. O virüs bedeninde bulunmasa da PCR testin pozitif çıkabilir, fakat izole edilmiş ve virüsü tam tanıyan testin ASLA pozitif çıkmaz. Bir ara tesir altında kaldım. Bildiklerimi bir kenara bıraktım. Etrafa sordum. Ee can bu.

Bir virüs izole edilir ve öldürülür. Ölü virüs kana verilir. Buna AŞI denir. Beden ölmüş virüsün yabancı olduğunu hemen anlar ve ona karşı antikor üretmeye başlar. AZİZİM beden senden akılı. Sen kendini sonsuz felakete sürükleyecek işlerden uzaklaşamıyorsun. Bak bedenin kendisini öldürmeye gelen virüse karşı silahlanıyor.

Diyorlar ki coronavirüs izole edilememiş. La havle yani. Bu bilimde bir virüs izole edilemeyecek olacak iş mi. İNANMIYORUM. İzole edilemeyen virüse aşı nasıl geliştirilir olacak iş mi.

Coronavirüsü izole edilsin. Öldürülsün ve bununla aşı hazırlansın. Buna itirazım yoktur. Bu bilimdir. Karşı çıkmam sözkonusu olamaz. FAKAT acaba hangi corona aşısı bu yolla hazırlandı. Ve hazırlayanlar acaba önce kendileri niçin AŞI YAPTIRMIYOR.

Reaktörlerde üretilen farklı virüsler birçok ülkede ve şehirde ortama serpiliyor.

Oğlum hangi virüse hangi aşıyı kullanacaksın.

Bu aşının bedende yıllar sonra yapacağı tahribatı biliyor musun.

Kısırlaştıracak mı. Yeni nesillerde zekâ gerili yapacak mı, kronik hastalıklar oluşturup erken ölümler oluşturacak mı, pes ettirip ağa babanın her teklifine peki dedirttirecek mi.

Bu aşı ne yapacak. Bu aşı seni ortaya serpilecek yeni virüslerden korumaz.

Geçmiş olsun dünya.

Avrupa’daki olayların perde arkası

Krallıklar yıkılacak mı

Yeni krallıklar kurulacak mı

Bu olaylar hakkında üç ihtimal vardır.

Birincisi normal bir ayaklanma. Avrupa’da hayat eve sığmadı. Eğlenceye düşkün Avrupalının evde canı sıkıldı. Salgının abartıldığını düşünmeye başladı. Büyük özgürlüğe sahip gençlik bunu kullanarak sokağa çıktı. Bu tahmin köyün görünen kısmıdır veya bize gösterilen kısmı.

İkinci bir sebep. Avrupa’da bugüne kadar büyük çapta sokak olayları pek olmamıştır. Devlet güvenlik güçleri bu gibi olaylar konusunda tecrübesizdir. Ayaklanan halka karşı tecrübesiz olan devletler güvenlik güçlerini bu olayları kullanarak eğitiyor. Gençleri organize edip sokağa salan da devletlerin güvenlik güçleridir. Peki, buna niçin ihtiyaç duyuluyor. Yakın gelecekte Avrupa’da büyük değişimler, dönüşümler yaşanabilir. Ona hazırlık yapıyorlar.

Üçüncü sebep çok ilginç ve çok önemli bir sebeptir.

Hanedanların yönettiği Çar Rusya, Alman, Fransız ve Osmanlı imparatorluğunu yıkan İngiltere’dir. Çünkü güçlü hanedanlar kolay kolay kontrol edilemez. Onlar İngiltere’nin en büyük rakibi idiler. İspanya’da krallığı niçin yıkamadılar veya yıkmak mı istemediler bilmiyorum. Bir Mısır kralı şöyle demişti. Dünyaya beş kral vardır. Dördü oyun kâğıtlarındaki kral ve İngiliz kralı.

Bu olaylar Avrupa’daki on krallığın sonu olabilir.

Bunun tam aksine Avrupa’daki devletler kontrol edilemeyen olaylar sonucu güçlü hanedanların ortaya çıkması ile tekrar krallığa dönüşebilir veya dönüştürülebilir.

Avrupa çok milliyetçi ırkları barındıran bir kıtadır. O hale gelir ki birbirlerine girmeleri için bir kıvılcım yeterlidir. Krallar siyasilerden çok daha fazla milliyetçi oldukları için krallığa dönüşmüş Avrupa kolaylıkla birbirine girer.

ABD bugün hanedanla yönetilse idi çok daha fazla tehlikeli olabilirdi. İngiliz krallığı biterdi. İngiltere’nin eyalet valileri ile yönettiği Avustralya, Kanada ve diğer yirmi kadar devleti ABD yönetirdi.

Bu salgının siyasi bir boyutunun olduğuna inanıyorum. Tabi ki ekonomik boyutu da vardır. Ancak siyasi hesaplarda ekonomi ikinci sırada kalır. Lider ülkelerin paraya, toprağa ihtiyacı yoktur. Başka bazı planları vardır.

Kanaatimce İngiltere yeniden daha fazla güç kazanacaktır. Avrupa İngiliz milletler topluluğunun bir parçası olabilir.

Size samimiyetimle şunu ifade edeyim ki kanallarda altın, dolar yükselecek, elektrikler kesilecek gibi açıklamalar belki yakın gelecekte dünyada vuku bulacak olayların, dönüşümlerin yanında bir hiçtir. 2020 bütün dünyada büyük değişimlerin miladıdır.

Benzer değişimler iki dünya savaşı ile yapıldı. Bu savaşsız yapılan bir dönüşümdür. Belki savaşlar da olacaktır ama atom silahları birilerini ürkütüyor olabilir. Bir devlet bütün dünyaya atom bombalarını atar ve kendisi de yer ve biter. Bunu o devlet bilir.

Kişilerin intiharı olduğu gibi devletlerin de intiharı vardır. Ya yaşarım, ya öldürebildiğim kadar öldürür ve ölürüm.

Sonuç olarak özellikle Avrupa’da büyük değişimlerin olması mümkündür. Bu değişimler yıllar sonraki olaylar için bir hazırlık olabilir.

Uzun yaşayan devletleri üç planı vardır. Günlük, orta vade ve uzun dönemdir. Avrupa’daki olaylar günlük değildir. Orta ve uzun vadeli planların hazırlığıdır.

MARS’taki muhtemel yazılar

E- Books Kitaplar

  • https://www.kobo.com/tr/en/ebook/top-secrets-of-mars
  • https://www.kobo.com/tr/en/ebook/mars-n-srlar