Bilimsel Gerçekler içeriğine geri dön

Mu Kıtası Gerçek mi

Mu Kıtası

Denizler 4,23 milyar yıl önce ortaya çıktı.

En eski bakteri fosili 4.29 milyar

Dinozorlar 250 milyon yıl kadar önce ortaya çıkıp,

65 milyon yıl önce yok oldu. 

Batı Avustralya’nın Köpekbalığı Körfezi’nde bulunan stromatolit kalıntılarının 3,8 milyar yıllık bakteri fosilleri olduğu biliniyor.

İlk kara hayvanlarının 428 milyon önce ortaya çıkmış.

Dünya alçaldı, yükseldi.

Dağların tepesi bir zamanlar denizin dibi idi.

Günümüzdeki deniz dipleri karalar idi.

Günümüzde de bazı yerler batmakta, bazı yerler yükselmektedir.

Dünya dahi küçülmektedir.

Dünya hep hareketlidir.

Tarihin derinliklerinde Dünya’nın pek çok kesiminde büyük ve küçük kara parçaları denize batmış ve çökmüştür.

Lut Gölü’de sonradan oluşmuştur, ilahi kaynaklardan bunu biliyoruz.

Tufan’dan sonra Asya’ya yayılan insanlar bir zaman sonra mevcut karayolu ile Amerika Kıtası’na geçmişlerdir. Kanaatimce Bering Boğaz’ı kara parçası idi. Bazı bölgelerde özellikle kıyılarda deniz altında keşfedilen yapılar buraların bir zamanlar kara parçası olduğunu göstermektedir.

Pasifik Okyanusu

Pasifik okyanusu 200 milyon yıl önce oluşmaya başlamıştır.

Pasifik okyanusu 165 milyon km2’dir. Bütün yeryüzünün yaklaşık üçte biri kadardır.

Su hacmi ve alan olarak Atlantik okyanusunun 2 katı kadardır

Cebelitarık 6 milyon, Hindistan okyanusu 165-145 M

Zemindeki çökelme 300-600 metre arasında değişmektedir.

Atlantik 1000 m, Dünya ortalaması 450 m

Efsanelere kolaylıkla inanıyoruz.

Büyük ve Küçük Çekmece Gölleri

Büyük ve Küçük Çekmece göllerinin gerçek adı Büyük ve Küçük Çökmece gölleridir. Bu göllerin bulunduğu yerlerde evler köyler bulunmuş olabilir. Benim şahsi kanaatim iki sebepten çökmüş olabilir.

Birincisi bunların altında maden ocakları vardı. Belki on binlerce yıl önce insanlar bu madenleri işlettiler. Zamanla battı.

İkincisi zeminde suda çözünebilen doğal maddeler vardı. Bunlar doğal tuz ve suda çözünebilen diğer madenlerdir. iki gölün altına sızan tuzlu deniz suyu bu tuzları ve madenleri çözdü.

Deniz suyu tuzluluğundan dolayı tatlı yeraltı sularından çok daha fazla çözme kabiliyetine sahiptir. Deniz suyu bu iki gölün altına sızmasaydı madenler çözünüp erimeyecek ve çökme olmayacaktı. Yeraltı suları ile çözünen bu maddeler Marmara Denizi’ne taşınmış zamanla büyük boşluklar oluşmuş ve çökmüştür. Yeryüzünde küçük bölgelerin çökmesinin magma ile manto ile bir ilişkisi olamaz.

Mu kıtasının ortaya çıkışı

İddiaya göre İngiliz subay ve gezgin James Churchward Tibet’te adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan çok eski bir dilde yazılmış Naakal Tabletlerini okumasından sonra Mu uygarlığını araştırmaya başlamış.

Tibet’teki gizli tapınağın adını vermemekle bilime ihanet ediyor. Aslında böyle bir tapınak yoktur.

Olsaydı bu tapınağın adını altın harflerle yazdırırdı.

Tam istediği senaryo, aradığını bulmuştu.

Niçin Tibet.

Gizemli yer.

Nasıl olsa 1920’lerde kolay kolay kimsenin gidemeyeceği bir yer. Kim araştıracak. Bugün herkese açıktır.

Yalan daha büyük bir yalanla kapatılır, O yalanda kendisinden daha büyük bir yalanla.

Ama iş öyle bir noktaya gelir ki artık son yalanı kapatacak çuval bulunmaz. Tek çare ikrardır.

Tabletlerin çözülmesi

Tabletlerin okunmasını başrahip İngiliz Albay James Churchward’a öğretmiştir.

Yani kısa bir sürede o dili öğrenmiştir demek istiyor.

O dil hangi dildir.

Churchward gizli tabletleri çözmüş müdür.

Yani dili bilen rahip tabletleri çözememiş fakat İngiliz albay hemen çözmüştür.

Sümer tabletleri bulunduktan yüzyıllar sonra çözüldü.

Neyini çözmüş.

Tabletleri okumasını öğrenmek çözmek mi?

Eski bir dili kısa sürede nasıl öğrenmiş.

İddiaya göre;

Bu tabletleri Churchward’dan başkası görmemiştir.

Kanaatimce yok ki görsün.

Gerçek şu ki Naccal tabletlerini Albay James M. Churchward’dan başka gören biri yoktur.

Yok ki görsünler.

Kıtanın batması

Bilimsel araştırmalara göre Pasifik Okyanusu 200 milyon yıldan beri mevcuttur.

Okyanusun zemininde 300-600 metre kalınlıkta çökelti vardır.

Bu çökelti içindeki maddelerin yaş tayinlerinden çökeltinin ne zaman olduğunu anlaşılmaktadır.

Eğer Kıta 70 bin yıl önce oluşup 12 bin yıl önce tekrar batsaydı yükselme ve batma bilimsel olarak ispat edilirdi.

Dünyanın en itibarlı dergisinde bilimsel makale olarak yayınlanırdı.

Eğer yükselme ve çökme olsaydı 500 metre kadar yüksekliğe sahip dünyanın başka bölgelerinde yaşları 12.000-70.000 yıl arasında değişen deniz canlı kalıntıları bulunacaktı.

Eğer çökme olsaydı dünyanın dönüş hızı dahi değişebilirdi.

Eğer yükselme ve çökme olsaydı dünyanın her tarafında jeolojik izler bırakırdı.

Bir an için Mu kıtası yerinde bahsedilen ölçülerde yani 33 milyon kilometrekarelik bir kıtanın battığını düşünelim.

Bugün o bölgede ortalama derinlik 4000 metredir.

Yani kıta sulara gömüldüğünde yaklaşık 130.000.000.000.000.000 metreküp su bu bölgeye diğer bölgelerden gelmiştir.

Kıta batmadan önce bu su diğer bölgelerde bulunuyordu.

Dünya tamamen düz olmadığı, dağların ve yüksek yerlerin de olduğu için bu kadar su Dünya’nın yüksek olmayan düz ovalarında 500 metre yükseğe çıkması demektir.

Yani Mu kıtasının varlığını kabul edersek Ortadoğu’nun büyük kısmı ve Mezopotamya’nın tamamının Mu batmadan önce suların altında olduğunu kabul etmemiz gerekecektir.

Akdeniz ve Karadeniz tabanı batmaktadır.

Orta Anadolu yükselmektedir.

15.000 yıl önce Diyarbakır bugünkü seviyesinden en az 100-200 metre aşağıdaydı.

Yani bütün Güney Doğu Anadolu’nun denizaltında bulunması icap ederdi.

Böyle bir kanıt var mı, yoktur.

Afrika’nın, Amerika’nın, Avrupa’nın ve Avustralya’nın büyük bir kısmının Mu batmadan önce suların altında kalmış olması lazım.

Böyle bir bilgi yoktur.

Diğer bir konu Mu kıtası battığında Dünya’nın her tarafında olduğu gibi kıta altında bulunması gereken 130.000.000.000.000.000 metreküp magmanın yer değiştirmesi gerekir.

Bu miktar bütün Anadolu’da karaları 165 km yükseltir.

Böyle dev gibi varlığı kabul edilen bir kıtanın altının tamamen boş olduğunu da iddia edemezler.

Bu kara parçasının nereye gittiği de başka bir soru.

Okyanusun karşı tarafı yani Dünya’nın diğer yüzü de okyanus, bir yükselti yoktur.

Böyle bir durumda Dünya’nın çekirdeğinin yapısı değişecek ve bilimsel olarak bu şimdiki teknoloji ile gözlemlenecekti.

Kıtanın batmasının sebepleri

  1. Gaz odacıkları

Hikâyeye göre yeraltında bulunan gaz odacıklarının patlaması ile kıta 64 milyon nüfusu ile 12.000 yıl önce sulara gömülüyor.

Pasifik Okyanus’undaki birkaç batık yer Mu kıtasının battığına senet olamaz.

Gaz odacıkları patladı ise hala okyanusun altında kayaların içinde patlamaya hazır mikro seviyede gazların bulunması lazım.

Bu gaz doğalgaz olamaz.

Çünkü doğalgaz havasız ortamda alevde dahi patlamaz, hiç yanmaz.

Mutlaka oksijen gerekir.

Bu gazların oksijene ihtiyaç duymayan patlayıcılar olması gerekir.

Böyle bir gaz Pasifik Okyanus’unun zeminindeki kayalarda mevcut olup olmadığı kolaylıkla anlaşılır.

Buyurun ispat edin.

Tamamen bir hayal ürünü olan gaz odacıklarının patlaması ile dev bir kıtanın suların altında kalmasını iddia etmek veya atom bombasının veya bombalarının patlaması ile suların altına gömülmesini düşünmek jeolojik yapıyı bilmemektir.

33 milyon kilometrekarelik dev gibi bir kıtanın bahsi geçen patlamalarla sulara gömülmesini iddia etmek Japonya’ya atılan iki atom bombası ile Japonya’nın sulara gömülmesini iddia etmekten farksızdır.

Japonya’nın iki atom bombası ile sulara gömülmesi daha kolaydır çünkü hemen bitişiğindeki okyanusta derin uçurumlar vardır.

Ve yine Brezilya’yı da örnek verebiliriz binlerce km kıyı boyunca med cezirden dolayı deniz günde 5 metre yükselerek kıyıları basmaktadır. Milyarlarca ton su karaya oturmaktadır ve bu olay milyonlarca seneden beri devam etmektedir, amma karalar üstüne binen bu ağırlıktan dolayı sulara gömülmemektedir.

  • Mu kıtasının en önemli çöküş nedeni teşevvüş denen bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa imiş.

Hani gaz odacıklarının patlaması ile yok olmuştu.

Yoksa gaz odacıklarını kendi halkı bilerek mi patlattı.

Hani meteor düşmüştü.

Uygur İmparatorluğuna ait piramitlerin, Mayaların ve Meksika’da bulunan tabletlerin Mu kıtası ile hiç bir bağlantısı bilimsel olarak tespit edilmemiştir.

Var olan bir hiç ile ilişkilendirilebilir mi?

  • Meteor çarpması ile kıtanın batması

Böyle bir meteor bütün dünyada hayatı sonlandırırdı

33 M km2 lik bir okyanus oluşturan çarpma dünyayı parçalara ayırır.

Pasifik okyanusu milyonlarca yıldır mevcuttur.

12.000 yıl önce çökme olması imkânsızdır.

Yükselerek kıta olduysa altı boş olamaz. Neresi çöktü

130×1015 m3 kara parçası nereye gitti.

Bir meteorun çarpması ile dev gibi okyanusun çökmesine inanmak mümkün değildir.

33 milyon km karelik ve katı maddeden oluşan yeryüzünde binlerce metre derinlikte çukur oluşturan o kadar büyüklükteki bir meteor Dünya’yı bir kaç parçaya bölmesi gerekir.

Biz değil, Mu kıtasının varlığına inananlar bu soruya cevap vermelidirler.

Denizaltındaki yapılardan anlaşıldığına göre bölgede çökmeler olmuş ancak bu çökmelerin derinliği binlerce metre değil dalgıçların dalacağı kadar derindir.

Jeolojik alçalmalardan ve ani çökmelerden oluştuğu muhtemeldir.

Dini kısmına gelince başlı başına uydurulmuş bir hikâyedir.

O kadar büyük bir kıtayı batıracak kadar büyük bir meteorun çarpması ile dünya en az on parçaya bölünürdü.

Diğer yüzdeki okyanus suları yüzlerce metre dalgalarla yeryüzünde canlı bırakmazdı.

Her birkaç yüz km’de lavlar dışarı çıkardı.

Yeryüzünde lavlar sular gibi ortalığı kaplardı.

Değil insan hiçbir canlı sağ kalmazdı.

Yeryüzünde canlı hayat tamamen son bulurdu.

Kıtanın Adı       Yüzölçümü ( km² )

Asya         43.608.000

Afrika                30.335.000

K. Amerika 25.349.000

G. Amerika 17.611.000

Antarktika  13.340.000

Avrupa              10.498.000

Okyanusya 8.923.000

Battı denen kıtanın 30 milyon km2 olduğu söyleniyor.

Yani Afrika kıtası büyüklüğündedir.

Bu kadar büyük bir kıtayı derinliği ortalama 4000 metre batırmak için gerekli meteorun büyüklüğü belki bir kaç yüz km olması lazımdır.

Afrika kıtasının ortalama yüksekliği 700 metredir.

Deniz seviyesindeki kısmın 5000 m batması lazımdır.

Bu kadar büyük bir meteor dünyayı en az on parçaya böler.

Afrika kıtasının kıyılarının 5000 m batması demek dünya küresinin diğer tarafında 5000 m yükselti oluşması demektir.

Meteorların düşük ve yüksek hızları

11 km/s,   40.000 km/h  minimum hız

72 km/s,   260.000 km/h   maksimum hız

Düşen meteorun

Hızı: saniyede 50 km, 50.000 m/sn kabul edelim

Boyutu: 50 km yarıçap

Hacmi: 5 x 1014 m3

Ağırlığı: 1,5 x 1018 kg

Oluşan enerji: 

E= ½ mv2       Kg.m/sn2 Joule

1 joule    0,239 cal,  1 cal 4,184 joule

E= 1 x 1027 cal

r= 25 km için 1,25 x 1026

Oluşan bu enerji kutuplardaki buzulu eritebilir mi?

Buzullar

24 milyon km3

24 x 1015 m3, 24 x 1021 cm3, 2,4 x 1022 gr.

1 gr,  1 0C ısıtmak için 0,5 cal

2.4 x 1022 gr, 50 0C ısıtmak için  = 6 x 1023 Cal.

2,4 x 1022 x 80 =  1,92 x 1024 cal erimesi için

Toplam cal= 1,92 + 0.6 = 2,52 x 1024 cal

1.103 /2,5 x= 400 0C.

Bütün buzulları 400 0C ısıtır.

Kutuplarda kesinlikle buzul kalmaz.

Hâlbuki buzulların yaşı en az 60.000 yıllıktır. 800.000 veya daha fazla diyen de vardır. Yani dünyaya 12 bin yıl önce öyle bir meteor asla çarpmamıştır.

Kutuplar, deniz ve okyanuslardaki bütün suları 1,362 x 109 km3

1.362 x 1018 m3, 1,362 x 1024 cm3 = gram.

1 x 1027/1,362 x 1024= 730 0C. Bütün suları 730 0C ısıtır.

12.000 bin yıl önce dünyanın başka yerlerinde insan yaşamadığını iddia ediyor.

Hâlbuki Göbeklitepe’nin yaşı en az 12.000 yıldır. Yani göbeklitepe’de 12.000 yıldan binlerce sene önce insanlar yaşamıştır.

Aborjinlerin 50.000 yıl önce Avustralya’da yaşadığı biliniyor.

Rahiplerle hangi dilde konuşmuş.

O dilde hiçbir eseri var mı? Başka bir eserinde bahsediyor mu?

Okyanusun 10-20 km altında manto var.

Arkeolojik, genetik, jeolojik, dini, tarihi, astronomik ve biyolojik

açıdan gerçek değildir.

Biz tufanı biliyoruz ama onu bilmiyoruz. Olacak iş değil.

Sümerler niye bahsetmiyor.

Kendilerinden yüz binlerce sene önceki Tufandan bahsediyorlar.

İlahi kaynaklarda niye ibret olarak yoktur.

Mu araştırmaları niçin durdu.

Çünkü ondan başka bu yalanı yayan yoktu.

Zamanında ondan başka bu yalanı yayan olmadı.

Sonra gelenler gerçek sanıp olaya inandılar.

Tibet tabletleri hariç niçin başka bir yerde bu bilgi yoktur.

Niçin eski Mısır ve Yunan olaydan bahsetmez.

Rahipleri kim eğitmiş.

Kıta varken su nerede idi.

Ruh nereye gidiyor.

İnsanların sayısı artıyor, yeni ruha ihtiyaç var.

İlk baba kim.

Yüz bin yıllık insan kalıntıları.

Mu kıtasına bilimsel açıdan bakmak

Bir bilim insanı 12.000 yıl önce Pasifik’te 30 milyon km2 alanın battığını bir makalesinde yazamaz.

Böyle bir makale hiçbir dergide yayınlanamaz.

Yayınlansa o derginin itibarı sıfırlanır.

Akademisyen dünyası o dergide yayınlanan makaleleri makaleden saymazlar. Dergi de kapanır.

Denizaltında devamlı bir çökelme olur.

Bu çökelmelerin içindeki maddelerden çökelmenin ne zaman olduğunu bulunur.

Çökelmelerde kabuklu deniz canlılarının kalıntıları vardır.

Başka kalıntılar da vardır.

Mu kıtasının kolonileri

Mu kıtasının başka yerlerde kolonileri varmış ve bunların en büyüğü Uygur İmparatorluğu imiş.

Burada büyük bir tuzak var.

Uygurların Türk kökenli oldukları biliniyor.

Ülkemizde Mu kıtasına sahip çıkanlar demek istiyor ki

“ey Türkler ne yapacaksınız Arapoğlu’nun dinini, alın size tek tanrılı atalarınızın Mu dini”.

Evet, maalesef hedef buydu.

Unutmasınlar ki sadece Türk milleti değil diğer bütün Müslüman milletler Muhammed aleyhisselamın getirdiği din için geçmişteki bozuk dinlerini terk etmişlerdir.

Muhakkak ki herkesin bir hesabı var ama elbette Allahu tealanın da bir hesabı var.

Hile ile bu ülkenin insanının dini elinden alınmak istenmiş, bozulmak istenmiş ve içi boşaltılmak istenmiştir.

Bu dinin sahibi dinini elbette korur. Nitekim koruyacağını vadetmiştir.

Mu ve din

Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyormuş.

Bu dinin sahibi olan yaratıcının adını niçin söylemiyor.

Çok tanrılı hikâyelerde dahi tanrıların adı var.

Tek tanrılı dindeki tanrının adı niye yok.

Yeryüzünde ilk insan Mu kıtasında ortaya çıkmış.

Ne zaman çıktığı yazılmıyor.

Eğer yazılsa o tarihte Pasifik Okyanusu’nun mevcut olduğu jeolojik bakımdan bilindiği için Mu kıtasının foyası ortaya çıkacak.

Pasifik Okyanus’u milyonlarca yıldır mevcut.

Pasifik Okyanusu’nda 12.000 yıl önce devasa bir boyutta bir çökmenin olduğu bugüne kadar ispat edilememiştir.

Böyle bir doğal olay yaşanmamıştır.

Mu Kıtasının Dini anlayışı

Başka bir kaynakta Tufan’dan ve Mu’dan bahseden bir kitapta Mu kavminin bir dininin olmadığı, dinsiz yaşadığı, daha dinlerin meydana çıkmadığını ihtiyaç da olmadığını yazmaktadır.

Yani demek istiyor ki

“insanlar dinleri daha icat etmemişlerdi”

Yani daha da açarsak demek istiyor ki

“insanlar daha yobazlaşmamışlardı”

Olmayan bir kavmin dininin de olmaması normaldir.

Bizi yaratanın bize hiç ihtiyacı yoktur.

Varlıkta durmak için bizim ona ihtiyacımız vardır.

Kullarının onu inkâr etmesi onda bir noksanlık yapmaz.

Kullarının onu inkâr etmesi kulun aklında bir noksanlığa alamettir.

Çünkü O olmadan hiç bir şey olmazdı.

Fen bilimlerinde hatta bütün bilimlerde en küçük bir olayın arkasında dahi bir sebep vardır.

Dağdaki bir taş sebepsiz parçalanmış, rengi değişmiştir denebilir mi?

En küçük parçacık bilinen bir fotonun yayınlanması da sebepsiz olamaz.

O halde bu madde âleminin kendiliğinden oluğunu savunmak akılda noksanlık değil de nedir.

Mu kıtasını savunanların hemen hemen hepsinin ortak bir inancı vardır.

Onlara göre bir yaratıcı yoktur.

Yaratıcıyı insanoğlu kendisi bulmuştur.

Mu dininin öğretimini Naakaller denen rahipler öğretiyormuş, sembolizme dayalı bir öğretim sistemi imiş.

Bu semboller neler acaba.

Mu dini tanrının tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyormuş.

Yani reenkarnasyona dayanıyormuş

Ölünce ruhumuz bir başka bedende yeniden dünyaya geliyormuş.

Yani cennet cehennem yok demek istiyor.

Hazreti Âdem’den bugüne kadar gelen bütün peygamberler cennet ve cehennemi haber verdi.

Bu Kuranı kerimde vardır.

Binlerce peygamber haşa yalan mı söyledi.

Mu kıtasına destek veren diğer din mensupları buna ne diyecekler.

Onlar diyecekler ki bu kitap Müslümanların dinini bozar.

Hayır, tam aksi Müslümanları bozamaz.

Ama diğerlerini bozar. Elbette ve muhakkak bozar.

Kaş yapayım derken göz çıkarıyorlar, kendi gözlerini.

Bakın reenkarnasyoncular hangi dinlerde çok yaygındır.

Bir Müslüman böyle aptalca şeye inanmaz.

Kendi ayaklarına sıktıklarından haberleri yoktur.

Tanrının adının Ra olduğunu ima ediyor.

Güneş demekmiş.

Bak şimdi hile daha çok meydana çıkıyor.

İslamiyet’ten önce Türklerin Güneş tanrıya taptıklarına vurgu yapıyor.

Dedelerinizin dini demek istiyor.

Türkler Güneş’e tapmamıştır.

Bazıları tek yaratıcıya tapmıştır.

Türkler Hazreti Zülkarneyn zamanında mümin idiler.

Hak yolda idiler.

Öncesinde hak yolda olanları da batıl yolda olanları da bulunabilir.

Dini bir kitapta Oğuz Han için “rahmetullahi aleyh” denmektedir.

Oğuz Han’ın peygamber olduğunu iddia edenler de vardır.

Binlerce yıl önce bir Allaha inanmış milletin geçmişini Mu’ya bağlamak sinsi bir ihanettir.

Senin deden dini budur, dedenin dinine dön demektir.

Mu kavminde telepati, durugörü, çift bedenleme ve astral seyahat gibi medyumlarda olağanüstü yetenekler mevcutmuş.

Bu Churchward’ın değil Mu kıtasını savunanların görüşü imiş.

Mu’yu destekleyenler bu kıtaya yeni elbiseler biçmeye devam edeceklerdir.

Kafalarından bir de din uydurup uydurdukları dine kendileri inanacaklardır.

Yaratılış

Bir tablette şöyle yazılı imiş.

Yaradan’ın emri üzerine “Dört Büyük Güç” Kâinatı ve içindekileri inşa etti.

Onlar ki “Dört büyük İnşaatçılar”, “Göksel Mimarlar”, “Geometriciler”, “Dört Büyük Kuvveti” olanlar dünyayı inşa ettiler ve hayatı meydana getirdiler.

Bunlar 4 meleği mi kastediyorlar, yoksa fizik kanunlarında geçen 4 kuvveti mi.

Mutlaka sonuncuyu, çünkü onlar meleklere inanmazlar.

Bu “Dört Büyük Güç” nedir.

Akılı varlıklar mıdır?

Hayır, bunlar akıldan noksan kişilerin, aklı evvellerin gerçek olmayan hayalleridir.

Kıtanın meydana gelişi

Mu’lular kıtalarının denizden çıktığına inanırlarmış.

Gökten indiğini söylememekle büyük bir onur kaybetmişler.

Mu’yu anlatan tabletlerden birinde Mu kıtasının yaratılışına ilişkin şunlar yazılı imiş.

“Büyük yaratıcının emri üzerine onun istek ve arzularından çıkan kutsal “Dört büyük Kuvvet”, üzerinde insanın yaşaması için yaratılacak olan okyanus yatağını suyun yüzeyine çıkartmak amacıyla yer altı ateşlerini iş başına geçirdiler.

Emre uygun olarak kıta yüzeye çıktı ve insan onun üzerinde yaratıldı, bundan böyle bu kıtanın ismi Mu oldu.”

Yani diyor ki magmada hareketlenme oldu ve manto tabakası yükseldi ve kıta oluştu.

Peki, ama bu hareketlenmeyi tetikleyen sebep nedir.

Bu kuvvet nedir

30 milyon km2 olan bir alanın bu kadar yükselmesi sonucu yeraltında büyük boşluk oluşması lazım.

Bu boşluğun üstünde devasa bir kıta duramaz.

Bu boşluk ne ile doldu.

Mu kıtasının öncesinde diğer kıtaların yok olmadıkları söylenmiyor. Niçin insan o kıtalarda yaratılmadı da yerden çıkan kıtada yaratıldı.

Peki, insan nasıl yaratıldı.

Tek hücrelilerden mi geldi yoksa insan suretinde mi yaratıldı.

İlk insan kimdi.

Mu Kıtası ve Yaratıcı

Mu’lulara göre tanrı her şeyi yaratandır.

“ Ona hiçbir ortak ve katılan yoktur, erişilmezdir”.

Biz de böyle inanıyoruz.

“O her şeyi yaratandır, diye kabul ederler ve mademki her şeyi yaratan tanrıdır, o halde Tanrı bir Baba’dır derlerdi.

Tanrı’ya Göksel Baba diyorlardı.

Ancak Mu’da tanrıya saygı o kadar yüksekti ki, adı ağza alınmazdı

Bu yüzden dua ve törenlerde Tanrı’ya ancak bir sembolün aracılığıyla hitap edilirdi.

Bu düşünce bir tablette şöyle ifade ediliyor.

İnsan için yaratıcı anlaşılamaz.

Bunun için de ne resmedilebilir, ne de adlandırılabilir.

O “adsız” olandır.

Mu’lulara göre tanrı insan için izahsız ve idrak edilemezdi”.

Allahu teala Kuranı kerimde buyuruyor ki “benim adım Allah’tır, beni Allah diye anın”.

Hani tanrılarına Ra diyorlardı.

Devam ediyor. “Churchward Mayalarda, Uygurlarda ve Mu kültürünün ulaştığı bütün eski kavimlerde tek Tanrıdan “isimsiz olan” diye bahsedildiğini hatırlatır”.

Uygurlar tanrıyı “tanrı” olarak adlandırmışlardır.

Tanrı kelimesi Türkçedir.

Mayaların zannetmiyorum tanrıyı isimsiz olan diye adlandırdıklarına.

“Mu inanışına göre Yaradan, insanların önce bedenlerini yaratır, sonra da yaratılan bedenin içerisine Ruh’u koyar.

Günümüze kadar gelen kutsal kitaplarda da bu türlü ifadelere rastlamak mümkündür”.

Yani kutsal kitaplardan uydurduğu teze destek arıyor. O kutsal kitaba inanıyorsan içindekilere niçin inanmıyorsun.

“Mu’lular beden ile ruh ayrılığını kabul ederlerdi.

Bedene tekrar eski haline dönmesi emredilmiştir.

Bu durumda bedenin yerine dönmesiyle ruh serbest kalacaktır.

Ruh’un bu serbestliği, dünya üzerinde başka bir beden tercih edinceye kadar devam edecektir.

Ancak Mu’lular bu tercih etme süresinin ne kadar devam edeceği konusuna girmezler.

Mu’lulara göre Ruh mademki bir bedene giriyordu, o halde dünyada şu işleri yapması vazifesiydi.

İlkah edildiği bedene hâkim olması ve onu idare etmesi gerekiyordu.

Ruh’un bedene hâkim olma birinci vazifesini yapabilmesi için tecrübe sahibi olması gerekirdi.

Bu duruma göre Ruh’un birçok kere bedenlenmesi gerekir. (Reenkarnasyon zaruretinin ifadesi).

Ruh çeşitli bedenlenmelerden sonra en son olarak bedene hâkim olacak

ve bundan sonra Ruh “Göksel Babaya” kavuşacak, “Göksel Baba”nın içerisinde ebedi mutluluğa erecektir”.

Hani yaratıcı isimle anılamazdı. Göksel baba nerden çıktı.

Bedene eski haline dönmesi emredilmiş.

Yani toprak olması emredilmiş.

Böylece ruh serbest kalmış.

Bu ruh sonra istediği bedene girecekmiş.

Ya aynı bedene başka ruhlar da girmek isterse ne olacak.

Ruhlar savaşı olacak, kıyamet kopacak.

Bunların inandığı tanrı yeni ruhlar yaratmaktan acizdir.

Kendini bile yaratamaz.

Peki, var olan ruhlar nasıl yaratılmış.

İstedikleri bedeni seçtiklerini bildiğine göre ruhlar nasıl bir hayatla hayattadırlar.

Nasıl hareket ederler. Neden yaratılmışlardır.

Bu sorulara da cevap versinler.

Ya yaptığımız iyiliklerin karşılığını, kötülüklerin cezasına nerede kavuşacağız.

Yaptıklarımız yanımıza kâr mı kalacak.

Bu ilahi adalete sığar mı?

Mu ve Sevgi

 “Göksel Baba” sevginin ta kendisidir, Sevginin sembolüdür, büyük sevgidir.

Bu büyük sevgi ne ölür ne de kaybolur.

Bütün Kâinatı yaratıp, sevk ve idare eder.

Dünya’daki Baba, “Göksel Baba” değildir.

Fakat onun yansıması karşılığıdır.

O halde dünya babasında da sevgi niteliğinin olması gerekir.

Ve mademki “Göksel Baba”nın sevgisi dünyadaki babada da mevcuttur

O halde dünya’da sevgi ne kadar asilleşir ve gelişirse “Göksel Baba”ya o oranda yaklaşır.

Sevgi evrimdir.

Sevgisiz “Göksel Baba”ya yaklaşılamaz derlerdi.

Bu şekilde insanlar arasında sevgiyi ve özgeciliği sağlamışlardı.

Göksel Baba mademki Dünya’yı ve varlıkları yaratmıştır, o halde bütün insanlar birbirlerinin kardeşidir.

Ve mademki kardeşler bir babayı seviyorlar, bunlar da bir diğerini sevmekle yükümlüdürler.

Yani Göksel Baba’yı sevebilmek için kardeşlerinin birbirlerini sevmeleri gerekmektedir.

Günün birinde bütün varlıklar Göksel Baba’nın hükümranlığına girmeye mecburdurlar.

Yani bugün insanlar bir yaratıcının mülkünde değiller, Onun varlıkta tutmasına mecbur değiller.

Demek ki insanlar Göksel babanın emrinden dışarda iseler kendi ilerini kendileri yaratır.

Peki niye bunlar ölüyorlar madem bir yaratıcının kontrolü dışındalar

Bunun için yapılması gereken bir takım icapların yerine getirilmesi gereklidir.

Örneğin başta Göksel Baba’nın istediği erdemlere “sevgi, şefkat, merhamet, vs” sahip olmak, erdemin düşmanı erdemsizlikten (kin, düşmanlık vb) kaçmak uzaklaşmak gerekmektedir”.

Bu nedir. Hemen söyleyeyim.

Bu Yehova Şahitlerinin inancıdır.

Böyle başka inananlar da vardır.

Onlar ahirete inanmazlar.

Bir gün mutluluğun bu dünyada sağlanacağına inanırlar.

Yehova Şahidleri hayali Mu kıtasını kullanarak kendi reklamlarını yaptığı anlaşılmaktadır.

Fakat gerçeği göremeyenler bu tuzağa düşmektedirler.

İslamiyet’e sırt çevirirken başka bir dine girdiğini ve o dinin reklamını yaptığını dahi bilmemektedirler.

Dünya sevgisini övmektedirler.

Çünkü mutluluğun bu dünyada olacağına inanmaktadırlar.

ABD’de Lübnanlı Hristiyan Ermeni kökenli biri ile arkadaşlığımız olmuştu. Konuşuyorduk ara sıra. Maddi durumu kötü idi. Sıkıntıları vardı.

Tabi ana dili Arapça idi. Bir gün yoksulluktan dem vurup Arapça aynen şöyle dedi “dünya melun”. Dünya ve melun kelimeleri Arapçadır.

Dünya’ya melun desek bizi gericilikle suçlarlar. Dünya kelimesinin manası Arapçada biraz daha farklıdır.

Allah için olmayan, insanın onuru için olmayan, mazlumlar için olmayan yani iyilik için olmayan şey demektir.

Bu şeyler elbette melundur. Ama İslam dini ikiye ayırmış ve demiş ki “dünyada kişinin kendisine ve O’nun yarattıklarına faydası olmayanlar melundur”. Tabiki o Ermeni arkadaşım da bu manada söyledi.

Dünyayı sevseydi peygamberler severdi.

Hayr ve hasenat dünya değildir.

Tabi doğru adrese giderse. Yoksa hesabı var.

Mu kıtasının taraftarları bir daha düşünsünler.

Hazreti Musa ve Osiris dini

Din ve peygamberi inkâr ediyor

Devam ediyor iddiaları, isimden önce “hazretleri” biz ekledik. Mu’cular peygamberliğe inanmazlar.

“Churchward’a göre Hazreti Musa, Osiris dinindeki 42 metinlerini inceleyerek dinini bunların üzerine kurmuştur.

Churchward, Hazreti Musa’nın dini Osiris dinidir der ve buna bir örnek olarak da Tevrat’taki “On Emir”i gösterir.

Churchward’a göre Hazreti Musa, Osiris dinindeki 42 soruyu ele almış,

Bunları yaşadığı zamanın durumuna uyarlayarak birbiri ile ilişkili olanları birleştirmiş ve On Emir şekline sokmuştur.

Churchward şöyle diyor

“hiç şüphe yoktur ki Hazreti Musa kendi dininin, ne fazla ne de eksik saf bir Osiris dini olduğunu çok iyi biliyordu.

Peki, bu Osiris dininin kaynağı nedir. Bu dini insanlar mı icat etmiş, peygamberler mi bildirmiş.

Yalnız o Osiris dinini kendi zamanının anlamına göre hazırlamıştı”

Yani Hazreti Musa’ya Tevrat inmemişti diyor.

Churchward, “Hazreti Musa’nın sembollerini Ezra (aleyhisselam) yanlış çözmüş ve yorumlamıştır” der ve bu konuda şunları söyler.

Ezra dediği Üzeyir aleyhisselam sembolleri yanlış çözmüş

Ama Osiris doğru çözmüş, çuşşşşşşşşşşşş

“Hazreti Musa derin bilgili ve bir üstat idi”.

Yani peygamber değil diyor.

“Dinde bilimde yüksek derecelere erişmişti”

Nasıl erişmişti

Kim yetiştirmişti

Cevap yok

“Tevrat’taki hataların kaynağı başkadır.

Musa (aleyhisselam) Tevrat’ı doğru yazmıştı ve sembollerle ifade etmişti”

Yazı yazamaz mıydı

Hani bilimde yüksek mertebede idi.

“Sonraki tercümeler bunları bozmuştur.

Musa’nın (aleyhisselam) yazıları Mısır hiyeroglifi ve hiyeratikleriyle yazılmıştır.

Papirüs kil tabletler üzerine yazılmıştı.

Beni İsrail’in Mısır’dan çıkmalarından sekiz asır sonra Ezra (aleyhisselam) bir grupla beraber İsrail tarihiyle ilgili bütün tabletleri ve yazıları bir ayara toplayarak bunları bir kitap şekline soktu.

Tevrat meydana geldi.

Ezra (aleyhisselam ) ve yardımcılarının Mısır yazısı ve hakkında derin bilgileri olmadığından bu yanlışlıkların olması doğaldır”

Peki yanlışların olduğunu nereden anladın.

Peygamberin hatası kendisine bildirilir ve muhakkak elbette anında düzeltilir.

O yazıları yalnız bir üstat anlayabilirdi.

Bunların yetersizliklerini Mısır, Kalde, Hindu ve Maya belgelerinde gördüğümüz orijinalleriyle karşılaştırdığımızda anlıyoruz.

Musa aleyhisselama indirilen dinin hükümlerinin Hindu, Maya veya diğerleri ile ne ilgisi olabilir.

Musa’nın (aleyhisselam) yazdıkları makuldü.

Ya öyle mi. Demek bir peygamberin yazdıklarının makul olduğunu anlayabiliyorsun.

Demek senin aklın daha üstün.

Peki varlığına inanmaya davet ettiği bir yaratıcıya niçin inanmıyorsun

Onlar ise saçmaladılar. (tövbe)

Saçmalayanlar kimlermiş

Allahın peygamberi Üzeyir aleyhisselam, tövbe.

“Çok yerde anlamadıkları sembollere rastlayınca oraya tarihi hikâyeler, efsaneler sıkıştırdılar.

Musa (aleyhisselam) Tevrat’ı naakalların Mısır’a getirdiği belgelerden hazırlamıştır”.

Bu iddiaların sahibi demek istiyor ki “Allahu teala Musa aleyhisselama kitap indirmemiştir.

Peki, Naakallere bu bilgiler nerden gelmiştir.

Ruhları bedenden bedene sokan gökbaba dedikleri gerçekte hiç olmayan tanrılarından mı gelmiştir.

Peki, Kuranı kerim nereden gelmiştir.

Muhammed aleyhisselam mı yazdı.

Muhammed aleyhisselam yazdıysa 23 yıl niçin sürdü. Bir yılda yazardı.

Kuranı kerimde olup ta aslı astarı olmayan Mu kayıtlarında niçin bu bilgiler yok.

Big bang Kuranı kerimde var, naakallerde niye yoktur.

Cennet, cehennem niçin yok.

Çünkü Mu da ahiret inancı yoktur.

Osiris din değil dinsizliktir.

Hazreti Musa’nın peygamberliğine inanmayan, Ona Allahu tealadan vahy geldiğine inanmayan Osiris de olur, ateistte olur.

Hazreti Üzeyir’in (Ezra) Hazreti Musa’nın sembollerini yanlış çözdüğünü iddia ediyor.

Allahu tealanın Hazreti Üzeyr’in kalbine ilham ettiği Tevrat’ı yanlış çözmüş.

Burada çözmek yoktur.

O bir peygamberdir, aleyhimüsselam.

Ya bu Churchward doğrusunu nerden biliyormuş.

Doğruları elinde mi varmış.

Hazreti Musa Tevrat’ı sembollerle yazmış.

Demek istiyor ki yazı yazmayı bilmiyordu.

Yani Musa aleyhisselamı aşağılıyor.

Niçin kendi fikrinin doğruluğunu ispat etmek için.

Mu’nun siyasi yapısı.

Churchward diyor ki “devletlerin şekli tam sosyal (komünist) bir devlet idi.

Bütün ürünler eşit bir şekilde bölünüyordu ve paradan herhangi bir yerde söz edildiğini duymadım”.

Katıldığım bir TV programında Mu kavminin komünist olduğu söyleniyor dedim de tepki aldım.

Ben varlığına inanmadığım kavim hakkında fikir yürütmem.

Kendileri yazmış ben de okuyup söyledim.

Komünizmi Kuran şahıs mezarından kalksa bu Mu’culara karşı tazminat davası açar.

“Komünizm benim fikrimdir. Ya Mu’nun varlığını ve komünist olduklarını bilimsel olarak ispat edersiniz ya da tazminat ödersiniz.

Bu konuda bastırdığınız bütün kitapları da piyasadan toplayıp yakarsınız” derdi belki.

Destekçi de diyor ki

“Bu olayın anlamı Mu ve Kolonilerinde üretimin İhtiyaç için yapıldığı, çelişkinin insan ile doğa arasında olduğudur.

Bu gün dünyamızda üretim komprador tekelci burjuvazinin çıkarları doğrultusunda kâr amacı ile yapılmakta ve bir avuç insanı mutlu kalan büyük çoğunluğu da mutsuz bir hayatı yaşamaya mahkûm etmektedir”.

Kişilerin siyasi fikirlerine ve inançlarına saygım var.

Bu yazı içinde büyük çelişkiler vardır.

Bildiğimiz komünistler dine hep karşı olmuşlardır.

Mu kıtasında ise din vazgeçilmezdir.

Sosyalistlerin veya komünistlerin olmayan Mu kıtasına sarılıp ondan medet umması kendileri açısından pek acınacak bir durum değil mi?

Kapitalizm dahi bu kadar komünizme darbe vurmadı.

Kabul edilemez iddialar

  1. İlkel insanlar öyle kültürsüzlerdi ki “mutlak, ebedi, her şeye kadir” gibi kelimeleri özel eğitimden geçmeden anlayamazlardı.

Yani demek istiyor ki ilkel insan bugünkü insan ile hayvan arasında bir mahlûktu.

Hâlbuki ilk insan peygamberdir.

Peygamber ne demektir bilmiyorlar daha doğrusu peygamberliğe inanmıyorlar.

  • Yunan alfabesi Mu kıtasının batış destanını anlatan harflerden oluşmaktadır derler.

Bu batış destanı nerede

Destan varsa harf de vardır. Niçin yeni harfe ihtiyaç duyulsun.

  • Devletin tam şekli sosyal (komünizm) bir devlet idi.

Bütün ürünler eşit bir şekilde bölünüyordu ve paradan herhangi bir yerde söz edildiğini duymadım.

Nasıl duyacaktı, geçmişi işiten kulakları mı vardı. Belki görmedim diyecekti.

  • Hazreti Musa Tevrat’ı Naakalların Mısıra getirdiği belgelerden almıştır.

Yani demek isteniyor ki Allahu Teâlâdan Musa aleyhisselama ayet gelmemiştir.

Bu hem Allahu tealayı hem bütün peygamberleri ve dinleri inkârdır.

  • Reenkarnasyon vardı inancındadırlar.

Tanrı her şeyi yaratandır diyor ama arkasından ruhun bedenden bedene geçeceğini söylemekte sonunda bu şekilde yaratıcıya kavuşacağını iddia etmektedirler.

  • İlk insan Mu Kıtasında akıllı bir varlık olarak ortaya çıkmıştır derler.  

Tibet niçin turizme açmıyor.

Mu kıtasına inananlar niçin şimdi Tibet’e gidip Naakal tabletlerini görmek istemiyorlar.

Niçin Tibetlilerden bu tabletlerin medyada yayınlanmasını istemiyorlar.

Bu tabletleri, okunması bizzat başrahip tarafından öğretilen ve tabletleri çözen albay dışında herhangi biri bunları görmemiştir.

Hiçbir gerçek senet yoktur. Olsaydı turizm için açarlardı.

Öyle bir tablet veya tabletler olsa Tibet turist çekmek için, milyarlarca dolar kazanmak için tabletleri ziyarete açar.

Niçin Tibet seçildi.

O tarihte Tibet’e gitmek çok zordu.

Gizli tapınak yoktur.

İnsan eğer ilkel yaratılsaydı bedeni zayıf olduğu için yırtıcı hayvanlar tarafından yok edilirdi.

Reenkarnasyona inanırlar.

Son dirilişten sonra ölüm yoktur inancındadırlar.

Tevrat’a niçin temas ediyor ki.

Hazreti Musa Tevrat’ı nakallerin Mısır’a getirdikleri belgelerden almıştır.

Üzeyir aleyhisselama saçmaladı diyor, tövbe.

Bu hikâye Yehova şahitlerinin inancıdır.

Peygamberliği reddediyorlar.

Türkler güneşe tapmamıştır.

Bir kitapta Oğuz Han için “rahmetullahi aley” deniyor.

Olayın Uygur Türkleriyle irtibatının iddiası “ne yapacaksın Arap oğlunun dinini, al sana atanın dini” dir.

Mu ve Tufan

Bazı araştırmacılar Hazreti Nuh Tufanını 12.000-15.000 yıl önce battığına inanılan Atlantis ve Mu kıtası ile ilişkilendirmektedirler.

Dini kaynaklarda bildirilen Tufan hakkında ilk yazılı belgelerin Hindistan’da budist bir rahip’in elindeki Naakall Tabletleri olduğu iddia edilir.

Pasifik okyanusundaki otuz milyon kilometrekareden fazla bir kıtaya dev gibi bir meteorun çarpması veya gaz odacıklarını patlaması ile batması sadece bir düşüncenin eseridir.

Böyle bir olay Tufan ile ilişkilendirildiğinde pek çok soru cevapsız kalır.

Mu kıtası senaryosunun ayakları yerden kesilir, havada kalır.

Mesela Mu kıtasına meteor çarpınca uzaklarda bir ülkede bu çarpışmadan doğacak taşkınlardan korunmak için gemi yapıldığını iddia etmek doğru değildir.

Bu iddiada bulunanlar zaten geminin varlığına, Hazreti Nuh’a, Tufan’a inanmamaktadırlar.

Bazıları Mu kıtasının meteorun çarpması ile battığını iddia ederler.

Meteorun çarpması ve kıtanın çökmesi çok kısa bir zaman diliminde olacak bir olaydır.

Hâlbuki gemi yapmak yılların işidir.

Denilebilir ki Mu kavmi teknolojide yüksekti meteorun geldiğini gördüler ve insanlar yıllar önce gemi yapmaya başladılar ve bu gemi uzay gemisi idi.

O zaman denir ki o yüksek teknolojiye sahip olanlar yıllar önce gelmekte olan meteoru niye bir atom bombası ile daha Dünya’ya milyonlarca km uzakta iken parçalamadılar.

Sonra gemiyi yapmanın ne faydası olabilirdi ki dev gibi meteorun yıllar önceden Dünya’da nereye vuracağı kestirilemezdi ki gemi yapılsın.

Cevap olarak denilebilir ki Dünya’da nereye düşeceği biliniyordu.

Bunu bilen teknoloji meteoru uzayda parçalayamaz mıydı?

Ve bunu bilenler kıtayı niye önceden boşaltmadılar da 64 milyon insanın ölümüne sebep oldular.

Dini kitaplarda anlatılan Tufan olayının benzerinin günümüzden on binlerce yıl önce Pasifik okyanusundaki batmış bir kıtada yaşandığı tabletlerden anlaşılmaktadır.

Tabletlerde anlatılan olayın dini kitaplardaki Tufan olayı ile zerre kadar ilgisi, benzerliği yoktur.

Tabletlerde Tufanın sebebinin iman olduğundan bahsedilmiyor.

Tabletlerde peygamberden bahsedilmiyor.

Tabletlerde ayetten bahsedilmiyor.

Tabletlerde gemiden bahsedilmiyor.

Tabletlerden dünyayı su kaplamasından, suyun yerden ve gökten geldiğinden bahsedilmiyor.

Tabletlerde dağlar gibi dalgalardan bahsedilmiyor.

Sümer tabletleri Tufanı bu varlığı ispat edilememiş tabletlerden daha çok iyi anlatıyor. Sümer tabletleri dini kaynaklara biraz uyumludur.

Atlantis’ten eski Yunan kaynaklarında bahsedilmektedir.

Muhtemelen batmış bir kara parçasıdır.

Mu kıtası ise kişilerin beyinlerinde pişirdikleri ve düşünceleri ile devamlı besledikleri senaryodur.

Mu ve Atlantis’in Tufan ile hiç bir ilişkisi yoktur.

Tufanla niçin irtibat kuruluyor.

Çünkü Tufan gerçektir.

Uydurulmuş, yalan hikâyeyi gerçek bir olaya bağlıyor ki inandırıcı olsun.

Yorum

Churchward bugün yaşasaydı TV’ye çıkıp Mu’yu savunmaktan kaçınırdı.

Ama kendileri araştırmacı zanneden, sorgulama yapmadan inanan şimdikiler çıkıp Churchward’ı senet gösterip Mu’yu savunurlar.

1930’larda hayatta olan adam Tevrat’tan bahsediyor peki Kuranı kerimden niçin bahsetmiyor.

Osiris dinini inceliyor fakat kuranı kerimin İngilizce tercümesini bir kez açıp okumuyor.

Mu kıtasını kullanarak bir din oluşturmaya veya bir yolu desteklemeye çalışıyorlar.

Reenkarnasyona inananları destekliyorlar.

İslama uymayan tarafları.

  1. Allahu Teâlâyı inkâr etmek
  2. Reenkarnasyona inanmak
  3. Peygamberlere inanmamak
  4. Kitaplara inanmamak
  5. İlk insanı cahil zannetmek
  6. Âdem aleyhisselama inanmamak
  7. Hazreti Musa ve Hazreti Üzeyir peygamberlere hakaret edilmesi.
  8. Osiris dinine inanmak.

Kelimelerin benzerliği Âdem aleyhisselamı inkâr etmiyor ki, destekliyor.

Başka kelimeler de vardır.

Baba hemen her dilde benzerdir.

Niye Allah kelimesi yoktur.

Rab kelimesi İsrail oğullarında da vardır.

Gerek dini ve gerekse bilimsel açıdan Mu kıtası asla gerçek olmaz.

Sonuç

Mu asla vuku bulmamıştır.

Mu macera arayanların çıkmaz sokağıdır

Mu batmıştır diyenlerin dipsiz bataklığıdır,

Hayalperestlerin görmek istedikleri alafranga rüyadır.

Yine Mu bilimsel düşünenlerin mantık dışı buldukları

Akıl sahiplerinin “insaf” dedikleri bir paranoyadır.

Hayallerini gerçek sananlar onu bilimsel delillerle ispat etmelidirler.

Fen bilimlerinde bilim insanlarının hayalinde bir kurgu kurup bunun doğru olup olmadığını bilimsel verilerle araştırmaları çok olmuştur ve düşündükleri kurgunun doğru çıktığı çok görülmüştür.

Atom ve çekirdek fiziğinde, kimyada, astronomide ve başka dallarda başvurulan bir yöntemdir.

Ancak kurgunun yani postulatın doğruluğunun bilimsel verilerle uygun olması gerekir.

1904 yılında Bohr atom hakkında 4 maddeden oluşan bir teori yayınladı ve Nobel ödülü aldı. Kısa bir süre sonra 4 maddeden birinin tamamen birinin de kısmen yanlış olduğu bilimsel olarak ispatlandı. Fakat bu yanlış hipotezler dahi bilimin gelişmesine sebep oldu.

Mu hakkında elde gerçek belge yoktur.

Olması da yukarıda açıkladığımız sebeplerden dolayı bilimsel olarak mümkün değildir.

Mu’yu savunanların yukarıdaki açıklamalara cevap vermesi lazım. İspat iddia sahibine düşer.

Kısaca Mu Kıtası Naakalların değil, çakalların işidir, ürünüdür, uydurmasıdır.

Yani Mu Kıtası fikrini ilk ortaya atanlar çakallardır.

Bu çakallara bir görev verilmiştir.

Onlar da bu görevi yerine getirmişlerdir.

Bu görevin içinde bir milleti tarihinden, kültüründen, dininden ve özünden koparmak vardır.

Başaramadılar ve defteri kapattılar.

Churchward acaba yazdıklarına kendisi inandı mı?

Asla inanmadığı inancındayım.

Onun maksadı inandırmaktı, inanmak değildi.

Mu’yu destekleyenler farkında olmadan başta İslamiyete ve tek tanrılı dinlere büyük bir düşmanlık yapmaktadırlar.

İslama zarar vermek için kendi dinlerine de zarar vermekten çekinmiyorlar.

Mu kıtasının mucidi kaynaklarda İngiliz subay ve gezgin olarak sunulan şahsın şahsi kanaatimce hakikatte bunların dışında devleti adına çok önemli gizli görevler üstlenmiştir.

O bu fikri birilerinin isteği doğrultusunda ortaya atmış, tuzağa düşen bazıları da bu fikre sahip olmuş ve ona yeni elbiseler biçmişlerdir.

Hiç bir bilim insanı bugüne kadar Mu hikâyesini destekleyecek bir yayın yapmamıştır.

Bilim Dünyası Atlantis gibi Mu kıtasının da bir efsane olduğuna inanmaktadır.

Yeraltında batık binaların bulunması Mu kıtasını desteklemez.

Batık binalar hakkında insanlar bilimsellikten uzak binlerce senaryo üretebilirler.