Hürriyet ve Esaret Eğitimde Saklıdır

Tufan’ı konuştuğumuz TRT1’deki programdan sonra gelen o şiddetli tepkiler bizde önce ciddi bir şaşkınlığa sebep oldu. Sonra bu tepkilerin gayet normal olduğunu anladım. Geçmişte yüksek teknolojilerin varlığına delalet eden konulara girmeye izin verilmemesi tepkilere sebep olduğu kanaatindeyim.

Bu konuya teferruatlı anlatma imkânımız olsaydı tepkiler belki hafiflerdi. Biz “cep tel” derken Hazreti Nuh’un mobil bir telefonla konuştuğunu ifade ediyorduk. Günümüzün cep telefonu da, telsiz telefon da, yarınlarda icat edilecek diğer telefonlar da hepsi cepte taşınacaktır. Cep telden maksat teknoloji ile imal edilen bir haberleşme vasıtasıdır. Programdaki ortam bu açıklamayı yapmamıza izin vermiyordu.

Halktan gelen tepkiyi anlıyordum. Üniversite de dâhil eğitim kurumlarında kendilerine verilen bilgilerin ışığında olayı yorumluyorlardı. Haksız sayılmazlardı. Medya mensuplarının şahsımda İslam’a saldırmak için, birilerine vurmak için yaptıkları en nazik ifade ile hem insanlık hem de hukuki açıdan hiç etik olmayan tenkitlerine gelince. Onlar için söylediklerimizin doğruluğu eğriliği önemli değildi. Çok önemli bir malzeme yakalamışlardı. Böyle bir fırsatı en güzel şekilde değerlendireceklerdi elbette. Tabiri caizse birileri için ticari, birileri içinde hem ticari hem de siyasi bir malzeme idi. İyi kullandılar. Fakat unutmasınlar ki zaman çok iyi bir hâkimdir. O cep tel bir gün gelecek elbette ellerinde patlayacaktır, ellerinde patlamasa da mezarlarının üzerinde patlayacaktır ama muhakkak patlayacaktır. Şu gökteki Ay ve Güneş nasıl gerçekse bu sözüm de öyle gerçektir.

“Çok emin konuşuyorsun, bu yaptığın doğru değil” diyenlere sesleniyorum. Siz bu sözü bu fikrimize “asla olamaz” diyenlere de söyleyiniz. Onlar daha kesin konuşuyorlar. Tabi ki ispat iddia sahibine düşer. Geçmişte ileri teknoloji olduğuna dair inkâr edilemez senetler vardır. Şunu hemen ifade edeyim ki binlerce yıl önce yapılmış teknolojik ürünlerin yeryüzünde açık bir şekilde günümüze kadar kalması kimya bilimi açısından mümkün değildir. Elbette su ve hava oksijeninin etkisi ile çözünürler, zerreleri kalmaz. Ama uzayın boşluğunda, Mars’ta, Ay’da, kilometrelerce derin toprak katmanlarının altında ve suyun ve oksijenin bulunmadığı çöllerin altında bulunabilir. Seramik malzemeler yani döküm ve kilden yapılmış malzemeler günümüze kadar bozunmadan kalabilir. Bizim bu tezimizi geçmişten günümüze kalan bir cep telefonu ile veya herhangi bir ürünle ispat et diyenler kimya biliminden haberleri yoktur.

Birisi diyor ki “madem öyle bir gemi ve mobil bir haberleşme aracı vardı resmini çek de paylaş”. Bu nedir, çok çirkin bir basitliktir. Bilim bunun neresinde. Samimiyet ve insanlık bunun neresinde. Medeni insan olmak bunun neresindedir. Kişinin kimliği sözünün içinde saklıdır. Desem ki “bininci göbekten deden var mı varsa resmini çek te paylaş”. “Ben varsam bininci göbekten dedem de vardır” diyene “Hazreti Nuh’a ve Tufan’a inanmayanın bininci göbekten dedesinin fotoğrafını gerçekten çekme imkânı olsaydı o dedesi o kişinin inancına göre bir maymunun resmidir.

Çünkü Hazreti Nuh’a inanmayanlar atalarının maymundan geldiğine inanmaktadır. Bininci atanın geçmişi en az bir milyon yılı bulmaktadır. İnançlarına göre bir milyon yıl önceki insan maymundan dönme dört ayaklı idi. Biz demiyoruz kendileri diyor.

Peki, ya Hazreti Nuh’a inananlar onların inandığına göre bir maymundur, ya da bilmeden on bininci göbekten dedesini maymunlaştırmaktadır, maalesef. İyi düşünürseniz bunun doğru olduğunu elbette anlarsınız.

Gelelim konumuzun özüne. Geçmişte yüksek bir teknolojinin varlığını Allahu Teâlâ bize ayeti kerimede bildiriyor. Allahu Teâlâ Kuranı kerimde buyuruyor ki “gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken Nuh ‘aleyhisselam’ oğlu ile konuştu”.

Evet, o ayeti kerimede teşbih vardır. Dağlar gibi dalgalar demek dağ gibi olmasa da yüksek dalgalar demektir. Fakat bu on metre yüksekliğindeki dalga olamaz. Bir dağın yanında on metre bir hiçtir. Bir dağın yüksekliği yanında on metrelik dalgaya teşbih sanatı ile bir hiç denir, dağlar gibi denmez.

Yani dalgalar birkaç bin metre yüksekliğindeki dağların yanında birkaç yüz metre yükseklikte idi. Gemi bu yükseklikteki dalgaların arasında gidiyordu.

Bunu bir misalle açıklayalım. Tufandaki dalgaların 200 metre yükseklikte olduğunu kabul edelim. Yani bir insan boyundan yaklaşık yüz kat yüksek. Bu kadar yüksek dalgalar arasında bir insanın vasıtasız sağ kalması mümkün değildir. Hatta bu vasıtanın çok sağlam çelikten yapılmış olması gerekmektedir.

Bu konuşma doğru mu. Elbette doğru.

Evet, tepkilerin geleceğini biliyordum ama bu kadar ağır bir tepkinin geleceğini hiç hayal dahi etmiyordum. Biz de aynı okullarda aynı eğitimi aldık fakat aldığımızla kalmadık onu geliştirdik. Bütün bu tepkileri verilen eğitime bağlıyorum. Benim en çok şaşırdığım eğitim sistemimizin kafaları bu kadar esir etmiş olmasıdır. Yalnız biz değil bütün dünya özellikle batı da genel olarak aynı düşünceye hâkim.

Tabi ki haklı olarak soracaklar dünyada bir sen mi akıllısın. Bunun akılla bir ilişkisi yoktur. Bakış açısı ile ilişkisi vardır. Elbette yalnız da değilim. Misal başta Einstein olmak üzere dünyada milyonlarca insan, binlerce bilim insanı aynı fikri desteklemiştir.

Niçin en büyük tepkiyi hiçbir dine inanmayanlar veriyor biliyor musunuz? Çünkü onlar Tufan’a da Nuh aleyhisselama da inanmazlar.

Bunlar diyorlar ki senin bininci göbekten deden zamanında aile mevhumu, namahrem yoktu. Deden belki de çocuğunu başka kızından edindi.

Geçmişte ileri teknoloji yaşanmamıştır diyenler dayatılan bir düşüncenin esiridirler. Bu düşüncenin özeti şudur.

İnsanoğlu maymundan türemiştir. Önce dört ayaklı idi, sonra iki ayaklı oldu. Sonra mağaraya yerleşti. Mahrem, namahrem yoktu. Anne, baba ve kardeş mantığı yoktu. Maymunlar gibi çoğalma vardı. Sonra işin içine kıskançlık girdi ve eş kavramı gelişti.

Evet, geçmişte ileri teknoloji yaşanmamıştır diyenler insanlık tarihine bu gözle bakmaktadırlar. Dinlere, peygamberlere, kitaplara, meleklere, cennete, cehenneme, ahirete inanmazlar. Biz bunlara inanıyoruz ama senin o saçmalıklarına inanmıyoruz diyenlere derim ki “siz öyle inananların eğitim sisteminden geçtiğiniz için bize tepki gösteriyorsunuz”.

İşte bu değerler üzerine kurulu bütün dünyadaki eğitim sisteminden geçen ekseri çoğunluk geçmişte yüksek teknolojiye inanmaz. Söyleyeni aforoz ederler, bir bilim insanı olsa dahi.

Biz TRT1’de söylediğimiz sözü günümüzün teknolojisinin zerresinin bulunmadığı Osmanlının en ihtişamlı zamanında 1500’lü yıllarda söyleseydik hiçbir vatandaş asla karşı çıkmazdı. Osmanlı vatandaşlarının hiç biri bu sözümüze itiraz etmezdi.

Bunun iki sebebi vardır. Birincisi günümüzün şartlandırılmış eğitim sisteminden geçmiş olmamaları ve ikincisi İslam dininin bilime sarılmasıdır. Fakat aynı sözü o Tarihte Avrupa’da söyleseydik aforoz edilirdik, idam edilirdik. Yani biz şu an Orta Çağ Avrupası kafasındayız.

Dünyanın birçok bölgesinde sapiens denen kalıntılar bu ilk insanlara aittir derler.

Geçmişte yüksek teknolojilerin yaşandığını söylemek o kadar şaşılacak bir şey değildir. Bizim İstanbul Üniversitesi’nde hoca olmamız çok yadırgandı.

İspir’in kurtuluş programında yanımda oturan birine “ben bu kurtuluş fikrine karşıyım. Yüz yıldır kurtarıyoruz ama İspir hiç gelişmedi”. Hiç yüz bulmadı bu sözüm. Sonra kürsüye meclis başkanı Sayın İsmail Kahraman çıktı dedi ki “ben bu kurtuluş işine karşıyım”. Biz o sözü o kürsüde söyleseydik maalesef yuhalanırdık.

1996 yılında İspir’de ilçenin kalkınması ile ilgili bir toplantı oldu. Biz de söz alıp dedik ki “Çoruh Nehri bir tünel ile Karadeniz tarafına aktarılırsa 900 metre yükselti elde edilir. Ülkenin 4. Büyük enerji santrali kurulur. Bir profesör hariç eğitimli ve makam sahibi herkes karşı çıktı. Bu tüneli kim kazacak. Ama şimdi Ovit Tüneli ulaşıma açıldı. O gün o sözü bir bakan söyleseydi alkış alırdı, medyada önemli bir haber olurdu.

Bu dünya bunları da gördü diyecekler.

İnsanların kafasında hep şu soru var. Peki, onlar bu bilimi nerden öğrendiler. Batılılar yani günümüzün biliminin gelişmesinde rol oynayan ülkeler şanlarına gölge düşürmemek için olsa gerek geçmişte yaşanmış bir teknolojiyi pek kabul etmezler.

“İlk kez biz bulduk, biz yaptık, biz icat ettik” gururunu duyarlar. Ama gerçek onların iddia ettiği gibi değil.

Tabi ki batılı bazı bilim insanlar bu fikirde değildir. Bunlardan biri de Einstein’dır. O da geçmişte yüksek teknolojilerin yaşanmış olabileceğine vurgu yapmıştır.

Sözün özeti

Son yüz yılda okuduğumuz sayfalarda boğulduk.