Şub 05

İlahiyat Fakültelerinde Fen Okutulmalıdır

Günümüzde bütün dünyadaki üniversite ve araştırma merkezlerinde atomun çekirdeğinden, galaksilere, DNA’dan ilaca, siyasetten istihbarata geniş bir yelpazede binlerce farklı alanda bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Bu çok farklı dallardaki araştırmaların hemen herbirinin diğerlerinden bazıları ile ortak bilimsel noktaları vardır. Kimyanın inşaat ile, jeolojinin tarih ile, matematiğin bütün fen dalları ile ortak ilgisi olduğu gibi. Fakat bir bilim dalı vardır ki onun pek çok bilimle ortak yanları vardır. Bu bilim dalı ilahiyattır. İlahiyat biliminin fen, sosyal ve sağlık bilimleri ile ortak noktalarının olması onu ayrıcalıklı kılmaktadır. Bu alanda onun yegane oluşunun diğer bir sebebi de bulunduğumuz maddi ve manevi ortamın dışında ezelden ebede kadar olan bilimsel konuları bağrında barındırmasıdır. İmamı Gazali’nin “biz uzayı mahallemizin sokaklarından daha iyi tanıyoruz” sözü ilahiyat bilimlerinin bir dalı olan metafizik denen kalb bilimlerinin varlığından haber vermektedir. Farklı disiplinleri içeren böyle muhteşem bir ilmin eğitimi de diğerlerine nazaran elbette daha yoğun olacak, daha çok zaman alacaktır. 

Osmanlının son zamanlarına kadar bütün bilimlerle birlikte ilahiyat bilimleri de okutulmuştur. Daha sonra fen bilimleri bu bilimden çıkarılmış cezasını da bütün ülke çekmiştir. Gelişen teknoloji ile bilimler farklı dallara ayrılmış ve isimlendirilmiştir. İlahiyat da kendi bünyesinde ayrı bir bilim dalı olarak kimlik kazanmıştır.  

İlahiyat hariç diğer bütün bilimler her zaman ortak çalışma alanları çerçevesinde bir uyum içindedir. Ortak bilimsel yanlar her zaman birbirini desteklemiştir. Maalesef yapılması gerekenin aksine ilahiyatın adeta bütün bilimlerle ortak çalışması bıçak gibi kesilmiştir. Bu kopukluk ilahiyat ilmine olan güveni sarsmış, ilahiyatçılara karşı belki haklı soğuk bir duruş sergilemiştir. Bu duruşun elbette çok önemli, belki tek önemli bir sebebi ilahiyat fakültelerinde fen bilimlerinin okutulmamasıdır. Diğer bir sebebi de ilahiyat fakültelerinde bilimin özünü oluşturan nesnelere karşı fikirlerin ortaya atılmasıdır. Bu öyle bir konudur ki fizikte atomun çekirdeği yoktur, kimyada elektronlar rol almaz demeye benzer ki bilimi temelinden yıkar. 

Buna misal olarak şunu verebiliriz. Bir ilahiyat fakültesinde cehennemin sonsuz olup olmadığı yüksek lisans tez konusu olabiliyor. Kim cehennemin sonsuz olup olmadığını araştırıyor, ilahiyatçılar. Peki şüphesi mi varmış ki araştırıyor, Kuranı kerimden daha doğru başka kaynak mı bulmuş. Bunun sebebi nedir. 

Bu ve benzeri konuların iki sebebi vardır. Birincisi asla olan kopukluğun artması, ikincisi ilahiyat fakültelerinde sosyal, fen ve sağlık bilimlerinin hiç okutulmamasıdır. Elbette bu konuları işin uzmanı kadar bilmesine gerek yoktur. Yüzeysel okutmak yeterlidir. 

Bu açıdan bakıldığı zaman ilahiyat fakültelerinde bazı bilim dallarının yüzeysel olarak okutulması çok zaruri görünmektedir. Din adamı bilimsel konulardan bir nebze haberdar olmalıdır. Teneffüs ettiğimiz oksijenin büyük bir kısmını okyanuslardaki planktonların sağladığını, şimşeklerin etkisi ile atmosferin toprağa, denizlere milyarlarca ton gıda hammaddesi gönderdiğini, atmosferde şimşeklerle amino asitlerin oluştuğunu, mantoda Everest Tepesini aşacak su kaynağının bulunduğunu, meteor taşlarında genlerimizi, DNA’mızı oluşturan maddelerin ve vücudumuzdaki proteinleri oluşturan amino asitlerin bulunduğunu, boşlukta ve okyanusların binlerce metre altında bir canlının sağ kaldığını, havada günlerce kuşların hiç yere konmadan uçtuğunu ve daha nice bilimsel olayların yüzeysel olarak ilahiyat fakültelerinde okutulması gerekmektedir. Bu konular Kuranı kerimdeki bilimsel olayları daha iyi görmelerine mucizedir deyip geçmemelerine sebep olacaktır. Tabiattaki olayları fenciler çözmekte ilahiyatçılar alıp işlemektedir. Yani fenciler olmasa ilahiyatçılar ayeti kerimelerde bildirilen bilimsel olayları asla çözemeyecekler. Niçin, fen bilimleri yüzeysel de olsa okutulmadığı için. 

İlahiyat fakülteleri 5 yıla çıkarılıp, bu eğitim süresi içinde fizik, kimya, biyoloji, astronomi, genetik, doğal enerji akynakları, atom, nükleer enerji, atmosfer kimyası, okyanus bilimi, jeoloji ve anatomi gibi bilimlerin ezbere dayanmayan temel bilgileri okutulmalıdır. Bu fazla okutulan bir yıldan dolayı ilahiyattan mezun olanlara yüksek lisans diploması verilmelidir.  İlahiyat fakültelerinde fen bilimleri mutlaka okutulmalıdır. Fen bilimlerini bilmeyen din adamı olmamalı.

Buna niçin gerek var diyeceksiniz. Kuranı kerimdeki ayetlerin bilimden haber verdiğini anlamak için fen bilimlerini okumak zaruridir. Aksi taktirde her şeye mucize diyen din adamları islam dinine zarar verir. Akdeniz’in sularının Atlas okyanusuna karışmadığını fen bilim insanları keşfediyor. Halbuki fen okuyan ilahiyatçılar ayetlere başka açıdan bakacak ve bilimsel olayları daha iyi anlayacaklardır. Mucizeyi de o bilimsel olayları da yaratan Allahu tealadır. Bir hadisi şerifte ahir zamanda ayakkabı bağının 30 günlük mesafeden haber vereceğini bildirilmiştir. Bu nedir, yüksek teknolojidir. Akla hayale gelmeyen bildirilmiştir. Bunun olabileceğini sahip olduğumuz yüksek teknoloji ile anlıyoruz. O tarihte bunun nasıl olacağı anlaşılamazdı. Bunun gibi 10.000 yıl önceki bir teknolojiye de bugün mana veremiyoruz. Peki ayeti kerimelerde buna benzer bildirilen geçmişteki olayları niçin bilime bağlanmıyor.

Kuranı kerim geçmişteki ve gelecekteki olaylardan haber veren ilahi bir kitaptır.  Bu olayların içinde elbette bilimsel konular da vardır. Ayeti kerime kâinatın bir başlangıcı olduğunu haber verirken bir yandan da muhtemel ki geçmişte insanlığın yüksek teknolojilere bazı dönemlerde kavuştuğunu üstü kapalı haber vermektedir. 

Fen bilimini ilahiyat ile yan yana koyamayanlar bilmelidir ki fen bilimi mutlak olarak bir yaratıcının var olduğunu ispatlamaktadır. Big Bang öncesi hakkında fen bilimleri bilimsel bir yorum yapamaz. Çünkü Big Bang demek madde aleminde öncesi olmayan başlangıç demektir. Peki trilyonlarca yıldızı oluşturan o müthiş patlamanın sebebi nedir. Tek bir noktada olmasa da maddenin oluşumu nasıl başladı. Bir bilim insanı buna “kendiliğinden” dediği an onun gerçek bir bilim insanı  olmadığı anlaşılır. Dünyadaki bütün bilin insanları da o kişinin bu cevabına şiddetle tepki gösterirler. Bilimde her olayın arkasında onun oluşmasını sağlayan başka bir olay vardır. Peki Big Bang’ın oluşmasının arkasındaki kuvvet, sebep nedir.

Şurası bir gerçek ki;

“Doğru bir din doğru bir bilimle asla çatışmaz. Çatışma varsa bunlardan biri muhakkak yanlıştır”

İlahiyat fakültelerinde fen bilimlerinin yüzeysel de olsa okutulması elzemdir, olmazsa olmazdır.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.