Mars Kadim Medeniyetleri

NASA’yı açıklamaya davet ediyorum

Ey NASA yetkilileri; insanoğlunun Mars’ta yaşadığını ve Mars’ta insanlığa ait milyonlarca kalıntının bulunduğunu ne zaman açıklayacaksınız.

Ey NASA biliyorsun ki Mars kalıntılarında harfler vardır, yapılabilmesi için teknoloji gerektiren cisimler vardır. Bunların kendiliğinden oluşması imkânsızdır.

NASA robotunun gönderiği resimlerden insanoğlunun uzak geçmişte Mars’a gidip yaşadığını kanaatimce tescillemektedir. Aslında bunda şüphe yoktur. Fakat bunun açıklanmasına engel olan bazı sebepler vardır. Açıklandığı taktirde bir ezber bozulacaktır. Dünya tarihinde alışılmamış bir olay gündeme gelecektir.

Özet: Konu ile ilgili kaynakların incelenmesinden anlaşılıyor ki yaklaşık 500.000 yıllık insanlık tarihinin birçok döneminde günümüzde mevcut olmayan çok yüksek teknolojilere ulaşılmıştır. Binlerce yıl aralıklarla teknoloji defalarca yükselmiş ve tekrar yok edilmiştir. Yıkıcı silahlar teknolojiyi bir zamanda bitirmiştir. Bunun doğru olduğunu jeolojik kalıntılardan anlıyoruz. Fakat bu konuda en ilginç kaynak şüphesiz Mars’ta tespit edilen görüntülerdir. Mars’taki kalıntılar insanoğlunun Mars’ta bir medeniyet kurduğuna dair çok önemli bilgiler vermektedir. Mars’ta pek çok heykel resmi bulunmaktadır. Bunlar sağlam olduğu için bozulmadan kalmıştır. Kalıntılarda harfler de bulunmuştur. Ancak bu harflerin günümüzdeki manada kullanıldığını iddia edemeyiz.

Bugüne kadar gündeme gelmeyen bu konudan bilimsel olarak bahsedebilmemiz için önce kısaca insanlığın yaşına, insanlığın aslına, dünyanın tamamının insanlarla ne zaman dolduğuna ve geçmişte yüksek teknolojilerin boyutuna bakmamız lazımdır.

İnsanlığın yaşı

Gerek kutuplardaki en yaşlı buzulun yaşı (Global Tufan’da bütün buzullar erimişti), gerek bazı jeolojik bulgular ve gerekse dini kaynaklar insanlığın yaşının 450.000 yıldan fazla olabileceğine dair kıymetli bilgiler sunmaktadır. İnsanoğlu medeni yaratılmıştır. İlk insan hazreti Âdem Cenneti gördü. Meleklerin bilmediğini biliyordu. Mağarada yaşamadı. Eğer ilk insana akıl ve zekâ verilmeseydi soyu devam edemezdi. Vahşi hayvanlar soyunu kuruturdu. Hazreti Âdem Resuldü. Bugün yeryüzünde yaşayan hiç kimse onun yüzünün güzelliğine elbette sahip değildir.

İnsanlığın aslı

Sapiens denen mahlûklar insan olamaz. İnsanın maymundan geldiğini iddia edenler bazı maymun kalıntılarına ilk insan demektedirler. Bakınız bu konuda ne aldatmacalar olmuş. Bilim insanı mı bunlar.

1912’de İngiltere’de C. Dawson “Piltdown Adamı” ismi verilen bir fosil bulur. Fosil maymunla insan arasında o güne kadar bulunan en güvenilir fosil olarak ün kazanır. Çok ilginç bir şekilde fosilin kafatası ve dişleri insana, çene kemikleri ise maymunun çene kemiğine benziyordu. Tabi ki insanın ilk atası bulundu denip büyük rağbet görmüştü. Dinler ile alay edildi. Ama vicdan sahibi bilim insanları fosilden şüphelendiler. Fosili kendileri de incelemek istediler, izin verilmedi. Yıllar sonra bir Alman bilim heyeti fosili inceler. Dawson’un, hile yaparak, insan kafatasına maymunun çene kemiğini yerleştirdiği, çeneye de insan dişlerini koyduğu açığa çıkar.

Başka önemli ve ibret verici bir misal daha. Java Adası’nda yarım kafatası, uyluk kemiği ile üç azı diş ayrı ayrı yerlerde bulunur. Maymuna benzetilen “Java Adamı” bulundu haberi yayılır. Sonra ne olur. Vicdan sahibi Prof. Gish maymunun kafatası ile insanın uyluk kemiğinin yan yana getirilerek oluşturulduğunu, Java Adamının bir maymun olduğunu söyler. Kemikleri bulup bir araya getiren ve Java Adamı adını veren Dubois ölmeden önce bir itirafta bulunur, “Java adamı dediğim kemikler bir Gibbon maymunudur”.

Nüfusun ilk kez milyarlara ulaşması

Dünyanın tamamı ilk kez insanlarla ne zaman doldu sorusuna cevap verebilmek için elimizde iki kaynak vardır. Birincisi Hazreti Âdem’in 41 çocuğunun olması ve kırk bin torununu gördüğü rivayetidir. Kırk bin çokluktan kinaye olabilir. Bu rakam çok daha fazla olabilir.  

Bu iki kaynağı kullanarak yaptığımız hesaplara göre hazreti Âdem’in vefatından sonra farklı alternatiflere göre en erken 1500 yıl sonra en geç 2500 yıl sonra dünyanın nüfusu iki milyara ulaşıyor. Vefatından 3000 yıl sonra ortalama rakam 40 milyarı çok aşıyor.

Vefatında bin yaşındaydı ve 40.000 torunu vardı. Yani 20.000 aile vardı. Bunu esas alarak siz de hesap yapabilirsiniz. Ömürler bin yıl civarında olduğu için evlilik yaşını 100 ve çocuk sayısını en az 10 veya daha fazla kabul ediniz. Evlilik yaşını 25 kabul ederseniz nüfus çok erkenden milyarlara ulaşır.

Geçmişte ileri teknoloji

Afrika’daki Dogon kabilesinin kültüründe Jüpiter’in uydularından, Şira yıldızlarının dönüşünden ve diğer bilimlerden bahsedilmektedir. Bu ancak kendilerine yüksek teknolojiye sahip atalarından kendilerine nakille gelen bilgilerle mümkündür.

2000 yıl önce Çinli bilim insanı 1000 km uzakta olan depremi haber veren cihaz geliştiriyor.

Bağdat’ta 2000 yıllık pil bulunuyor.

Bunun gibi Antikythera mekanizması, Baigong boruları, Mısır kalıntıları, Hindistan’daki kalıntılar, Mahabharata destanı, İndus vadisi kalıntıları, Baalbek taşları, Japon heykelleri, Maya astronotu, tektit ve trinititeler ve daha birçok kalıntı geçmişte yüksek teknolojilerin varlığını bildiriyor.

Dini kaynaklarda geçmişte teknoloji

Yaklaşık 3500 yıl önce yaşayan Hazreti Süleyman’ın rüzgârın bir ayda gittiği mesafeyi bir sabah vakti gittiği ayette bildirilmiştir. Bu hız ortalama saatte 2000 km’dir. Dikkat buyurun 3500 yıl önce dünyada uçaklar vardı. Bir yaygı üzerinde uçarak gidiyordu. Ve yaklaşık 6000 yıl önce yaşayan Hazreti Zülkarneyn de çok yüksek teknolojiye sahipti. Bu iki peygamber de o teknolojiyi düşmanlarına karşı kullandılar. Yani düşmanları da yüksek teknolojiye sahipti. Yani dünyanın başka bölgelerinde yüksek teknolojiye sahip milletler vardı. Teknolojide biz ilk değiliz.

Teknolojide ilk yükseliş

Hazreti Âdem Cenneti gördü. Cenneti gören maddenin hakikatini bilir. Atomu da, parçalarını d, enerjiyi de, uzayı da bilir. Biz bugün hazreti Âdem’in bildiğinin zerresini ancak biliyoruz. Onun bildiğini biz bugün bilsek ömürler bin yıla çıkar. En az ışık hızında yol alırız. Aslında ne yapabileceğimizi hayal dahi edemeyiz. Onun bilmesi kalbine verilen ilhamladır. Peki, bunun ne önemi vardır.

Hazreti Âdem bildiklerinden üstü kapalı evladına, torunlarına bahsetti. Sebeplere yapışarak açıkça bahsetmedi. Sebeplere en çok peygamberler yapışır. O zaman dünya bomboştu. Dünyada hiç çöl yoktu. Gıda maddesi çok boldu. Yaşamak için çalışmaya hiç ihtiyaçları yoktu. O binlerce insan bir meşguliyet aradılar ve hazreti Âdem’in üstü kapalı bildirdiği sırlara vakıf olmak için bilime sarıldılar. Ve bilimde ilerlediler.

İnanıyorum ki hazreti Âdem’den en geç 3000 yıl sonra dünya nüfusu en az 10 milyardı ve dünya tamamen dolmuştu. Yüksek bir teknoloji vardı.

Hazreti Âdem’den en geç 5000 yıl sonra insanoğlu Mars’ta bir medeniyet kurmuş olabilir. Belki Mars’ta bir atmosfer vardı. Onu yaşanabilir hale getirdiler. Misal 300 yıl sonra insanlar Jüpiter’den azotu, amonyağı, diğer gazları, uydularından suyu, Venüs’ten oksijen ve karbonun kaynağı karbondioksidi devasa güçteki manyetik alanla dışarı çekip birkaç ayda Mars’a getirip bakterileri de kullanarak Mars’ta yaşanabilir bir atmosfer oluşturabilirler mi. Elbette pekâlâ mümkündür.

Bakın neler olur.

Jüpiter’den getirilen amonyak gazı Ay yüzeyine çok hızla çarpılınca amonyaktaki azot ve hidrojen kayaların yapısında bulunan karbonatın oksijeni ile reaksiyon verir. Ay yüzeyinde alevler belki on km yükselir. Bu işlem devam ettikçe ay hep “tam Ay” görünür. Yani yanacak ve yakacak hiçbir şeyi olmayan Ay’ı alevleri km’lerce yükseğe çıkacak şekilde yakmak pekâlâ mümkündür.

Tufan’daki teknoloji

Hazreti Âdem’den sonra teknoloji ne zaman ve ne kadar yükseldi. Tufan hazreti Âdem’den yaklaşık 20.000 yıl sonra olmuştur. Bu konuda üstü kapalı olarak İslami kaynaklarda, Tevrat’ta ve Sümer tabletlerinde bilgi bulunmaktadır. Biz günümüzdeki teknolojiye en fazla 400 yılda ulaştık. İnsanoğlu ilk 20.000 yılda öyle yüksek bir teknolojiye ulaştı ki biz o teknolojiye ancak kıyamete yakın ulaşırız. Bu konuda geçmişte kalb ehli bir zatın da açıklaması olmuştur. Ayette bildirilen “dağlar gibi dalgalara dayanabilen bir gemiyi” günümüzdeki teknoloji yapamaz. O dalgalar suların altında da öyle hareket oluşturur ki denizaltıları karalara çarptırıp parçalara ayırır. O Tufan’dan yalnız dünyaya yüz bin km uzaktakiler kurtulur. Evet, kurtulanlar oldu ve bunlar dünyaya dönünce helak oldular.

Tufan’dan önce elbette Mars’ta medeniyet kuracak bir teknoloji vardı. Ve Muhtemelen Mars’ta nüfusu milyarları bulan bir medeniyet vardı. İnsanoğlu belki Venüs’ü de bu hale getirdi. Belki Merkür’de de yaşadı. Elbette Ay’da devasa üsler kurdu.

Bu da mümkündür

O zamanlar bir kişi hanımını da yanına alıp kendi uzay aracına binip uzak yörüngede binlerce kişinin bulunduğu devasa büyüklükteki bir üsse gitti. O üsde akşama kadar hanımı ile kaldı. Misal tenis gibi oyunlar oynadılar. Güneşin doğuşunu ve batışını defalarca gördüler. Akşam araçları ile eve dönerken adam dedi ki “benim torunum da Jüpiter’e gidecek”.

Hiç düşündün mü bunu bin göbek öteden dedenin yaşamış olabileceğini.

Hiç düşündün mü dedenin Mars’a gidip geldiğini.

Hiç düşündün mü dedenin Jüpiter’in, Satürn’ün yörüngelerinde yol aldığını.

Mars’ta medeniyetlerin kurulması

Gerek insanlığın yaşı, gerek geçmişte çok yüksek yüksek teknolojilerin varlığı ve gerekse Mars’ta tespit edilen cisimlerin fotoğraflarından insanoğlunun geçmişte Mars’ta yaşadığını bir nevi ispat ediyor. Teknoloji varsa zorluk yoktur. Zorluk teknolojide yükselmekte saklıdır. Şimdi kıtalararası konuşmakta hiçbir zorluk yoktur. Zorluk o teknolojiye ulaşmaktır.

İnsanoğlu geçmişte pek çok dönemde yüksek teknolojiye ulaştı ve sonra çok yıkıcı savaşlardan dolayı o teknolojiyi kaybetti. Beyinler, genler nükleer, kimyasal, biyolojik ve çok şiddetli ultrason ses dalgaları ile zarar görürse atom bombası yapan adamın üçüncü göbekten torunu o hale gelir ki taşı oyup silah yapar. Bir yazıyı dahi okuyamaz.  

Yani insanoğlu sadece bir kez Mars’a gidip medeniyet kurmuş değildir. Yaklaşık 450.000 yıllık insanlık tarihinde birçok kez gitmiştir. Yarınlarda da Mars’ta bir medeniyet kurulabilir.

Mars bir medeniyetin yaşayıp sonra yerle bir olduğu görüntüye sahiptir. Mars ya nükleer savaşlarla yerle bir oldu veya asteroid çarpmaları ile. ABD’li bir araştırmacıya göre Mars’ta atom bombası patlamıştır. Mars’ın Tufan’da da yerle bir olma ihtimali vardır.

Mars’taki kalıntıların sırrı

Mars’taki kalıntılar insanlığın en önemli tarih kütüphanesidir. Bu dünyada cisimler su ve hava ile kolayca yok olmaktadır. Fakat Mars öyle değildir. Mars’taki kalıntılar bozulmadan yüz binlerce yıl kalabilir. Nitekim Mars’ta insanlığa değil binlerce, değil milyonlarca kanaatimce milyarlarca kalıntı vardır. Kumların altındaki o kalıntılarda, kitap, video, araçlar bulunacaktır. Mars’ta öyle şeyler bulunacak ki insanlığın ağzı açıkta kalacaktır. Misal Hazreti Adem’e, Hazreti Nuh’a ve diğer birçok Resule inen ilahi kitaplar ve o Resullere ait görüntüler bulunabilir. Tufan’ın videosu dahi bulunabilir. Yapılan nükleer savaşlar, yıldızların ötesi ve daha çok kıymetli bilgi bulunabilir.

On binlerce yıl önce uzayın boşluğuna gönderilen uzay araçlarından bugün dahi çok zayıf sinyaller geliyor olabilir. Bunları yakalayınca yüz bin yıl gitmeden uzayın derinliklerinden bilgi alacağız.

NASA gelecekte bu kalıntılardan bazılarını dünyaya getirip ücret karşılığı fuarlarda sunuma açarak milyarlarca dolar kazanabilir. Ancak NASA bugün Mars’taki insanlığa ait kalıntılardan bahsetmeyeceğine inanıyorum. NASA Mars’taki kalıntılar sayesinde teknolojide çağ atlayabilir.

Mars kalıntılarının fotolarında harfler tespit ettik.

Şimdi bulduklarımızı buraya fotoğrafları ile ekleyelim. Amerikalı araştırmacılar Mars’ta tesğit ettikleri görüntülerin üzerine mühür kazıyor. Yani “ben buldum” diyor. Biz de onları örnek alarak kendi tespit ettiğimiz cisimlerin görüntülerine ismimizi yazdık. Ana kaynak NASA’dır.

Burada çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum.

Hazreti Adem Cennetten geldi. Dini kaynaklarda Cennet lisanının arapça olduğu, hazreti Adem’in hazreti Havva ile cennette Arapça konuştuğu, Cennette İslam harfleri ile yazıların bulunduğu bilidirilmektedir. Dünyaya dönünce de hanımı ile Arapça konuştuğu, İslam harflerini kullandığı kaynaklarda vardır. Kanaatimce Tufan’dan yaklaşık 5000 yıl sonrasına kadar dünyada yalnız Arapça konuşuldu ve yalnız İslam harfleri kullanıldı. Diğer dil ve alfabeler daha sonra ortaya çıktı.

Burası çok önemli. Tufan’dan önce eğer insanoğlu Mars’a gittiyse Mars’ta İslam harfleri ile yazılı kalıntılar bulunabilir.

Tabi ki bugün elimize geçmeyen başka dil ve alfabelerle yazılmış kalıntılar da bulunabilir. Ancak bu kalıntılar Tufan’dan çok sonraya aittir.

3500 yıl öncesinden Tufan’a kadarki dönemde mevcut olan dil ve alfabelerle kaydedilmiş kaynaklar Mars’ta bulunabilir.

Çünkü günümüzdeki teknolojiden önce en son hazreti Süleyman zamanında teknolojiye ulaşıldı. Hazreti Süleyman Mars’a araç gönderdi ise Mars’a son giden insan israiloğullarından veya araplardan, veya ortadoğudan bir kavimden olabilir. Her peygamber kendi kavminin dili konuşmuştur. Yani Mars’ta hazreti Süleyman zamanına ait kalıntı varsa bu muhtemelen İslam harfleri ile ve Süleyman aleyhisselamın konuştuğu dil ile yazılıdır. Bu dil süryani olabilir, İsrailoğullarının konuştuğu dil olabilir. Muhtemelen İslam harfleri dedik çünkü bu harfler çok önceden beri vardı.

Yaklaşık 5000-6000 yıl önce yaşayan hazreti zülkarneyn kendisinden ortalama 2500 yıl sonra gelen hazreti Süleymandan daha yüksek teknolojiye sahipti. Dikkat ediniz hazreti Süleman zamanından önce daha yüksek teknoloji vardı. Demek ki teknolojiler zamanla kaybolabiliyor.

Hazrreti Zülkarneyn zamanında Mars’a gönderilen araçlarda hangi harfler vardı, hangi dil kullanıldı acaba. Harf belki İslam harfleri idi.

Bu yazıyaya ait kaynaklar Destanların sultanı Tufan ve Mars’ın Sırları kitaplarımızda geniş bir şekilde bulunmaktadır.

www.dr.com.tr/search?q=Yavuz%20ornek