İslam Harfleri yer ve göklerden önce vardı.

Bütün ilahi kitaplar islam harfleri ile inmiştir.

Hazreti Adem’in evladı, torunları binlerce sene, Tufan’a kadar Arapça konuştular, İslam harflerini kullandılar.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı kalıntılar, levhalar bulunabilir.

Geçmişte insanoğlu Mars’a gitti.

Benzer levhalar, yazılar Ay ve uzayın başka yerinde ve hatta Dünyada yeraltında bulunabilir.

İnsanoğlu Tufan’daki teknolojiye Kıyamete yakın ancak ulaşır.

Tufan hazreti Adem’den yaklaşık 20 bin yıl sonra olmuştur.

İlk insan, ilk peygamber Adem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar 313 Resul peygamber gelmiştir, ‘aleyhimüsselam’. Bir Resul vefat ettikten yaklaşık bin yıl sonra diğer bir Resul gelmiştir. Her Resule bir din ve bir kitap indirilmiştir. Davud aleyhisselama kitap indiği halde Musa aleyhisselamın dinini yaydığı kaynaklarda vardır. Resul sayısı kadar yani 313 kitap gelmiştir. Dört kitabın haricindeki rakamlar kitap değildir, suhufdur, sayfalardır. Her Resule inen sayfaların toplamı birer kitaptır.

  • Hazreti Adem’e 10 sayfa
  • Hazreti Şid’e 50 sayfa
  • Hazreti İdris’e 30 sayfa
  • Hazreti İbrahim’e 10 sayfa gelmiştir.

Bu rakamlar kitapların sayfa sayısı veya risale denen küçük kitap sayısı olması muhtemeldir. Sayfalar bir araya gelince bir kitap oluşur. Bunların toplamı 100 kitap değil, 4 kitaptır. Hazreti Şid’e 50 kitap değil, elli sayfa veya risale inmiştir. Suhuf sayfanın çoğuludur, sayfalar demektir. Risalenin günümüzdeki karşılığı bir kaç veya bir çok sayfadan oluşan kitaptır. Yani sayfa sayısı fazla olmayan kitaptır.

50 sayfa demek şimdiki bildiğimiz manada sayfa olmayabilir. 50 risale olabilir. 50 cilt tutan kitap da olabilir. Fakat bu 50 rakamı ister sayfa, ister risale, veya ister cilt olsun hepsi tek bir kitaptır. Yani bu dört Resulün her birine sayfalardan, risalelerden veya ciltlerden oluşan birer kitap gelmiştir. Hazreti Hud’a inen kitap bunların dışındadır. Kendisine hangi kitabın indirildiğini BİLDİĞİMİZ Resullerin sayısı dokuzdur. Dolayısıyla indiğini bildiğimiz kitapların sayısı dört büyük kitapla birlikte 104 değil, 9’dur. Yani biz 124 binden ziyade peygamberin ve 313 Resulün adını bilmediğimiz gibi bu Resullere indirilen kitapların adını da bilmiyoruz. Çünkü bunlar bize bildirilmedi.

İnsanlığa gönderilen kitap sayısı Resul sayısı kadardır. Yani 313 adettir. Dokuz Resulün dışında hangi Resule hangi kitap indi bilmiyoruz. Sadece hepsine inanmakla mükellefiz. Nitekim Resullerin hepsinin ismini de bilmiyoruz. İsimlerini bilmekle değil inanmakla mükellefiz.

Bin yılda bir Resul geldiğine göre demek ki insanlığın yaşı en az 313 bin yıldır. İlk insanlar bin yıl kadar yaşadılar. Hazreti Nuh Tufan’da bin yaşında idi. Tufan’dan sonra da 200-300 yıl yaşadığına dair bilgiler vardır. Resullerin ömürlerini de katınca insanlığın yaşı 400 bin yılı geçer.

Hazreti Adem’den sonra 124 binden ziyade nebi peygamber gelmiştir. Bir resule indirilen dini yaymak, korumak, zamanla değişimleri yok etmek için o Resul hayatta iken ve kendisinden sonra bin yıl içinde Dünyanın bir çok bölgesine pek çok nebi gelmiştir. Bir Resulün dinini kuvvetlendirmek için ortalama 400 nebi gelmiştir. Her yıl bir nebi gelse insanlığın yaşı 124 bin yılı bulur. Her beş yılda Dünyanın değişik bölgelerine bir nebi gelse insanlığın yaşı 600 bini bulur. Geçmişteki uzun ömürler dikkate alınırsa aynı anda yer yüzünde başka kıta ve bölgelerde 100-300 kadar nebi bulunur.

Adem aleyhisselamdan sonra yüz binlerce yıl insanlar teknolojiden uzak yaşamadılar. Günümüzün teknolojisine 400 yılda ulaşıldı.

Niçin meleklere hazreti Âdeme secde etmesi emredildi. Kendisine meleklerin bilmediği ilimler verildiği için. Hazreti Âdem’in bildiklerini melekler bilmiyordu. Bütün isimleri yani kıyamete kadar gelecek bütün ilimleri, maddenin hakikatini bir anda Allahu Teâlâ ona verdi. Allahu Teâlâ için zorluk yoktur.  Allahu Teâlâ hazreti Âdem’e, “Her şeyin ismini (ne işe yaradığını, nasıl kullanılacağını, neden yapıldığını, nasıl oluştuğunu, nerede bulunduğunu, niçin var olduğunu, nasıl sonlanacağını) söyle buyurdu. Hazreti Âdem de, hepsini meleklere söyledi. (Bakara 30-33). İsim demek bir şeyin hakkında her şey demek olsa gerek. İsmi demek nesnenin, maddenin kısaca yaratılan her şeyin sadece ismi olmasa gerek. Âlimler bu ayetten hazreti Âdem’e Kâinattaki bütün ilimlerin bildirildiğini anlamışlardır.

Bu Dünya pek çok kez doldu boşandı. Allahu teala “ne kadar kavim yarattığımı ben bilirim” buyuruyor. 3500 yıl önce yaşamış olan Hazreti Süleyman ve 6000-9000 yıl önce yaşamış olan hazreti Zülkarneyn elbette yüksek teknolojiye sahiplerdi. Bunlardan önce de değişik dönemlerde yüksek teknolojiler vardı.

Kendisine bir kitap ve din indirilen peygamberlere Resul, kendisine kitap indirilmeyen, kendi zamanı içinde gelen son resulün dinini yayan peygamberlere nebi denir. Her Resul aynı zamanda nebidir. Fakat hiç bir nebi Resul değildir. Her subay askerdir, fakat her asker subay değildir.

Buradan şunu anlıyoruz. Elimizdeki ilk yazılı kaynaklar Sümerlere aittir. Fakat ilk yazıyı Sümerler kullanmadılar. Hazreti Adem’e kitap indi ve o kitabı okudu. O kitap kendisinden sonra gelen binlerce torununa kaldı. İlk yazı ve okuma hazreti Adem’e aittir. Peki hazreti Adem’e inen kitap hangi harflerle yazılmıştı.

Bütün kitaplar islam harfleri ile yazılmıştır.

Bugün Dünyada konuşulan ve unutulan bütün diller, lisanlar insanların farklı coğrafyalarda yaşamasından dolayı meydana geldiği kanaatindeyim. Arapça ve islam harfleri ise yer ve gökler ve insanlar yaratılmadan önce vardı. Her ne kadar Kuranı kerimdeki harflere arap harfleri deniyorsa da doğrusu islam harfleridir. İlk insan olan Âdem aleyhisselam Cennetin her yerinde (Lâ ilâhe illallah) yazılı olduğunu gördü. O harfler insan yapısı değildir. Yani insanlar yokken de bu harfler ve bu lisan vardı (Mir’at-ı Medine, Ruh-ül beyan tefsiri). Âdem aleyhisselam Cennetten yeryüzüne indirildiğinde, kendisine gönderilen sayfalar, İslam harfleriyle ve arabi lisanla yazılıydı. Cennetten geldi. Cennet lisanı arapçadır. Hadisi şeriflerde buyuruluyor ki;

  • Allahü teâlâ Arş’ı yaratınca, üzerine Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulallah yazdı) (İ. Rafiî).
  • Allahü teâlânın Levhi mahfuzda yazdığı ilk şey, Bismillâhirrahmanirrahimdir (Deylemî).
  • Yer gök yaratılmadan iki bin yıl önce, Cennetin kapısında Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah yazılmıştır (Ukayl, İ. Neccar).

Kuranı kerimin lisanı arapçadır. Kelimeleri ise islam harfleridir. Başka harflerle yazıp namazda veya başka zaman okumak sözbirliği ile haramdır. Hadisi şerifte buyuruldu ki “Cennet ehlinin lisanı Arapçadır” (Taberânî, Hâkim, İbni Asakir, Abd-ür-rezzak). Hud aleyhisselama gelen kitap da, İslam harfleriyle idi (Hadika, Letaif-ül-işarat).

Bütün semavî kitaplar İslam harfleriyle gönderilmiştir. Tevrat ve İncil İslam harfleriyle inmiştir. Fakat Tevrat’ın dili İbranice, İncil’in dili Süryaniceydi. Biz islam harflerini kullanırken de dilimiz Türkçeydi. Lisan ve alfabe farklı şeylerdir. Batı dünyası aynı alfabeyi farklı dillerde kullanırlar. Yani Resullere gelen bütün kitaplar islam harfleri ile gelmiştir. Geldiği dil farklı olabilir. 313 kitap Türkçe, Rusça, Çince, Latince, Farsça gibi bir çok dilde gelmiş olabilir. Fakat hepsi islam harfleri ile gelmiştir.

Günümüzdeki Tevrat, İncil ve Zebur İslam harfleri ile yazılı olmadığı için çok değişikliğe uğramışlardır. Manalar çok değişmiştir. Tercüme edilirken bilime aykırı manalar verilmiştir. Çünkü tercüme edildiği zaman bilim yoktu. Batıda bilim gelişince bilim insanları da bu kitaplara karşı çıktılar. Halbuki orijinalleri yani Resullere indiği hali bilime aykırı olamaz. O Allahu tealanın kelamıdır. Bunun gibi eğer Kuranı kerim de başka bir dile çevrilse bilime aykırı manalar verilecektir. Çünkü mana değişecektir. Çevirmen anladığını yazacaktır. Ve Kuranı kerim tercümeleri bilime aykırı olacaktır. Bugünkü bilim esas alınarak başka dile tercüme edilse tercümeler yüz yıl sonraki teknolojiye aykırı olacaktır. Çünkü keşflerle birlikte bazı ayetlerin bir manası ortaya çıkabiliryor. Bir manası diyoruz çünkü bir ayetin sonsuz manası vardır. Teknolojiye aykırı olmayan tek din indiği şekli ile islam dinidir.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı levhalar var mı

Burada çok önemli bir konuya değineceğim. Gerek insanlığın yaşı, gerek geçmişte yüksek teknoloji izleri ve gerekse Mars yüzeyinde görülen doğal olmayan, insan yapımı olduğu kanaati çok ağır basan cisimler insanlık tarihinin bildiğimizden çok farklı olduğunu ispat etmektedir. Mars’ta binlerce, on binlerce kanaatimce yüz binlerce yıl öncesinden kalma insanlığa ait kalıntılar vardır. Bir kaç yıl sonra bu kesin olarak ispat edilecektir. İnsanoğlu Tufan zamanındaki teknolojiye henüz ulaşamamıştır. Senetleri var. Bunları yazdık. Sayfamızda buna değinen yazılarımız bulunmaktadır. Hazreti Adem ile hazreti Nuh arasındaki zaman 20 bin yıl kadardır. Sümerler ise 241.200 yıl olduğunu tabletlere yazmışlar. Muhtemelen bu rakam yıl değil, aydır. Bu da 20.100 yıl etmektedir. Şimdi ilk cep telefonları nasıl antika ise Tufan zamanındaki teknolojiye göre günümüzün teknolojileri birer antikadır.

İnanıyorum ki Tufandan önce insanoğlu Mars’a gitti. Uzayın derinliklerine insansız uzay araçları gönderdiler. Bu araçlardan bize çok zayıf sinyaller geliyor olabilir. Bu sinyaller arapça olabilir. Çünkü Tufandan sonra dillerin arttığı muhtemeldir. Gemide olan herkesin arapça konuştuğu, yani dedeleri hazreti Adem’in dilini, Cennet dilini konuştuğu muhtemeldir. Fakat 20 bin yılda başka lisanlar da çıkmış olabilir. Ancak hazreti Nuh’un arapça konuştuğu, islam harflerini kullandığı elbette tartışılamaz.

Gerek uzayda ve gerekse Dünyada ele geçecek çok eski kalıntılarda islam harfleri görülecektir. Mars’ta Tufandan önceye ait kalıntılarda islam harflerinin bulunması çok büyük ihtimaldir. Bugün nasıl duvarlara metalden büyükçe yazılar yerleştiriliyorsa Mars’ta da benzerleri vardır.

İnanıyorum ki Mars’ta yaşanabilir bir atmosfer vardı veya mevcut atmosferi yaşanabilir hale getirdiler. Teknoloji varsa zorluk yoktur. Mars Dünyadan küçük olduğu için meteor yağmuru ile atmosferini kaybetmiş olabilir. Nitekim Mars yüzeyinin sanki altı üstüne gelmiş gibi. Yerle bir olmuş görüntüsü hakim. Bugün Dünya atmosferinin en üst kısmından yılda binlerce ton hidrojen Dünyayı terkedip uzaya gidiyor. Fakat yerine yüz bin tondan fazla meteor geliyor.

Kaynaklar

www.yavuzornek.com/mars/mars-ve-nasaya-ait-fotolar/

www.yavuzornek.com/mars/marstaki-insanliga-ait-kalintilar/

www.yavuzornek.com/bilimde-herkesin-anladigi-bir-dil-yoktur/

www.yavuzornek.com/tufanda-nicin-gemiye-gelmediler/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/gecmiste-yuksek-teknoloji-ve-insanligin-yasi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/tufan-zamaninda-cep-tel-ilkel-bir-cihazdi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/kurani-kerim-tufanda-yuksek-teknolojinin-varligini-bildiriyor/

www.yavuzornek.com/tufan/tufanda-dunyanin-nufusu-en-az-10-milyar-kadardi/

Planets’ Telephone Codes

Tens of thousands of years ago Earth, Mars, Venus, and Moon had telephone codes for communications, such as country codes.

Ancient technology on Mars

I’m calling out to the whole world.

The only source that caused this article to be written are the photographs detected by NASA on the Mars surface.

We accept these photos, which have not changed, as promissory notes that human beings lived on Mars.

Of course, many researchers at developed countries believe this as well.

Constructive discussions of scientists on any topic, helps us to understand that topic.

We need those who has science and think differently from us.

Objections must be conscientious. It should not be in a heartbreaking style.

Mars is the ruin of different civilizations that have been destroyed. Many civilizations lived on Mars ten thousand years ago.

The products that manufactured with high technology, are covered sands of Mars. There are hundreds of thousands of “communication device” in the sands of Mars. Today, we call this communication device as cell phone. In other words, there are hundreds of thousands of “mobile phone” in the sands on Mars, which are manufactured with very high technology.

Technology on Earth would never be reset if those on Mars lived.

Have you ever thought that your “thousandth” grandfather might have gone to Mars? Why not.

The history of Mars is a mysterious epic full of secrets.

The history of humanity is hidden on Mars. There are very important information about the human history on Mars.

In many periods in the past, there were many high-tech civilizations than today.

Human history is not less than 400,000 years.

Of course, during the Flood, all the glaciers at the poles melted due to the hot waters coming from underground. All glaciers formed after The Flood. This is exactly right. Believe or not. Why waters came up on surface. You can find answer of this question at my article published this website (Turkish).

Oldest glacier age at the bottom is given between 60,000-800,000 years.

Just after The Flood, glacier start to form at poles. But after a while glacier start to melt at the bottom with the pressure of the glacier on top. In other words, glaciers have formed and melted continuously since the flood.

Depends on the age of the glaciers, The Flood hundreds of thousands years ago occurred. As seen human age is not like 10 thousands years.

Communication devices used by those who went to Mars were much more perfect than today’s cell (mobile) phones.

Wake up humankind.

I will wake you up.

Curtesy NASA/JPL-Caltech
Curtesy NASA/JPL-Caltech
Curtesy NASA/JPL-Caltech
Curtesy NASA/JPL-Caltech

Gezegenlerin Telefon Kodları

On binlerce yıl önce Dünyanın, Mars’ın, Venüs’ün, Ay’ın farklı telefon kodları vardı

Tabi ki Dünyanınki 1 idi.

Bütün Dünyaya sesleniyorum.

Bu yazının yazılmasına sebep olan yegane kaynak NASA’nın Mars yüzeyinde tespit ettiği fotoğraflardır.

Hiç bir değişime uğramamış bu fotoğrafları insanoğlunun Mars’ta yaşadığına senet olarak kabul ediyoruz.

Tabi ki gelişmiş ülkelerdeki pek çok araştırmacı da böyle inanmaktadır.

Bilim insanlarının herhangi bir konu üzerindeki münazaraları yani yapıcı tartışmaları o konunun anlaşılmasına yardım eder.

Bir konu hakkında sahip olduğu bilimle bizden farkı düşünenlere ihtiyacımız vardır.

İtirazlar vicdani olmalı. Kalpleri kırıcı üslupta olmamalı.

Curtesy NASA/JPL-Caltech

Önemli bir açıklama

Sayfamızda paylaştığımız hiç bir yazımız temelsiz bir fikir veya hayal mahsulü değildir. Hepsi bilimsel bir temel üzerine kurulmuştur. Yadırganmasını, bu asla olamaz denmesini ve reddedilmesini anlayışla karşılarım. Bununla birlikte doğruluğuna kesin olarak inandığım, doğruluğundan zerre kadar şüphe etmediğim yolda yalnız kalsam da elbette yürürüm. Biz bir bilim insanıyız. Bilimi esas alarak yazıyoruz. En çok sevdiğim konu atomdan galaksilere her konuda vuku bulan olaylardan birinin dahi olsa sırrını çözmektir. Bu arzum benim sarsılmaz sevgilimdir. Bizim kabımızda bu vardır. Bu beyin bizim, bu düşünce, bu fikir bizim. Aklımıza takılanı değil, bilgimin olaylara bakışını, sebep ve sonuçları hakkında anladığını yazıyoruz. Kafama kilit vurulmasından hiç hoşlanmam. Birilerinin ortaöğretim okul kitaplarındaki yazılanlara bağlı kalıp yazdıklarımızı saçma bulmasına zerre kadar aldırış etmem. Beyinlerine isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek pranga vurulduğu ve bundan haberleri olmadığı için onlara acırım.

Fikir kabiliyetten doğar.

Beynin esareti bedenin esaretine benzemez. Beden 60 yıl da hapis yatsa bir gün kurtulabilir. Beynin esareti çoğu zaman olur ki kişi ölünce kurtulur. Biz o ortaöğretim sıralarında okuduklarımızı savurup attık, yakıp yok ettik. Bu yazımızdan dolayı birileri çıkıp “bu mu İstanbul üniversitesinde akademisyen” diyebilir, geçmişte dedikleri gibi. Güler geçerim. Çünkü burası gelişmiş bir batı ülkesi değil. Sadece “eyvah ülkem” derim. Açık ve net söylüyorum. Bu gün olmasa da gelecekte İstanbul üniversitesi de bütün Türkiye de bizimle gurur duyacaktır. Bütün Dünyaya bizim de böyle bilim insanımız var diye haykıracaktır. O günler yakındır. Lütfen bizim cep tel dediğimize takılıp kalmayın. Ne demek istediğimize bakın. Her kab içindekini sızdırır. Bizim kabımızda atomdan Arşa yaratılanların hikmetini sorgulamak var. Sayfamdaki yazılar buna şahittir. Kiminle sohbeti tercih edersiniz deseler, bilim insanlarını deriz. Öyle bir sohbet bizim için baldan tatlıdır. Aşağıdaki yazıya kimileri çok ilginç, bir ilk, muhteşem gözü ile bakar, kimi yazıyı boynuma urgan atmak için kullanır. Bakalım kimin kabında ne var. 

Mars yerle bir olmuş farklı medeniyetlerin kalıntısıdır.

Mars’ta yaşamış birçok medeniyetten kalan günümüzdekinden çok yüksek teknoloji ile imal edilmiş ürünler Mars kumlarının içinde vardır.

Mars kumlarının içinde yüzbinlerce “iletişim vasıtası” vardır.

Günümüzde iletişim vasıtasına CEP TEL diyoruz.

Yani Mars’ta kumların içinde günümüzdekinden çok yüksek teknoloji ile imal edilmiş yüz binlerce “cep tel” vardır.

Mars’takiler hep yaşasaydı Dünyada teknoloji hiç bir zaman sıfırlanmazdı.

Bininci göbekten dedenin Mars’a gitmiş olabileceğini hiç düşündün mü?

Mars’ın geçmişi sırlar dolu gizemli bir destandır.

İnsanlığın tarihi Mars’ta saklıdır.

Geçmiş hakkında Mars’ta akla hayale gelmeyecek pek çok bilgi bulunmaktadır

Geçmişte birçok dönemde Dünyada günümüzdekinden çok yüksek teknolojide sahip pek çok medeniyet vardı.

Konu üzerine yaptığımız çalışmalarda 2000 yıl öncesinde teknoloji izlerine rastlanmaktadır.

Günümüzden tahminen 3500 yıl önce yaşayan hazreti Süleyman zamanında ileri teknoloji vardı. Bu ayeti kerime ile sabittir.

Günümüzden 6000-9000 yıl önce yaşayan hazreti Zülkarneyn zamanında da çok ileri teknoloji vardı.

Bundan önce de Âdem aleyhisselama kadar değişik dönemlerde insanoğlu yüksek teknolojilere ulaşmıştır.

İnsanlığın muhtemel yaşı ortalama 500 bin yıldır. 400 bin yıldan az değildir.

Teknolojinin çok yüksek olduğu dönemlerde Dünyadan gidenler Mars’ta bir medeniyet kurdular.

Mars çok yüksek bir medeniyetin izlerini taşımaktadır.

Mars’ta bir medeniyet elbette vardı.

Kalıntılar bunu ispat ediyor.

Mars bir vesile ile yerle bir olmuş, altı üstüne gelmiştir.

Mars’ta insanoğluna ait milyonlarca kalıntı vardır.

Bunların büyük bir kısmı kumların altındadır.

Mars’ta elimizdeki cep telefonundan çok yüksek teknoloji ile imal edilmiş haberleşme cihazları bulunacaktır.

Yani Mars’ta yüz binlerce cep telefonu kumların içinde vardır.

NASA onlardan bir kaçını Dünyaya getirdiği zaman cep telefonu acaba kimlerin kafasında patlayacaktır.

Olacak şeyi olmuş bilin.

Yalnız o cep teli görmek için bir ücret ödeyeceksiniz.

Mars’ın Ölümü

Bu eser yüzbinlerce yıllık insanlık tarihinin daha henüz ilk beş bin yılını konu edinen bir bilim kurgudur. Eserde geçen ve bu güne kadar hiç işitilmemiş akıllara durgunluk veren devasa boyuttaki olayların benzerlerinin geçmişte vuku bulmuş olması muhtemeldir. Hem bilimsel hem de dini kaynaklara göre insanlığın yaşı dört yüz bin yıldan az değildir.

Yeryüzünde ve uzayda özellikle Mars’ta ele geçen kalıntılar ve görüntüler günümüzdeki teknolojiye ilk kez kavuşmadığımızı ispat eden reddedilemez birer delildir. İnsanlık tarihini gelecekte yeniden yazdıracaktır. Teknoloji geliştikçe tarih bilgimiz de değişecektir.

Yeraltı ve uzay insanlığa ait pek çok sırrı bünyesinde bulundurmaktadır. On binlerce yıl önce, farklı dönemlerde teknolojiler birçok kez yükselmiştir. Sonra tekrar kitle imha silahları ile yok edilmiştir. Teknolojilerin yükseldiği dönemlerde uzaya insansız uzay araçları gönderildi. Nitekim 1950’lerden sonra da gönderildi. Gelecekte de gönderilecektir.

On binlerce yıl önce uzaya gönderilen araçların bir kısmı uzayın boşluğunda yol almaktadır. Bir kısmı ise gezegenlere, yıldızlara çarpıp parçalandı. Bu araçlardan dünyaya çok zayıf sinyaller gelebilir. Uzaydan mahiyetinin ne olduğu bilinmeyen sinyaller alınmıştır.

Geçmişe ait sırlar bu araçlarda ve henüz keşfedemediğimiz yeryüzü, gezegen ve uydularındaki kalıntılarda saklıdır. Bu gezegenler Güneş sisteminin dışındaki yıldızların yörüngesinde de olabilir.

Bu bilim kurgu heyecan içinde bir solukta okunacak bir eserdir.

Okuyucusunu kâh Mars’a, Venüs’e, Merkür’e ve kâh yakın Şira yıldızına götürecektir.

Muhteşem olayların içinde hercümerç olacaksınız.

İşte aradığım bu diyeceksiniz.

İşte insanlık tarihi bu diyeceksiniz.

Ve işte gelecek bu diyeceksiniz.