Koronavirüs için yeni bir tedavi önerisi

Sayın Sağlık Bakanımız ve Bilim Kurulu üyelerimizin dikkatine önemle sunarım.

Amygdalin ve potasyum iyodür virüs tedavisinde çok faydalı olabilir.

Bunun gibi aspirin de faydalı olabilir

Kayısı (özellikle acı olan), acı badem, şeftali, elma, erik ve diğer bazı çekirdeklerde amygdalin (amigdalin) isminde bir madde bulunmaktadır. Kayısı çekirdeklerinde amigdalin oranı ağırlıkça %1-6,5 aralığında değişmektedir. Acı bademde bu oran % 2 civarındadır. Yapısından anlaşılacağı gibi zehirli siyanür grubu içermektedir. Halk dilinde anlaşıldığı gibi serbest halde siyanür yoktur. Çekirdekler içindeki miktarı da düşüktür. Tabi ki az miktarda yemekle zehirlenme olması çok zayıf bir ihtimaldir. Nadir kişilerde görülebilir. Genel kanaat şudur ki az miktarının zararı yoktur. Her on kilo için bir adet acı kayısı çekirdeği normaldir. 10 taneyi geçmemeli. Nitekim milyonlarca insan kayısı çekirdeği ve badem tüketmektedir. Aşırı kullanımı zehirlenmelere yol açar.

Amygdalin - Wikipedia
Amygdalin

Amigdalin B-17 vitamini olarak adlandırılmaktadır. Batı ülkelerinde ve özellikle Çin’de destekleyici gıda (gıda takviyesi) ürünü olarak serbestçe pazarlanmaktadır. Amygdalinde bulunan siyanür kanda veya hücre içinde serbest hale geçer. Bu madde virüsü öldürebilir.

Kesin olmamakla birlikte Çinlilerin acı kayısı çekirdeğinin suyunu korona için içtiklerini duydum, kesin değildir.

Çin’in bir çok tehlikeli virüs vakasını büyük kayıplar vermeden atlatmasında geçmişimizde var olan ve bu gün pek umursamadığımız bitkisel tıbbın rolü göz ardı edilemez.

Pek çok bitkinin tohumunda amigdalin olduğu düşünüldüğünde amigdalinin uygun şekilde kullanılmasının çok faydalı olacağı aşikardır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmeisnde temel etkenin doğal beslenme olduğu gerçeğinden amigdalinden korkmamalıyız. Tüm şifalı tohumların amigdalin içermesi gözardı edilmeyecek çok önemli bir konudur.

Mikroplar aptal değildir.

Virüsler, mikroplar ve hücreler aptal değildir. Virüsler, mikroplar, hasta veya kanserli hücreler ilaçları sevmezler ve hücre içine alınmasına karşı direnirler. Çünkü alındığı taktirde sanki öleceklerini bilirler. Buna ilaveten ilaca karşı, ilacın etkisini azaltacak, yok edecek madde üretirler. (Bu yeteneği nasıl kazandılar). Doktorlar bu yüzden antibiyotiklerin ara verilmeden alınmasını tavsiye ederler. Mikrobun bağışıklık kazanmasına fırsat verilmesini istemezler.

Mikroplara karşı yapılan tedaviler moleküler boyutta birer savaştır. Bir tarafta mikrop diğer tarafta ki ilaç, beslenme ve moraldir. Bu savaşın sonucuna ilaç doğrudan, beslenme ve moral dolaylı yoldan tesir eder. Mikroplarla yapılan savaşı kazanmak için başka çok önemli bir taktik daha vardır.

Bilim insanları mikrobu kandırır.

Bilim insanları virüsleri, mikropları ve hasta hücreleri kandırarak da onları öldürürler. Misal kanserli veya hasta hücreler bir ilacın hücre içine girmemesi için direnç gösterdiği halde şekerli yani glikozlu maddeleri severler. Onları hemen hücre içine alırlar. Amygdalin molekülünde yani maddesinde glikoz grubu vardır. Kanserli veya hasta hücreler bu glikoz grubu içeren şekerli maddeyi hemen hücre içine alır. Onu sevmektedirler. Hücre içinde serbest hale geçen siyanür hasta hücreyi öldürür. Hasta hücre kandırılmıştır. Hile ile yok edilmiştir. Virüsler de bu yolla amygdalin ile yok edilebilir. Bedenimizdeki sağlıklı hücreler zararlı maddeleri hücre içine almak istemezler. Bedenin savunma sistemi ne kadar güçlü ise kişinin hücreleri zararlı maddelere karşı o kadar dirençlidir.

Moral hücrelere enerji verir, güç verir.

Bedeni yöneten elektrik akımıdır. Beden mükemmel işleyen bir makinadır. Bu işlemeyi sağlayan elektriktir. Elektrik sinirlerle iletilir. Moral yüksek olunca hücrelere uygun miktarda elektrik gider. Hücrelerin düzenli çalışmalarını sağlar.

Potasyum iyodür

İkinci bir ürün potasyum iyodürdür (KI). Bu da eczanelerde satılan bazı ürünlerin içinde bulunmaktadır. Destekleyici ürün olarak da ayrıca pazarlanmaktadır. Belirli miktarda alınmasında hiç bir sakınca görülmemiştir. Bedenin antiviral yani virüs saldırısına karşı güçlenmesi için tavsiye edilmiştir.

İyot içeren “Povidone-iodine (iodopovidone)” ilacı pek çok virüsü inaktive ettiği tıbben bilinmektedir. Bu virüslerden bazıları; adeno-, mumps, rota-, polio- (types 1 and 3), coxsackie-, rhino-, herpes simplex, rubella, measles, influenza ve beden savunma sistemini çökerten virüsleridir. Koronavirüs için de kullanılabilir.

Çinliler koronavirüs için 70 bin ilacı test etmişler. Povidone-iodine ilacını da test etmiş olabilirler. Fakat gerek amygdalin ve gerekse potasyum iyodu test ettiklerini hiç sanmıyorum. Çünkü bu ikisi ilaç kategorisinde değildir.

Hem amigdalin hem de potasyum iyodürün hastanelerimizde doktorlarımız tarafından koronavirüse yakalanan hastalarımıza verilmesinde hiç bir sakınca olmayacağı kanaatindeyiz. Hiç bir yan etkisi olmayacaktır. Çünkü milyonlarca insan zaten kullanmaktadır. Kayısıyı ve bademi yüzlerce milyon insan kullanmaktadır. Her ikisi de gıda destek ürünü olarak pazarlanmaktadır.

Turgut Özal üniversitesi rektörü Sayın Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ve mühendislik fakültesi kimya mühendisliği bölümünden Sayın Doç. Dr. Yunus Önal hocalarımızın amigdalin üzerine çalışmaları vardır. Bu konuda kendilerinden bilgi alınabilir. Doç. Dr. Yunus Önal hoca amigdalini saflaştırdığını belirtmektedir. Bu konuda çalışmalarına devam etmektedir. Kanaatimce dünyada konuya en çok vakıf hocalardan biridir. Tecrübelerinden, ilminden devletimizin istifade etmesini önemle vurguluyorum. Amigdalinin kıymeti yarınlarda anlaşılacaktır. Bazı konularda olduğu gibi bu konuda da maalesef mahalle baskısı var.

Amigdalindeki siyanür ve potasyum iyottaki iyot virüsü öldürebilir. Unutmayalım; akrep ve yılan zehiri de yeri geldiğinde ilaç olarak kullanılmaktadır. Yediğimiz her şeyde uranyum vardır. Fakat miktarı çok düşüktür. Acı biber şifadır, fazlası zararlıdır.

Bazı tuz mağaralarındaki şifanın kaynağı buharlaşan ve ciğerlere çekilen iyottur. İyotlu tuzları sıcak suya koyup buharını koklamak ta faydalıdır. Fakat buharlaşan başka zararlı madde olmamalıdır. İyot içeren kaya tuzları bu maksatla kullanılabilir. Aşırısından sakınmak lazımdır.

Tuz mağaralarının havasının teneffüs edilmesinin faydası olduğuna göre hastalara oksijenle birlikte eser miktarda kısa bir süre iyot verimesi faydalı olabilir. Bu konuda bilim dünyasında bol miktarda çalışma olabilir. Bunun için klinik çalışmaya gerek yoktur kanaatindeyiz.

İyodun troidlerde toplandığı bilinmektedir. Hastaya verilecek iyot troidlere zarar verecek yüzeyde olmamalıdır.

Ama önce doktor

Bu gibi konuları bir doktor veya sağlıkçı ile görüşüp yapmak gerekmektedir. Ne amygdalinini ne de potasyum iyodu doktor onayı olmadan tedavi için kimsenin kullanmasına rızam yoktur. Sağlıklı kişilerin bu iki maddeyi koruyucu hekimlik için kullanabilirler. Ama yine bir sağlıkçının onayını almalarını tavsiye ederim.

Çok önemli bir ayrıntıya temas etmek istiyorum. Kayısı nadir kişide allerjiye sebep olabilmektedir. Allerjinin sebebi kayısının içindeki amigdalin olabilir. Başka bir şey de olabilir. Bu dikkat edilmesi gereken bir husustur.

İyotça zengin gıdalar:

İyotlu tuz, Deniz yosunu, Süt, Yoğurt, Yumurta, Tavuk, Kabak çekirdeği, Yaban mersini, Taze balık, Ispanak, Soya fasulyesi, Şalgam, Pazı, Kabak, Kuru fasulye, Sarımsak.  

Aspirin antiviraldir.

Bilimsel araştırmalar Aspirinin antiviral (virüs öldürücü) etkisi olduğunu göstermiştir. Kısmen veya önemli derecede Covid-19 için de etkili olabilir. 100 mg enterik aspirin, Coraspin tavsiye ederim. Evde hareketsiz kalmanın zararını da bertaraf eder. Kanı sulandırdığı için faydası vardır.

Virüs çeşidi artmıştır.

Korona virüsünün günümüzde tek bir virüs çeşidi olduğuna sıcak bakmıyorum. Kanaatimce farklı milletlerin bedeninde farklı mutasyonlara uğrayan virüsler olmuştur. Yani onlarca çeşit virüs muhtemeldir. Ancak bunlardan bir veya birkaçı hastalık yapıyor olabilir. Sağlık personelinin hangi virüsle savaştığını bilmesi çok faydalı olabilir. Ancak genetik çalışmalar gerektiren bu bilgiye kolay ulaşılmıyor. Bundan sonra hiç bir virüs bütün Dünyada bu kadar hızlı yayılmaz. Tabi belirtileri çok geç çıkmazsa. Belirtileri üç ay sonra ortaya çıkan virüs elbette bütün dünyaya yayılır.

Evde kal, hayatta kal.

Ülkemizin bu virüs belasından bir an önce kurtulması için sebeplere yapışmalıyız. Yetkilileri dinlemeliyiz. Sabredip evde kalanlar, kurallara uyanlar salgından kurtulmak için sebeplere yapışmaktadırlar.

Hastalarımıza acil şifalar diliyorum.

Not: Amigdalin hakkındaki katkılarından dolayı Malatya İÜ. Müh. Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümünden Doç. Dr. Yunus Önal hocama teşekkür ediyorum.

www.yavuzornek.com/mars/marsta-neler-bulunacak

Koronavirüs ve Gülsuyu

İslam Harfleri yer ve göklerden önce vardı.

Bütün ilahi kitaplar islam harfleri ile inmiştir.

Hazreti Adem’in evladı, torunları binlerce sene, Tufan’a kadar Arapça konuştular, İslam harflerini kullandılar.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı kalıntılar, levhalar bulunabilir.

Geçmişte insanoğlu Mars’a gitti.

Benzer levhalar, yazılar Ay ve uzayın başka yerinde ve hatta Dünyada yeraltında bulunabilir.

İnsanoğlu Tufan’daki teknolojiye Kıyamete yakın ancak ulaşır.

Tufan hazreti Adem’den yaklaşık 20 bin yıl sonra olmuştur.

İlk insan, ilk peygamber Adem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar 313 Resul peygamber gelmiştir, ‘aleyhimüsselam’. Bir Resul vefat ettikten yaklaşık bin yıl sonra diğer bir Resul gelmiştir. Her Resule bir din ve bir kitap indirilmiştir. Davud aleyhisselama kitap indiği halde Musa aleyhisselamın dinini yaydığı kaynaklarda vardır. Resul sayısı kadar yani 313 kitap gelmiştir. Dört kitabın haricindeki rakamlar kitap değildir, suhufdur, sayfalardır. Her Resule inen sayfaların toplamı birer kitaptır.

  • Hazreti Adem’e 10 sayfa
  • Hazreti Şid’e 50 sayfa
  • Hazreti İdris’e 30 sayfa
  • Hazreti İbrahim’e 10 sayfa gelmiştir.

Bu rakamlar kitapların sayfa sayısı veya risale denen küçük kitap sayısı olması muhtemeldir. Sayfalar bir araya gelince bir kitap oluşur. Bunların toplamı 100 kitap değil, 4 kitaptır. Hazreti Şid’e 50 kitap değil, elli sayfa veya risale inmiştir. Suhuf sayfanın çoğuludur, sayfalar demektir. Risalenin günümüzdeki karşılığı bir kaç veya bir çok sayfadan oluşan kitaptır. Yani sayfa sayısı fazla olmayan kitaptır.

50 sayfa demek şimdiki bildiğimiz manada sayfa olmayabilir. 50 risale olabilir. 50 cilt tutan kitap da olabilir. Fakat bu 50 rakamı ister sayfa, ister risale, veya ister cilt olsun hepsi tek bir kitaptır. Yani bu dört Resulün her birine sayfalardan, risalelerden veya ciltlerden oluşan birer kitap gelmiştir. Hazreti Hud’a inen kitap bunların dışındadır. Kendisine hangi kitabın indirildiğini BİLDİĞİMİZ Resullerin sayısı dokuzdur. Dolayısıyla indiğini bildiğimiz kitapların sayısı dört büyük kitapla birlikte 104 değil, 9’dur. Yani biz 124 binden ziyade peygamberin ve 313 Resulün adını bilmediğimiz gibi bu Resullere indirilen kitapların adını da bilmiyoruz. Çünkü bunlar bize bildirilmedi.

İnsanlığa gönderilen kitap sayısı Resul sayısı kadardır. Yani 313 adettir. Dokuz Resulün dışında hangi Resule hangi kitap indi bilmiyoruz. Sadece hepsine inanmakla mükellefiz. Nitekim Resullerin hepsinin ismini de bilmiyoruz. İsimlerini bilmekle değil inanmakla mükellefiz.

Bin yılda bir Resul geldiğine göre demek ki insanlığın yaşı en az 313 bin yıldır. İlk insanlar bin yıl kadar yaşadılar. Hazreti Nuh Tufan’da bin yaşında idi. Tufan’dan sonra da 200-300 yıl yaşadığına dair bilgiler vardır. Resullerin ömürlerini de katınca insanlığın yaşı 400 bin yılı geçer.

Hazreti Adem’den sonra 124 binden ziyade nebi peygamber gelmiştir. Bir resule indirilen dini yaymak, korumak, zamanla değişimleri yok etmek için o Resul hayatta iken ve kendisinden sonra bin yıl içinde Dünyanın bir çok bölgesine pek çok nebi gelmiştir. Bir Resulün dinini kuvvetlendirmek için ortalama 400 nebi gelmiştir. Her yıl bir nebi gelse insanlığın yaşı 124 bin yılı bulur. Her beş yılda Dünyanın değişik bölgelerine bir nebi gelse insanlığın yaşı 600 bini bulur. Geçmişteki uzun ömürler dikkate alınırsa aynı anda yer yüzünde başka kıta ve bölgelerde 100-300 kadar nebi bulunur.

Adem aleyhisselamdan sonra yüz binlerce yıl insanlar teknolojiden uzak yaşamadılar. Günümüzün teknolojisine 400 yılda ulaşıldı.

Niçin meleklere hazreti Âdeme secde etmesi emredildi. Kendisine meleklerin bilmediği ilimler verildiği için. Hazreti Âdem’in bildiklerini melekler bilmiyordu. Bütün isimleri yani kıyamete kadar gelecek bütün ilimleri, maddenin hakikatini bir anda Allahu Teâlâ ona verdi. Allahu Teâlâ için zorluk yoktur.  Allahu Teâlâ hazreti Âdem’e, “Her şeyin ismini (ne işe yaradığını, nasıl kullanılacağını, neden yapıldığını, nasıl oluştuğunu, nerede bulunduğunu, niçin var olduğunu, nasıl sonlanacağını) söyle buyurdu. Hazreti Âdem de, hepsini meleklere söyledi. (Bakara 30-33). İsim demek bir şeyin hakkında her şey demek olsa gerek. İsmi demek nesnenin, maddenin kısaca yaratılan her şeyin sadece ismi olmasa gerek. Âlimler bu ayetten hazreti Âdem’e Kâinattaki bütün ilimlerin bildirildiğini anlamışlardır.

Bu Dünya pek çok kez doldu boşandı. Allahu teala “ne kadar kavim yarattığımı ben bilirim” buyuruyor. 3500 yıl önce yaşamış olan Hazreti Süleyman ve 6000-9000 yıl önce yaşamış olan hazreti Zülkarneyn elbette yüksek teknolojiye sahiplerdi. Bunlardan önce de değişik dönemlerde yüksek teknolojiler vardı.

Kendisine bir kitap ve din indirilen peygamberlere Resul, kendisine kitap indirilmeyen, kendi zamanı içinde gelen son resulün dinini yayan peygamberlere nebi denir. Her Resul aynı zamanda nebidir. Fakat hiç bir nebi Resul değildir. Her subay askerdir, fakat her asker subay değildir.

Buradan şunu anlıyoruz. Elimizdeki ilk yazılı kaynaklar Sümerlere aittir. Fakat ilk yazıyı Sümerler kullanmadılar. Hazreti Adem’e kitap indi ve o kitabı okudu. O kitap kendisinden sonra gelen binlerce torununa kaldı. İlk yazı ve okuma hazreti Adem’e aittir. Peki hazreti Adem’e inen kitap hangi harflerle yazılmıştı.

Bütün kitaplar islam harfleri ile yazılmıştır.

Bugün Dünyada konuşulan ve unutulan bütün diller, lisanlar insanların farklı coğrafyalarda yaşamasından dolayı meydana geldiği kanaatindeyim. Arapça ve islam harfleri ise yer ve gökler ve insanlar yaratılmadan önce vardı. Her ne kadar Kuranı kerimdeki harflere arap harfleri deniyorsa da doğrusu islam harfleridir. İlk insan olan Âdem aleyhisselam Cennetin her yerinde (Lâ ilâhe illallah) yazılı olduğunu gördü. O harfler insan yapısı değildir. Yani insanlar yokken de bu harfler ve bu lisan vardı (Mir’at-ı Medine, Ruh-ül beyan tefsiri). Âdem aleyhisselam Cennetten yeryüzüne indirildiğinde, kendisine gönderilen sayfalar, İslam harfleriyle ve arabi lisanla yazılıydı. Cennetten geldi. Cennet lisanı arapçadır. Hadisi şeriflerde buyuruluyor ki;

  • Allahü teâlâ Arş’ı yaratınca, üzerine Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulallah yazdı) (İ. Rafiî).
  • Allahü teâlânın Levhi mahfuzda yazdığı ilk şey, Bismillâhirrahmanirrahimdir (Deylemî).
  • Yer gök yaratılmadan iki bin yıl önce, Cennetin kapısında Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah yazılmıştır (Ukayl, İ. Neccar).

Kuranı kerimin lisanı arapçadır. Kelimeleri ise islam harfleridir. Başka harflerle yazıp namazda veya başka zaman okumak sözbirliği ile haramdır. Hadisi şerifte buyuruldu ki “Cennet ehlinin lisanı Arapçadır” (Taberânî, Hâkim, İbni Asakir, Abd-ür-rezzak). Hud aleyhisselama gelen kitap da, İslam harfleriyle idi (Hadika, Letaif-ül-işarat).

Bütün semavî kitaplar İslam harfleriyle gönderilmiştir. Tevrat ve İncil İslam harfleriyle inmiştir. Fakat Tevrat’ın dili İbranice, İncil’in dili Süryaniceydi. Biz islam harflerini kullanırken de dilimiz Türkçeydi. Lisan ve alfabe farklı şeylerdir. Batı dünyası aynı alfabeyi farklı dillerde kullanırlar. Yani Resullere gelen bütün kitaplar islam harfleri ile gelmiştir. Geldiği dil farklı olabilir. 313 kitap Türkçe, Rusça, Çince, Latince, Farsça gibi bir çok dilde gelmiş olabilir. Fakat hepsi islam harfleri ile gelmiştir.

Günümüzdeki Tevrat, İncil ve Zebur İslam harfleri ile yazılı olmadığı için çok değişikliğe uğramışlardır. Manalar çok değişmiştir. Tercüme edilirken bilime aykırı manalar verilmiştir. Çünkü tercüme edildiği zaman bilim yoktu. Batıda bilim gelişince bilim insanları da bu kitaplara karşı çıktılar. Halbuki orijinalleri yani Resullere indiği hali bilime aykırı olamaz. O Allahu tealanın kelamıdır. Bunun gibi eğer Kuranı kerim de başka bir dile çevrilse bilime aykırı manalar verilecektir. Çünkü mana değişecektir. Çevirmen anladığını yazacaktır. Ve Kuranı kerim tercümeleri bilime aykırı olacaktır. Bugünkü bilim esas alınarak başka dile tercüme edilse tercümeler yüz yıl sonraki teknolojiye aykırı olacaktır. Çünkü keşflerle birlikte bazı ayetlerin bir manası ortaya çıkabiliryor. Bir manası diyoruz çünkü bir ayetin sonsuz manası vardır. Teknolojiye aykırı olmayan tek din indiği şekli ile islam dinidir.

Mars’ta İslam harfleri ile yazılı levhalar var mı

Burada çok önemli bir konuya değineceğim. Gerek insanlığın yaşı, gerek geçmişte yüksek teknoloji izleri ve gerekse Mars yüzeyinde görülen doğal olmayan, insan yapımı olduğu kanaati çok ağır basan cisimler insanlık tarihinin bildiğimizden çok farklı olduğunu ispat etmektedir. Mars’ta binlerce, on binlerce kanaatimce yüz binlerce yıl öncesinden kalma insanlığa ait kalıntılar vardır. Bir kaç yıl sonra bu kesin olarak ispat edilecektir. İnsanoğlu Tufan zamanındaki teknolojiye henüz ulaşamamıştır. Senetleri var. Bunları yazdık. Sayfamızda buna değinen yazılarımız bulunmaktadır. Hazreti Adem ile hazreti Nuh arasındaki zaman 20 bin yıl kadardır. Sümerler ise 241.200 yıl olduğunu tabletlere yazmışlar. Muhtemelen bu rakam yıl değil, aydır. Bu da 20.100 yıl etmektedir. Şimdi ilk cep telefonları nasıl antika ise Tufan zamanındaki teknolojiye göre günümüzün teknolojileri birer antikadır.

İnanıyorum ki Tufandan önce insanoğlu Mars’a gitti. Uzayın derinliklerine insansız uzay araçları gönderdiler. Bu araçlardan bize çok zayıf sinyaller geliyor olabilir. Bu sinyaller arapça olabilir. Çünkü Tufandan sonra dillerin arttığı muhtemeldir. Gemide olan herkesin arapça konuştuğu, yani dedeleri hazreti Adem’in dilini, Cennet dilini konuştuğu muhtemeldir. Fakat 20 bin yılda başka lisanlar da çıkmış olabilir. Ancak hazreti Nuh’un arapça konuştuğu, islam harflerini kullandığı elbette tartışılamaz.

Gerek uzayda ve gerekse Dünyada ele geçecek çok eski kalıntılarda islam harfleri görülecektir. Mars’ta Tufandan önceye ait kalıntılarda islam harflerinin bulunması çok büyük ihtimaldir. Bugün nasıl duvarlara metalden büyükçe yazılar yerleştiriliyorsa Mars’ta da benzerleri vardır.

İnanıyorum ki Mars’ta yaşanabilir bir atmosfer vardı veya mevcut atmosferi yaşanabilir hale getirdiler. Teknoloji varsa zorluk yoktur. Mars Dünyadan küçük olduğu için meteor yağmuru ile atmosferini kaybetmiş olabilir. Nitekim Mars yüzeyinin sanki altı üstüne gelmiş gibi. Yerle bir olmuş görüntüsü hakim. Bugün Dünya atmosferinin en üst kısmından yılda binlerce ton hidrojen Dünyayı terkedip uzaya gidiyor. Fakat yerine yüz bin tondan fazla meteor geliyor.

Kaynaklar

www.yavuzornek.com/mars/mars-ve-nasaya-ait-fotolar/

www.yavuzornek.com/mars/marstaki-insanliga-ait-kalintilar/

www.yavuzornek.com/bilimde-herkesin-anladigi-bir-dil-yoktur/

www.yavuzornek.com/tufanda-nicin-gemiye-gelmediler/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/gecmiste-yuksek-teknoloji-ve-insanligin-yasi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/tufan-zamaninda-cep-tel-ilkel-bir-cihazdi/

www.yavuzornek.com/gecmiste-yuksek-teknoloji-2/kurani-kerim-tufanda-yuksek-teknolojinin-varligini-bildiriyor/

www.yavuzornek.com/tufan/tufanda-dunyanin-nufusu-en-az-10-milyar-kadardi/