Sümerler Tufan’ı Kopyalamıştır

Yazımıza konunun içeriği hakkında çok önemli bir yerden başlayalım.

Sümer kayıtlarında tanrılardan bahsediliyor.

Hikâyenin daha başından gerçeği yansıtmadığı buradan anlaşılıyor.

Hazreti Nuh tek yaratıcıya inanan bir peygamberdi.

Kuranı kerimde yaratıcı olarak yalnız Allahu Teâlâ vardır.

Güçlü erkeklerin gemiye yedek kereste taşımasından bahsediliyor,

Yani geminin keresteden yapıldığı kastediliyor.

Hazreti Nuh’un yaptığı geminin yapımı muhtemelen yıllar almıştır.

Ayeti kerimede buna işaret ediliyor.

Keresteden bir gemi Kuranı kerimde bildirilen o devasa boyuttaki Tufan’da sağ kalamaz, paramparça olur.

Çok yüksek basınç ve ısıya dayanıklı malzemeden yapılmış olması gerekir.

Sümerlerin tahtadan başka gemi yapması mümkün değildi.

Çünkü teknoloji yoktu.

Küçük çocukların gemiye zift taşıdığı ve geminin yapımında zift kullanıldığı

Zift kapalı alanlarda zararlı, zehirli bir maddedir.

Gemide kullanılması düşünülemez.

Sümerlerin zifti çok kullandığı, o tarihte lüks bir madde olduğu anlaşılıyor.

O halde Sümerlerin vücudunda yüksek oranda radyoaktif maddelerin olması gerekir.

Çoğunun kanserden genç yaşta öldüğü düşünülebilir.

Bizanslılar veya Romalılar kurşundan borularla gelen suyun zehirli olduğunu anlamışlardı.

Sonra kurşun borulardan vazgeçtiler.

Sümerler ev içinde veya kapalı alanlarda zehirli zifti kullandıklarına göre yüksek oranda radyoaktiviteye maruz kaldılar.

Zift kullanmanın Sümerler zamanında bir üstünlük, bir ayrıcalık, bir zenginlik olduğu anlaşılıyor.

Gemi için kürek yapıldığı,

Tabi ki eski devirlerde gemi deyince akla ilk kürek gelirdi.

Sümerler kürek kullandıklarına göre denizciliği bilmedikleri anlaşılıyor.

Yaksa kapalı alanda yani her tarafı kapalı gemi içinde kürek değil yelken kullanırlardı.

Muhtemel ki karada yaşadıkları için olsa gerek denizciliği bilmiyorlardı.

Fırtınalı bir havada oldukları için mi yelkenden bahsetmemişler.

Pek zannetmiyorum hikâyeyi yazarken yelkeni bilmiyorlardı.

Gemide tekneciler bulunduğu

Gemi dışında yedek tekneler mi yapılmış bunu mu anlamalıyız.

Kutsal kitaplarda teknelerden hiç bahsedilmiyor.

Peksimet kızartmak için gemiye 10800 sırlık alındığı

Hikâyede sanki kutlamaya gider gibi bir mantık var.

Tabiki kralın bulunduğu gemiye peksimet alınmalıdır.

O kralın gemisi.

Tufan dahi olsa bu ayrıcalık olmalıdır.

Gemiyi yapan ustalara ırmak suyu kadar çeşitli içkiler sunulduğu,

İşçilere sığır kesildiği, işçilere her gün koyun kesildiği,

Kralın şanına uygun olmalı.

Bir bolluk olduğu anlaşılıyor.

Kuranı kerimde Tufan öncesi açlık ve kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönem olduğu bildiriliyor.

İnsanlar yanlarına yiyecek almadılar mı sorusuna verilecek cevap elbette aldılar ama hikâyedeki gibi bolluk içinde değillerdi.

İşçilere her gün koyun kesmek zamanı değildi.

Burada vurgulanan kral kesesinden bol miktarda harcıyor mantığıdır.

İlahi kaynaklarda her canlıdan bir çift al bilgisi var.

Kral ise şanına yakışır bir şekilde her gün sığır ve koyun kesiyor.

Ya diğer hayvanları nasıl beslemiş.

Geminin kızaktan indirildiği,

Deniz kenarında yapılan bir gemi kızaktan indirilir.

Hazreti Nuh gemiyi karada yaptı deniz kenarında değil.

Hazreti Nuh’un gemisi kızaktan indirilmedi.

Gemiye altın ve gümüşün yüklendiği

Kral gider de altınlarını gümüşlerini arkada bırakır mı?

Geminin omurgasının bir iku (3600 m2) genişliğinde olduğu.

Geminin kenarlarının iki kez on kamış (60 m) yüksekliğinde olduğu

Kral için yapılan saltanat gemisinin boyutları da büyük olmalıdır.

Acaba Sümerler ömürlerinde böyle bir gemi yapmışlar mıdır, asla.

Geminin boyandığı

Boya olarak neyi kullandıkları bilgisi olsaydı bir açık daha verirlerdi.

Ancak kralın gemisinin boyasız olması düşünülemezdi.

Hazreti Nuh’un gemiyi boyattığına dair bir bilgi ilahi kaynaklarda bulunmamaktadır.

Geminin altı katlı olduğu

Bu konuda Tevrat’tan daha mantıklı düşünmüşler.

Tevrat’ta geminin üç katlı (belki üç kısım demek isteniyor) olduğu yazılı.

Bu kadar hayvanı 3 katlı gemiye yüklemek mümkün olmadığına göre gemiyi altı katlı yapmış.

Burada ilahi kaynaklara bir fark atmış, onlara karşı bir üstünlük sağlamış.

Tabi ki bir kral için bu büyük bir onurdur.

Yani kral diyorki sen üç katlı yaptın ben 6 katlı.

Dogon kabilesi kayıtlarında 60 bölmeli veya katlı bir gemiden bahsedilir.

Muhtemelen Tufan’dan bahsediliyor.

Eh ben de 46 katlı yaptım.

Aslında kendilerine nakille gelen bilgilerde geminin üç katlı olduğu rivayetinin bulunması kuvvetle muhtemeldir.

Gemiyi altı kat yaparak bir üstünlük sağlamıştır.

Gerçekte hiç bir zaman, hiç bir şekilde yapılmamış bir gemi.

Böyle bir geminin yapıldığına ve o gemi ile hikâyedeki şekilde kurtulmanın vuku bulduğuna inananın aklına şaşarım.

Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayrıldığı, ambarının dokuz bölüme ayrıldığı

Altı kattan sonra bir fark da burada yapıyor.

Daha modern bir gemi yaptığını vurgulamış.

Demek ki o tarihlerde gemilerdeki güverteler ve ambarlar bir-iki bölümden ibaretmiş.

Kral daha fazlasını yapmış.

Eritmek için kazana 21600 (birimi belli olmayan miktar) zift dökülüyor. Dökülen ziftin yarısı gemi için saf zift olarak saklandığı

Acaba gemideki boşlukları kapatmak için mi zift kullanıldığı ima ediliyor.

Yedek keresteden bahsediyor.

Gemi hasar görürse tamir için mi kullanmayı düşünüyorlar.

Demek ki zamanın mantığında gemiye yedek kereste almak mantığı varmış.

Gemide yedek kereste ve ziftin bulunması da bir üstünlük mü?

Bütün soyunu sopunu gemiye aldığı

Her canlıdan bir çift almıyor ancak bütün soyunu sopunu alıyor.

Bu Tufan’ın yaratılma mantığına tamamen ters.

Kutsal kitaplarla ve kültürlerdeki Tufan efsanelerinin hiç biri ile uyuşmuyor.

Hazreti Nuh’un oğlu gemiye binmiyor.

Gerçekte soyun sopun tamamı gemiye binmiyor.

Yabani ve evcil hayvanları gemiye aldığı

Her hayvandan bir çift almıyor. Yeryüzündeki bütün canlıları alıyor.

Tabi almasa kurban edemez o kadar koyunu ve sığırı.

Bu kadar hayvanı sığdıracak gemiyi nasıl yapmış pek anlaşılır gibi değil.

Bütün ustaları gemiye aldığı

Usta olmayanlar alınmamış mı?

Akşamleyin yağmurun yağacağını haber aldığını

Sahte tanrılardan, olmayan tanrılardan haber alınamaz.

Bu konu Sümerlerin Tufan hikâyesinin tamamen uydurma olduğunu, ilahi kaynaklardan çalındığını ispat etmeye elbette yeterlidir.

Başka kaynağa gerek yoktur.

Geminin içine binip kapıları kapattığı

Kapıları kapanan geminin kürekleri nasıl kullanılacak.

O kadar canlı nasıl hava alacak.

Demek ki solunum olayını bilmiyorlar.

Havanın bakılmayacak kadar korkunç olduğu

Böyle büyük bir sel için havanın bakılmayacak kadar korkunç olması gerekir.

Büyük seller oluşturmak için havayı karartıyor.

Kapanan kapılardan dışarıyı nasıl görmüşler.

Gemici Pusur-Amurri’ye gemiyi yaptığı için sarayı her şeyiyle teslim edildiği

Pusur-Amuriye gemiyi yaptığı için iyilik mi ediyor, kötülük mü?

Sarayı ona her şeyi ile teslim ederken onu ölüme yollamıyor mu?

Elbette yolluyor.

Ama kralın sarayı sahipsiz kalamaz.

Ona bir bakan lazım, bir nöbetçi lazım.

Sormak lazım peki saray sellerde yok olmuyor mu?

Hani bütün Dünya sele gömülmüştü.

Hani her şey silinip süpürülmüştü.

Olsun canım kralın sarayını hangi sel yıkabilir.

Bulutların içinde Edad’ın gürlemesi

Demek ki şimşekler bunun için çakıyormuş.

Demek ki şimşekler Edadın gürlemesi imiş.

Çocuğun birine sormuşlar.

Gök niçin gürlüyor.

Çocuğun acıkmış olacak ki, diyor ki “bulutların karnı acıkmış”.

Sullat ve Hanis, tanrıların kafilesini çekmesi

Bu tanrıları kim yaratmış.

Bu tanrılar kendileri gitmekten aciz miymiş?

Tanrının yürümeye ihtiyacı mı varmış.

Saray uluları, bunların peşi sıra dağları ve ovaları aşması

Hani herkes gemideydi.

Büyük Ira’nın bütün bentlerin kazıklarını çekmesi.

Tabiki hayalindeki selleri yağacak yağmurlar oluşturamaz.

Buna inanmadığı için bentlerin kapılarını açıyor.

Buradan Sümerlerin sellerden korunmak için bentler yaptıkları anlaşılıyor.

Yaptıkları bentler yıkılınca daha büyük seller gelecek ve bu sellerden kurtularak şanını yükseltecek.

Bentleri şanını yükseltmek için açıyor aslında.

Ninurta da ilerleyip büyük havuzun sularını boşaltması.

Selden kaçmak için gemi yapıyorlar

ama sellerin artması için bentlerin kapılarını açıyorlar, havuzların sularını boşaltıyorlar.

Büyük bir kahramanlık için devasa sellere ihtiyaç var.

Yoksa kahraman olamaz.

Daha doğrusu işittiği Tufan’a uygun iş yapmamış olur.

Hazreti Nuh’dan aşağı kalır.

Suya ve sele ihtiyaç var.

Bilseydi Kuzey buz denizinden dağlar kadar buzulu taşır eritir ve seller oluştururdu.

Eğer yeraltındaki okyanuslar dolduran sudan haberi olsaydı onları da yeryüzüne çıkarır Dünya’yı selle kaplardı.

Ve bilseydi Jüpiter’in uydusundaki suyu yere indirirdi.

Kral çok akılsızlık etmiş.

Selden kaçarken sel oluşturmak için her çareye başvuran kralın selden gemi yapıp kaçması şanına yakışır mı?

Olsun O Hazreti Nuh’u geçmek istiyor.

Burada büyük havuz dediği biraz yüksekçe bir yerde büyük bir göl de olabilir.

Gölün önündeki karanın kaldırıldığını ima ediyor.

Bu göl Nemrut Gölü de olabilir.

Anunnaki tanrıların, meşaleleri yukarı kaldırması.

Bu da ayrı bir gurur olmalı

Tanrıların saçtıkları ışığın, ülkeyi kızıla boğması, boyaması.

Herhalde kızıl renk o zamanlar bir ayrıcalıkmış

Fırtına tanrısının saçtığı yalım, gökyüzünde görünmesi.

Bu tanrılar kraldan yana mı Ona düşman mı?

Şanına şan katmak için bütün tanrılarını olaya ortak ediyor.

Bütün Güneş’in ışıklarının karartılması.

Daha çok heyecan verici bir durum.

Krallar olağanüstü şartlarda kahraman olurlar.

Ama nasıl karartıldı bahsetmiyor.

Büyük fırtınanın ülkeyi bir çanak gibi parçalaması

Ama saraya bir şey yapmıyor.

Ülkeyi diyor bütün Dünya’yı demiyor.

Hani bütün canlıları gemiye almıştı.

Bir gün karayel esip hepsini silip süpürmesi.

Sonra birden bire poyraz esip ülkenin altını üstüne getirmesi.

Rüzgârlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpışması.

Kimse kimseyi görememesi.

Gökten bakılınca insanların tanınmayacak derecede olması

Hikâyeye göre herkes gemide.

Dışarıda kimse yoktur.

Hiç bir canlı yoktur.

Gök’e nasıl çıktı ve insanlar tanınmayacak hale nasıl geldi.

Kendisine bütün canlıları gemiye al emir verilmedi mi.

Tanrının emrini dinlemedi mi.

Olsun hikâyeyi onurlandırmak, yüceltmek için her yol mubah.

O kral ve krala uygun olanı yapıyor.

Yine ülkenin diyor, Dünya’nın demiyor.

Hikâyeyi yazdırırken buraya dikkat edememiş.

 

Fırtına ve Tufan’ın, altı gün, yedi gece sürmesi.

Önceden dalgaları bir ordu gibi birbiriyle savaşan denizin durulması.

Kötü rüzgârın dinmesiyle birlikte Tufan’ın sona ermesi

Rüzgârın dinmesi ile Tufan sona eriyor.

Mezopotamya’da fırtınaların çok can yaktığı anlaşılıyor.

Muhtemel ki onlarda bütün Dünya’yı suların kapladığına inanmıyordu.

Onlara göre yaşanmış Tufan sellerin yıkıp yok etmesi ve fırtınaların bir bölgeyi kasıp kavurmasıydı.

Yazılardan bu anlaşılıyor.

Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.

Mezopotamya’yı geçmişte sellerin bastığı yapılan kazılardan anlaşılmaktadır.

Tufan’ı sel ve fırtınadan oluştuğunu yazan Sümerler aslında sellerin ülkelerini bastığını haber veriyor.

İşittikleri Tufan’ı bu gibi sel baskını zannediyorlar.

İki olayı sanki bir olaymış gibi düşünüyorlar.

Şimdi de böyle düşünenler vardır hem de çok.

Sümerlere göre Tufan bütün Dünya’da olan bir olay değildi.

İşittikleri Tufan’ı kendi başlarından geçen sel baskını ve fırtına yıkımları gibi zannettiler.

Bu mesele de aydınlanmış oldu.

Sümerler bizim bildiğimiz manada Tufan’ı bilmiyorlardı.

İsrailoğullarından işittiklerini başlarından geçen olaylara konu ettiler.

Aşk Allahu tealaya olan sevgidir.

Şarap da cennetteki tatlı içeceklerin adıdır.

Âşıklar sevdalarını yüceltmek için onu daha anlamlı kılmak için sevdalarına “aşk” dediler.

Sarhoşlar da içtikleri alkolü yüceltmek için “şarap” dediler.

Muhtemel ki Sümerler de başlarından geçen sel ve fırtına baskınlarını yüceltmek için “Tufan” dediler.

Havada bir sessizliğin olması

Fırtına sonrası bir sessizlik olur.

Ama başka bir şeyler daha olur.

Mesela soğuklar.

Her tarafın çamur olması.

Tam bir Sümer sel baskını hikâyesi. Her tarafın çamur olması.

Her taraf Tufan’da çamur değildi.

Geminin indiği yer biraz yüksekçe bir yerdi.

Orada çamur kalamazdı, su ile beraber aşağılara inerdi.

Gemi ovaya inseydi çamur olurdu.

Ama sel basan yerde her taraf çamur olur.

Hazreti Nuh Tufan’ından sonra da etrafta düz arazilerde çamurların olması mümkündür.

Fakat çamurdan önce su vardı.

Gemiden dışarı bakınca her taraf su idi denir, çamur idi denmez.

Suyun bastığı yüzeyin dümdüz olması.

Yani suyun basmadığı yerler de var demek isteniyor.

Anlaşılıyor ki seller vadileri yıkıp doldurmuş.

Suyun basmadığı yerlere dağlara, yüksek yerlere bir şey olmamış.

Tufan’da volkanlar patlamış, yer beşik gibi sallanmış, dağlar gibi dalgalar yeryüzünün şeklini önemli ölçüde değiştirmişti.

Sümer sellerinde bunların hiç biri olmamış.

Doğrusu düşünememişler, akıllarına gelmemiş.

Şanlarını daha çok yükseltecek bu devasa olayları nasıl olur da taşlara kazımazlar.

Her tarafı kapalı gemiden etrafı nasıl görüyor.

Pencere yok, cam yok, sadece kapı ve hava deliği var.

Hava deliğini açması

Yedi gün sonra hava deliği açılıyor.

Bu süre içinde gemiye hava alınmadığı anlaşılıyor.

Bir kişinin bir günde en az 5.000 litre havaya ihtiyacı vardır.

Bu havanın da açık havadaki gibi temiz olması, karbondioksitinin havadaki kadar yani binde 3 olması gerekir.

Ciğerlere çekilen 5000 litre havadan insan günde ortalama 400–800 litre oksijen alır, 300–700 litre de karbondioksit verir.

Bir evde devamlı hava değişmesi olduğu için evdeki oksijen seviyesi değişmez.

Sağlıklı hava alabilmek için kişi başına evde 20 m3 alanın bulunması lazımdır, yani 20.000 litre.

Bununda devamlı sirkülasyonla yenilenmesi lazımdır.

Kral hava deliğini yedi gün sonra açıyor.

Yani Sümerlerde yazı var ama teknoloji yoktur.

Yedi günde o kadar canlı kapalı bir alanda oksijensizlikten ölürler.

Artı bir de karbondioksit zehirlenmesinden ölürler.

Muhakkak ki Sümer kayıtları ne kadar uzun olsaydı o kadar emin olurduk ki bu olay onların başından geçmemiştir.

Çünkü yazdıkça bilime aykırı konular gündeme gelecekti.

Diz çöküp oturup ağlaması

Buradan anlaşılıyor ki Sümerlerin ve Mezopotamya halkının en çok korktuğu şey seller ve fırtınalardır.

Ufuklara bakarak denizin kıyısını araması.

Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada yükselmesi.

Geminin Nissir dağına oturması.

Bir haftada sular çekiliyor ve bir ada doğuyor.

Bir haftada çekilen sular sel sularıdır ve bir bölgede olan sel baskınıdır, Tufan değil.

Gemi Nissir dağına oturduğuna göre ada niçin ortaya çıkıyor.

Gemi Nissir dağına oturduğunda ta uzaklardaki deniz içindeki adanın yükseldiğini nasıl görüyor.

Bu kısım biraz önceki kısımla çelişiyor.

Birinci gün, ikinci gün ve üçüncü gün, dördüncü gün, beşinci ve altıncı gün Nissir Dağı gemiyi tuttu ve onu sallanmaya bırakmadı.

Yedinci gün gelince, dışarı bir güvercin çıkarıp uçurması.

Güvercinin gidip gelmesi, konacak bir yer belli olmayınca geri dönmesi.

Dışarı bir kırlangıç çıkarıp uçurulması.

Kırlangıcın gidip gelmesi.

Konacak bir yer belli olmayınca geri dönmesi.

Dışarı bir karga çıkarıp uçurması ve Karganın gidip bir keliyi gagalaması.

Bundan sonra dört rüzgâr yönüne her şeyi dışarı salıverip bir kurban kesmesi.

İşte Sümerler bir çuvallamayı da burada yapıyorlar.

Kutsal kitaplarda gemiye alınan hayvanlar nesillerinin devam ettirilmesi içindir.

Kurban edilmeleri için değil.

Sümerlerin şuur altında sel ve fırtına öyle yerleşmiş ki onu Tufan’a benzetmişlerdir.

Elbette Sümerler zamanında da bölgeye çok yıkıcı yağmur yağıyor ve sert fırtınalar esiyordu.

O tarihte daha çok sellerin gelmesi mümkündür.

Çünkü dağlar daha az aşınmıştı.

Bu konuda kendi köyümü misal verebilirim.

50 yıl önceki seller şimdi yoktur, o zamanki bir metreye yaklaşan karlar da tarih oldu.

Mezopotamya’da su havzası büyük olduğu için sellerin taşıyacağı su da büyüktür.

Acaba Sümerlerin tarihinde kaç kez devasa boyutta sel baskını olmuştur.

Muhakkak ki en büyüğü en önce olan olan ve kazılarda ortaya çıkandır.

Dağın tepesinde bir tütsü sungu hazırlaması.

Yedi ve nice yedi sungu küpleri yerleştirmesi.

Küplerin taslarına güzel kokulu kamis, katran sakızı, ve mersin kokusu (myrte) dökmesi.

Enlil, geminin içine binip elinden tutması ve karaya çıkarması.

Eşini de da çıkarıp yanında diz çöktürmesi. Alınlarına dokunması ve kutlaması

Tam bir kahramanlık üslubu ile başlarından geçen sel felaketi anlatılıyor, gerçek Tufan değil.

Sanki Tufan bu tableti yazan veya yazdıranın başından geçmiş veya duyulanlar hikâye edilmiş.

Hikâyenin ayrıntılarla anlatılmasından ve bilimsel gerçeklerle uyuşmamasından anlaşılıyor ki kendini kahramanlaştırmış.

Veya zamanın şairi kralını yüceltmiş.

Burada Kuranı kerime muhalif yerlere göz atalım.

Bütün soyunu sopunu gemiye alıyor.

Hâlbuki Hazreti Nuh’un oğlu gemiye binmiyor.

Hazreti Nuh’un akrabası olan diğer yakınlarının da gemiye binip binmediğini bilmiyoruz.

Bu konu doğrudan Kuranı kerimle ve kutsal kitaplarla çakışıyor.

Demek ki kutsal kitaplar Tufan’ı Sümer kayıtlarından almadılar.

Kendilerine ayetle, yazılı veya sözlü olarak ulaştı.

Sümerler Tufan’dan binlerce yıl önce yaşamasına rağmen İsrailoğullarının tarihi Sümerlerden eskidir.

Hazreti Musa günümüzden yaklaşık 4400 yıl önce yaşamıştır.

Miladi 2015 yılı Yahudilerin kullandığı takvimde 5775 yılına tekabül etmektedir.

Bu tarihlerde Mezopotamya’da Sümerler yoktu ama İsrailoğulları vardı.

İsrailoğullarının bilgi sahibi oldukları malumdur.

İsrailoğulları Mezopotamya’da yaşarken Sümerler daha tarih sahnesine belki çıkmamıştı.

Elbette ve muhakkak Sümerler Tufan hakkındaki bilgileri başka kaynaklardan aldılar.

İsrailoğulları Tufan hakkındaki bilgileri Sümerlerden almadılar.

Kendilerine bilgi olarak ulaştı.

İsrailoğullarına binlerce peygamber gelmiştir.

Bu peygamberler Tufan hakkında bilgi vermişlerdir.

Ancak ne günümüzdeki  Tevrat’taki ne de Sümer kayıtlarındaki Tufan ile ilgili bilgiler tamamen doğrudur.

Olayın aslı doğrudur, yani bir Tufan olmuştur.

Tevrat’ta kuşun zeytin yaprağı getirmesi hadisesi Hazreti Nuh’un gemiden insansız uzay aracı ya Sümerler icat etti İsrailoğulları da bunu onlardan aldı ya da kaybolan gerçek Tevrat’ın yerine Tevrat yazıldığında bu bilgi kondu.

İsrailoğulları Romalıların ve diğer kavimlerin büyük saldırılarına maruz kalmış, çok kayıp vermişler ve bu arada Tevrat’ta yok edilmiş olabilir.

Yeni yazılan Tevrat’ta eski Tevrat’ta olmayan bilgilerin karışması mümkündür.

Sümerler onlardan aldı, ellerindeki bilgi ve belgeler düşmanların yakması ile yok olunca onlarda tekrar Sümerlerden aldı.

Tabletlerden anlaşılıyor ki Sümerlerde zift kullanmak bir üstünlük, bir gelişmişlik imiş.

Hazreti Nuh’un zehirli zifti kullanması düşünülemez.

O tarihte zehirli olduğunu nereden biliyordu derseniz, birincisi peygamberdi ikincisi o tarihte de bugünkü kadar yüksek teknoloji vardı.

Çok önemli bir ayrıntıya değinelim.

Sümerler gemiyi denize yakın bir yerde yapıyorlar.

Fakat Hazreti Nuh gemiyi karada yapıyor.

Suların yükselmesi ile gemi de yüzmeye başlıyor.

Yani Sümerler burada tabiri caizse tam olarak çuvallıyor.

İşte bu bilgi de Sümerlerin Tufan’ı İsrail oğullarından çaldığını gösteriyor.

Çünkü Sümer kayıtlarında geminin kızaktan indirilmesinden bahsediliyor.

Sümer kayıtlarında gemi için kürek kullanıldığı ibaresi vardır.

Ancak ne Kuranı kerimde ne de Tevrat’ta bu konuda bir bilgi yoktur.

Kuranı kerime göre gemi kendisi hareket ediyor veya makinaların çalışması ile hareket ediyor ama yönünü gemi kendi mi belirliyordu.

Ayeti kerimede 11:41 – Nuh dedi ki; “Allah’ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O’nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

11-40 Ayeti kerimede “nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; “Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle”. Zaten beraberinde iman edenler çok az idi”.

Bu ayeti kerimede tennurdan kasıt geminin kazanlarının olması kuvvetle muhtemeldir.

23:27 –“Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır”.

Bu ayeti kerimede geçen tennur kelimesinden kasıt yeraltından sıcak suların fışkırması olabilir.

Çünkü tennür aynı zamanda yer demektir.

Buradan anlaşılıyor ki yağmur yağmaya başlamadan önce yeraltından sular fışkırmaya başlıyor.

Zaten ayette “yerden su fışkırttık, gökten su indirdik” buyuruluyor.

Dünya’ya yaklaşan gök cisminin çekimi ile sular yeryüzüne doğru hareket etti.

Muhtemel ki kuyruklu yıldız Dünya’ya yaklaştığında yerin manyetik etkisi altında erimeye başladı.

Kuyruklu yıldızın buzlarının erimesine Dünya’nın yeraltından gelen sıcak sularının da etkisi olabilir.

Işıma ile de kuyruklu yıldız erimeye başladı.

Ama erimesine en büyük etkiyi Dünya’nın merkezinde oluşan ve Dünya’nın manyetik alanını çok yükselten jeolojik olaylardı.

Sümer kayıtlarında işçilere sığır ve koyun kesildiği yazılı.

Ayrıca içkiler su gibi akıtılıyor, peksimetler yeniyor.

Yani bir şölen havası var.

Çok zengin birinin kesenin ağzını açıp savurganlık etmesine benziyor.

Altınlar ve gümüşler gemiye yükleniyor.

Bu yazılar Tufan ile ilgili olmayan bir konuda geçse normal karşılanır.

Ama biliyoruz ki Tufan’dan önce kırk yıl kuraklık olmuş.

Açlık ve susuzluktan hayvanları telef olmuştu.

Koyun ve inek kesmeler, nehir gibi içki akıtmalar Tufan öncesinde yaşanması mümkün olmayan hadiselerdir.

İçkiyi neden yapmışlar ve içilmesine kim izin vermiş.

Sümer kayıtlarında Tufan’ın sadece yağmurla oluştuğu yazılıdır.

Bir de büyük havuzun sularının boşaltıldığı söyleniyor.

Bu havuz dedikleri yüksekte bir göl olmalı ki Van gölü, Nemrut gölü veya bölgedeki diğer yüksekteki göller olabilir.

Yeraltından suların geldiği bilgisi Kuranı kerimle sabittir,

Mutlak surette gerçektir.

Eğer bu bilgi Sümer kayıtlarında yoksa Sümerler Tufan hakkındaki bütün bilgileri başka bir kaynaktan almışlardır.

Tufan bir peygamberin ve onun ümmetinin başından geçtiğine göre bu konu kutsal kitaplardan alınmıştır.

O devirde tek tanrıya inanan, kendilerine zaman ve mekân olarak en yakın kavim İsrailoğullarıdır.

Sümerlerdeki Tufan bilgilerinin kaynağı İsrailoğullarıdır.

Sümer kayıtlarında fırtınadan çok bahsedilmesi yaşadıkları bölgenin çok fırtınalı olduğunu göstermektedir.

İnsanlar yaşadıkları korkuları da romanlaştırırlar.

Gemici Pusur-Amurri’ye gemiyi yaptığı için sarayı her şeyiyle teslim edildiği belirtilmiş.

Sanki savaşa veya tatile gider gibi bir havası var.

Madem Tufan olacak gemi ustası niçin gemiye alınmıyor.

Saray ona teslim edildiğine göre o sarayda kalıyor manası çıkıyor.

“Kimse kimseyi göremiyordu. Ve gökten bakılınca insanlar tanınmıyordu”.

Sümer kayıtlarındaki bu ifadeler Tufan’ı yaşayan bir kişinin söyleyeceği sözler değil.

Sanki Tufan’ın yerini fırtına almış.

Göklere nasıl çıkmış.

Sakın demeyin ki gemi uzay gemisiydi.

Suların altında kalmış karalardaki insanlar görülebilir mi?

“Kimse kimseyi göremiyordu” diyor yani geride kalanlar yaşıyordu.

“Gökten bakınca insanlar tanınmıyordu” çok daha saçma bir ifade.

Buradan da gemiye binmeyen insanların yaşadığı ama fırtınadan dolayı toz duman içinde kaldıkları anlaşılıyor.

Bunun neresi Tufan.

Sümer kayıtlarını yazan herhangi biri şimdi aramızda olsa ve sorgulansa “emrettiler yazdım” görmedim, duymadım, bilmiyorum derdi.

Sen Tufan’ı yaşadın mı diye sorulsa o çok eskiden olmuş, dedelerimizin başından geçmiş bir olay.

Ne zaman olmuş diye sorulsa;

“Kimse bilmiyor, çok eskiden olmuş” derdi.

Bizim şimdi dediğimiz gibi.

Yani Tufan Sümerlerden on binlerce sene önce olmuştur.

Tabletlerdeki bilgilerin yetersizliğinden ve çarpıklığından da bu anlaşılıyor.

Sümer kaynaklarındaki üç önemli noktaya temas etmek istiyorum.

Birinci önemli nokta kayıtlarda Tufan’dan önceki ve sonraki kralların isim ve süreleri veriliyor.

Buradan anlaşılıyor ki Hazreti Nuh’un yaşadığı Tufan’dan Sümerlerin haberi var ve bunu kayıt altına almışlar.

Burada çok önemli ikinci bir nokta var.

Konu edilen Tufan tabletlerin yazılmasından binlerce sene önce vuku bulmuştur.

Bunu kendileri haber veriyor.

Üçüncüsü Sümerlerin, Akadların ve bölgede yaşamış diğer kavimlerinin de kendi kralının başından geçen bir Tufan hikâyesi bulunması.

Bu önemli tespitlerden ilk ikisi doğrudur, ancak üçüncüsü yani kralların gerçek bir Tufan’a yakalanması ve bunun hikâye edilmesi doğru olamaz.

İki bakımdan doğru olamaz.

Birincisi ve en önemlisi tabletler yazıldığı zaman yine tabletlere göre 50 kral ve toplam yaklaşık 22.428 yıl geçiyor.

Yani Sümer tabletleri yazıldığında Tufan 22.428 yıl önce olmuş.

Bunu tabletlerden anlıyoruz.

Tabletlerdeki kırıklardan anlaşılıyor ki bu rakam 25.000 yılı da geçebilir.

Tufan’dan önce ve sonraki kral listelerine sahip olan Sümerlerin Tufan’ın nasıl olduğunu da mutlaka bilmeleri gerekir.

Bununla ilgili herhangi bir tablet ele geçmemiştir.

Acaba Tufan’ın nasıl olduğu hakkında kendilerine ulaşan bilgiyi kendi başlarından geçmiş şekilde mi hikâyeleştirdiler.

Mutlaka böyle olmalı.

Tufan’dan önce ve sonra gelen kralların tamamının ismini bileceksin ve fakat Tufan’ın nasıl olduğunu bilmeyeceksin.

Pek mantıklı değil.

Tufan’ın nasıl olduğunu da biliyorlardı

Bunu kralları kendilerini kahramanlaştırmak için başlarından geçmiş gibi destanlaştırdılar.

Kralların bir Tufan’a yakalanmasının mümkün olmadığını hikâyenin Sümer, Asur, Babil ve diğer kralların başından da geçtiğine dair tabletlerin bulunmasıdır.

Yani krallar kahramanlaşmak için birbirlerinden çalmışlar.

Mutlaka ki Sümerler de işittikleri gerçek Tufan hikâyesinden esinlenerek çalmışlardır.

Acaba Sümerlerin tabletlerinde kendilerinden çok önceki kavimlerin başından geçmiş hikâyeleri çaldıkları da olmuş mudur?

Hazreti Âdem’in cennetten çıkarılışı,

Hazreti İdris’in göğe kaldırılışı,

Hazreti İbrahim’in ateşe atılışı ve diğer konular var mıdır?

Hazreti Musa milattan 3400 yıl önce Mısır ve Filistin civarında yaşıyor.

Sümer kayıtları da bu zamanda yazılıyor.

Sümerler ile Mısır’daki firavunlar çağdaş.

Hazreti Musa’nın Sümerler üzerinde bir etkisinin olup olmadığını bilmiyoruz.

Ancak güçlü Sümer devletinin krallarının Hazreti Musa’dan haberdar oldukları ve belki bazı tedbirler aldıkları muhakkaktır.

Hazreti Musa Hazreti İbrahim’den binlerce yıl sonra gelmiştir.

Hazreti İbrahim de Hazreti Nuh’dan binlerce yıl sonra gelmiştir.

Hazreti Musa’ya inen Tevrat’ta mutlaka Tufan olayı vardı ki bunu bugünkü Tevrat’tan anlıyoruz.

Acaba Muhammed aleyhisselam ile Hazreti İbrahim arasında kaç yıl vardır.

Elimizdeki bir bilgiye göre bunu hesaplayalım.

Muhammed aleyhisselamın 21. Dedesi Adnan’dır.

Hazreti Abbas’ın oğlu Hazreti Abdullah “radıyallahu teala anhüm ecmain” buyuruyor ki “Adnan ile İsmail aleyhisselam arasında otuz baba vardır ama isimleri bilinmiyor”.

O zaman Muhammed aleyhisselam ile Hazreti İbrahim arasında 52 nesil vardır. Eskilerin yüzyıldan sonra çocukları olmuştur.

Eğer her nesil arasında 150 yıl fark varsa 52 nesil 7800 yıl eder.

Yani bu demektir ki Hazreti Musa ile Hazreti İbrahim arasında 4800 yıl vardır.

İsrailoğullarına çok peygamber gelmiştir.

O halde 4800 yılı uygun rakama tekabül ediyor.

 

Kuranı kerimde olup Sümer kayıtlarında olmayan bilgiler

Kutsal kitapların Tufan’ı Sümerlerden aldığını iddia edenlere cevap vermek gerekir.

Tabiki bu kişiler Allaha inanmıyorsa onlara söylenecek fazla bir sözümüz yoktur.

Çünkü Tufan Kuranı kerimde bildirilmiştir.

Sümerlerin Tufan’ı kutsal kitaplardan ya da ilahi kaynaklardan aldığını ispat etmek için Kuranı kerimdeki Tufan ile ilgili bilgileri Sümer kayıtları ile kıyaslamamız gerekmektedir.

Eğer Tufan Sümerlerden Tevrat’a sonra İncil ve Kuranı kerime geçseydi, Kuranı kerimde olup Sümer kayıtlarında olmayan bilgilere mana veremezdik.

Bu bilgiler Kuranı kerime nereden geldi.

Sümerlerden gelmediğine göre elbette ilahi kaynaktan gelmiştir.

Başka çok önemli bir konu Tufan hakkında Sümerlerin verdiği bilgiler Kuranı kerimin verdiği bilgiler yanında bir hiçtir.

Hakikatte Sümerler Tufan hakkında hiç bir bilgi sunmuyorlar.

Sadece böyle bir olayın olduğunu haber veriyorlar.

Şimdi Kuranı kerimde olup Sümer tabletlerinde olmayan Tufan’la ilgili bilgilere bakalım. 

Tufan’ı oluşturan suların yeraltından gelmesi.

Sümer kayıtlarında bununla ilgili hiç bir bilgi yoktur.

“Ey yer suyunu yut” emri ile suların yer altına ve mantoya gittiğini belgeleyen bilgiler bu kitapta bulunmaktadır.

Uzaydan suların gelmesi.

Bunun donmuş buzdan oluşan bir kuyruklu yıldız olması yüksektir.

Böylece Allahu teala Tufan’a sebep olan, bütün Dünya’da dağları aşan miktarda suyun nereden geldiğini bildiriyor.

Nereye gittiğini de bildiriyor.

Sümer kayıtlarında sadece selden bahsediliyor.

Dünya’yı dolduracak suyun kaynağı Sümer kayıtlarında yoktur.

Kuranı kerimde Hazreti Nuh’un oğlu gemiye binmiyor.

Ama kral bütün yakınlarını gemiye alıyor.

Geminin buharla çalıştığı ayeti kerimeden anlaşılıyor.

Sümerler kapalı gemi için kürek yapıyorlar.

Sonra geminin bütün kapaklarını kapatıyorlar.

Yani kürekler kullanılmıyor.

Tabi o devirde gemi denince akla kürek gelir.

Yapılmazsa eksiklik olur.

Kralın gemisi küreksiz olmaz.

Ayeti kerimelerde “dişisi erkeği olan her canlıdan bir çift al” buyuruluyor.

Yani bakterileri, mikropları, mantarları, tek hücreli canlıları alma buyuruyor.

Fakat Sümerler yeryüzünde bulunan bütün canlıları gemiye alıyor.

Hazreti Nuh sadece her hayvandan iki tane alırken bu kahraman kral bütün canlıları alıyor.

Ya bakterileri, virüsleri ve diğerlerini nasıl topluyor, nasıl alıyor, niye bu tehlikeli canlıları alıyor.

Tek bir cevabı var.

Hazreti Nuh’dan daha büyük olduğunu ispat etmek için.

Ya da şairi onun şanını daha çok yükseltmek için.

Kral tanrı Enlil’in emri ile hareket ediyor.

Bütün canlıları al diyorsa almalıdır.

Ama Allahu teala alınmayacak olanları ayırıyor.

Cinsiyeti olanları al buyuruyor.

Bu tek hücrelileri ve benzerlerini alma demektir.

Hazreti Nuh’un gemisi uzun bir zamanda yapılıyor.

Maksada uygun büyük bir geminin yapımı uzun yıllar alır.

Hazreti Nuh halkı bir olan yaratıcıya inanmaya davet ediyor.

Sümerlerde böyle bir davet yoktur.

Kuranı kerim tek bir yaratıcının olduğunu haber veriyor.

Ama Sümerlerde sayısını bilmediğimiz kadar tanrı vardır.

Çok tanrıya inanan bir milletin sözü elbette senet olamaz.

Bu milletlerin başındaki krallar da kendilerinin tanrı olduğunu iddia ederler.

Nitekim firavun “ben sizin tanrınızım” demiştir.

Çünkü ömründe bir kez başı ağrımamıştır.

Eğer ağrısaydı tanrılık davasında bulunmazdı.

Hazreti Nuh kavminin zulmüne uğramıştır, hakaret görmüştür.

Kuranı kerimde Kavminin Hazreti Nuh’u yalanladığı, ölümle tehdit edildiği Şuara suresi 116. Ayette mevcuttur.

Hatta Nuh suresinin 10-24. Ayetlerinin tefsirlere göre 40 yıl çocukları olmuyor, yağmur yağmıyor, kıtlık oluyor, tarım ve hayvanları telef oluyor.

Bunun aksine tabletteki bilgilere göre kral şanına yakışır bir şekilde gemi yapmış onunla herkesi kurtarmıştır.

Sümerlerde Tufandan önceki kuraklıktan, sıkıntıdan hiç bahsedilmez.

Hazreti Nuh’un kavmi tarafından aşağılanmasını kabul etmemiş olacak ki bunu hikâyeye yazmamışlar.

Halkı tarafından zulme uğramak, hakaret görmek bir krala yakışmazdı.

Tufan’ın meydana geliş sebebi inanmayanları yok etmektir.

Tablette ise bazı tanrıların bütün insanlığı yok etmelerine karşı bütün insanlığı kurtarmaktır.

Kral böylece büyük bir onur kazanmış oluyor.

Kuranı kerim eski ümmetlerden bahsediyor.

Bu ümmetlerden bazıları Sümerlerden öncedir.

Hiç bir Sümer kaydında eski ümmetlerle ilgili bilgi bulamayız.

Kuranı kerimde dalgaların büyüklüğü veriliyor, dağlar gibi dalgalardan bahsediliyor.

Sümerlerde dalga yoktur, sel vardır.

Hazreti Nuh gemiyi karada yapmıştır.

Sümerler burada tabiri caizse benzetme konusunda tuzağa düşüyorlar.

Onlar gemiyi kıyıda yapıyorlar ve suya indiriyorlar.

Karada gemi yapılır mı?

Kral o kadar aptal mı?

Yazdıkları hikâyeye göre gelecek seller için gemi yapıyorlar.

Yeraltından ve uzaydan şelale gibi gelen sulardan kurtulmak için gemi yapmıyorlar.

Böyle bir gemiyi karada Hazreti Nuh Allahu tealanın emri ile yapıyor.

Hud süresinin 38 ve 39. Ayetlerine bildirildiğine göre Hazreti Nuh gemiyi yapmaya başlayınca kavmi gelip onunla alay ediyordu.

Çünkü hem kara idi hem de uzun zamandır hiç yağmur yağmamıştı.

Tabletlerden anlaşılıyor ki Hazreti Nuh kavminin aksine Sümerler susuzluk ve kıtlık yaşamamışlardır.

Sümer kayıtlarına göre tanrıların bütün insanlığı yok etmesinin sebebi insanların azması gürültü, çıkarması imiş.

La havle okuduktan sonra sözümüze devam edelim.

Hazreti Nuh kendisine inananlarla Tufan’dan sağ kurtuluyor.

Sümer tabletlerinde ise sellerden herkes kurtuluyor.

Peki, Sümer Tufan’ı niçin oldu. Maksat neydi.

Maksat belli.

Kralın şanını yüceltmek.

İster Smith ister bir başkası kim olursa olsun yukarıdaki bilgileri hiçe sayıp hala kutsal kitaplar Tufan’ı Sümerlerden aldı diyorsa ona şunu sormak lazım.

Sen Sümerlerin gerçekte olmayan tanrılarına da inanıyor musun?

Olayın benzerliği tesadüf olamaz.

Yakın bir gelecekte başka bir ülkede mesela Güney Amerika’da, Çin’de, Afrika’da kazılarda Tufan’dan bahseden benzer tabletler bulunsa ne diyeceğiz.

Tufan bütün Dünya’da olmuş diyeceğiz.

Kazılarında bir şey çıkması tabiki önemli ancak hemen bütün milletler atalarının başından bir Tufan’ın geçtiğine zaten inanıyorlar.

Bütün bu milletler Sümerlerin soyundan gelmiyor.

Ataları Sümerler değil.

İsrailoğullarının atası da Tufan’ı yaşadı.

Sümerlerin atası da gerçek Tufan’ı yaşadı.

Sümerler kendilerinden çok önce vuku bulmuş bir Tufan’dan elbette haberleri vardı.

Olmaması mümkün değil.

Olmasaydı bütün Dünya’da bilinen bir destanı bire bir benzerlikte tabletlere kazıyamazlardı.

Her milletin her devirde haberi vardı.

İsrailoğullarının Tufan’ı Sümerlerden çalmasına hiç gerek yoktur.

Kendilerine pek çok peygamber gelmiştir.

Bu peygamberler Tufan’ı kavimlerine bildirmişlerdir.

Şu muhakkak doğrudur.

Tufan’ı zamanın İsrailoğulları en ince ayrıntılarına kadar biliyorlardı.

Çünkü hemen her devirde içlerinde peygamber vardı.

Eğer Sümerler tabletlerini zamanın İsrailoğullarına gösterselerdi İsrailoğulları bunu reddederlerdi.

Tufan böyle olmadı, doğrusu bu değil derlerdi.

İsrailoğulları Tufan hakkında Sümerlerden çok daha fazla bilgiye sahipti.

İsrailoğulları zaman içinde çeşitli sebeplerden belki savaşlardan, sürgünlerden Tevrat’ın aslını kaybettiler.

Sümerlere Tufan muhtemelen nakille gelmiştir.

Nakille gelen bilgiler doğrudan bir peygamberden işitmek gibi olamaz.

Kuranı kerimdeki Tufan’la ilgili gerçek bilgiler Sümer kayıtlarında yoktur.

Hazreti Nuh’u temsil eden fakat onunla inançta tamamen zıt bir kral vardır.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*