Suni Yağmur Projesi

 “Kuraklık çeken, topraklarında çöl bulunan bütün ülkelerin liderlerini, yetkililerini İstanbul’a davet ediyorum”

 Suni yağmur yağdırmak mümkün

Kuruyan göller ve nehirler su ile doldurulabilir

Çöller yeşertilebilir.

Tarım ve Hayvancılıkta büyük gelişmeler sağlanabilir

 

Değişen iklim şartları yeryüzü coğrafyası üzerinde canlı hayatı tehdit eden büyük değişikliklere sebep olmaktadır. Nitekim kuraklık yüzünden başta Aral Gölü olmak üzere dünyada 26 büyük ve onlarca küçük göl gittikçe kurumaktadır. Acaba gelişen teknolojinin sağladığı imkânlar dünya genelinde vuku bulan bu yıkıcı değişimleri bertaraf edemez mi. Suni bulut ve yağmur oluşturulamaz mı.

Öyle inanıyorum ki kuruyan gölleri tekrar dolduracak, çölleri yeşil alana döndürecek suni yağmurlar elbette oluşturulacaktır ve insanlığın geleceğini kurtaracaktır. Gelişen teknoloji ile birlikte, yanlış politikalar hariç, Dünyanı nüfusu bir kaç yüz milyar olsa da insanoğlu aç ve susuz kalmaz. Peki suni bulut ve yağmur nasıl oluşturulacak.

Depremden hemen önce başlayan yeraltındaki hareketlenmelerle ses dalgaları oluşur. Yüksek frekanslı oldukları için insanlar bunu işitemezler fakat hayvanlar işitirler ve olağandışı hareket yapmaya başlarlar.

 Bu ses dalgaları atmosferin en alt tabakasındaki su buharını ısıtarak yükselmesine sebep olurlar. Yükselen su buharı üst kısımda soğuyarak bulutları oluşturur. Bu tip bulutlara esrarengiz bulutlar denmektedir. Bu bulutların oluşumunu meteorolojik ölçümlerle önceden tahmin edilemez.

Ultrasonun bu özelliği dünyada su krizinin aşılmasına yardımcı olabilir mi. Mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer havaya ultrason dalgaları yayınlanırsa nemli havalarda havada bulutlar oluşacaktır. Bunların yağmura dönüşmesi muhtemeldir.

50 km yarı çapındaki bir dairenin üzerine belirli aralıklarla radar gibi havayı tarayarak dönen güçlü ultrason vericileri yerleştirilir. Belirli bir zaman diliminde bu istasyonlardan atmosfere ultrason gönderilir. Bulutların oluşması çok büyük ihtimaldir. Yüksek nemli yerlerde bu projenin başarı ile uygulanabileceğine inanıyorum. Yüksek oranda nem bulunan deniz ve okyanus kıyılarındaki çöllere bu metotla yağmur yağdırılabilir. Ortadoğu ülkelerinde, Sudan, Mısır, Libya, Afrika ve Avustralya’nın bütün kıyı bölgelerinde ve kuruyan göller yöresinde başarı ile uygulanabilir.

Yüksek oranda nem bulunan deniz ve okyanus kıyılarındaki çöllere bu metotla yağmur yağdırılabilir. Ortadoğu ülkelerinde, Sudan, Mısır, Libya, Afrika ve Avustralya’nın bütün kıyı bölgelerinde ve kuruyan göller bölgelerinde başarı ile uygulanabilir.

Ayrıca son günlerde yapılan Aral Gölü acil eylem planına katılan Türk cumhuriyetleri liderlerini ve konu ile ilgili bütün ülkelerin yetkililerini  projeyi yakından tanımaları için İstanbul’a davet ediyoruz..

Bu konuda Istanbul’da bir sunum yapabiliriz.

 

Suni Yağmur projesi

Yüksek frekanslı ses dalgaları alışılmamış çok enteresan fiziksel ve kimyasal olaylara sebep olmaktadırlar. İlk defa 1934 yılında Almanyanın Cologne üniversitesinde bilimadamları H. Schultes ve H. Frenzel tarafından incelendiler.

Ultrasonla su içinde bir milyon derece sıcaklık, yüz milyon atmosfer basınç ve yerin çekiminin yüz milyar katı çekim ultrasonun oluşturduğu sonoluminans olayında gözlenmiştir. Burada ultrasonun atmosfere etkisinini ve halkın gözlemlerinin birbirini tamamladığını bilimsel olarak izah edeceğiz.

Çocukluğumdan beri halk arasında söylenen şu iki söze hala inanırım. Birincisi “depremden sonra yağmur yağar” ikincisi ay ve güneş tutulmalarından sonra deprem olur.

Ay ve güneş tutulmalarının depremle ilgisinin kurulması normaldir. Çünkü dünya Güneş, Ay ve gezegenlerin çekim etkisindedir bunlar bir hizaya gelince çekimleri de artar. İnsanoğlunun belki binlerce yıldan beri hafızasında olan bir olayı bir bilgiyi bir halk deyişi sanıp atmak doğru değildir. Halk sözleri bilimsel bir çalışma sonucu ortaya çıkmamış ise de, binlerce yıldan beri insanoğlunun tecrübesi ile sabittir. Elbette bir ihtimal bildirir, fakat mutlak değildir. Nitekim Marmara depreminden hemen sonra İran ve Tayvan’da büyük depremler oldu.

Biz burada ikinci halk sözü üzerinde duracağız. 1988 yılında bir dergiye göndermiş olduğum bir makalede “depremin habercisi atmosferdir” tezini bilimsel kaynaklara dayanarak işlemiş ancak kaynak veremediğimiz için yazı kabul görmemişti. Çünkü verilecek kaynak yoktu. Bu gün bu konuda pek çok araştırma ve yazı mevcuttur, mesela esrarengiz bulutların varlığı ve elektriklenme gibi. Biz bu konuya başka bir açıdan bakacağız ve sebebini araştıracağız. Depremden sonra yağmur yağar mı yağarsa niçin.

Eğer deprem kışın olursa kar mı yağar. 1980’lerde Erzurumda kışın bir deprem olmuş ve şiddetli kar yağışı olmuştu. Erzurum zaten kar yağışının fazla olduğu bir yer ancak hemen deprem öncesinde ve sonrasında şiddetli kar yağması tesadüf olmayabilir. 1999 Marmara depreminden önce de sonra da yağmur yağmadı. Fakat ertesi gece havada yüksek oranda nem vardı. Bu halk sözü doğru ise yağmur niçin yağmadı. Bunları burada açıklayacağız.

Depremden sonra yağmur yağar sözü bazı bilimsel gerçeklere dayanmaktadır.

Öyleyse depremden sonra yağmur niçin yağar. Depremle yağış arasında nasıl bir bilimsel izah var. Bu konuda ilk bilimsel gözlem depremden hemen önce hayvanların olağandışı davranışları. Karıncaların topraktan çıkması, kaçışmalar ve başka beklenmedik hareketler. Hayvanlar insanların işitemediği yüksek frekanslı sesleri işitmektedirler. Bu sesler deprem fay hattında yerin altında kırılmalardan dolayı oluşan seslerdir.

Deprem olmadan hemen önce halk tarafından olduğu kesinlikle gözlenen iki olay vardır. Bu iki olay da yüksek frekanslı sesin yani ultrasonun (ultrasound)  bir sonucudur. İnsanlar tarafından işitilemeyen yüksek frekanslı ses dalgaları depremden hemen önce, deprem esnasında ve depremden hemen sonra yer altından yüzeye çıkar. Gözlenen olaylardan birincisi puslu bir hava ve ikincisi ise sessizlik. Bu iki olayı da depremden hemen önce gözlemek mümkündür. Depremden hemen önce yer yüzüne çıkan yüksek frekanslı ses dalgaları havaya yüksek oranda toz karıştırarak havada bir pusluluk oluştururlar çünkü yüksekteki toz bulutları güneş ışıklarının gelmesini azaltırlar. Aynı zamanda ultrasondan dolayı hava ısınır. Havadaki oksijen, azot ve su buharı bu ısınmaya bağlı olarak enerjisi artarak atmosferde yükselmeye başlar. Oksijen ve azot enerjisini su buharına vererek tekrar alt tabakaya geri döner. Bu olay alt katta hızlı bir basınç düşmesine sebep olur. Basınç düşmesi de ortamda bir sessizliğe yol açar. Ayrıca ultrason ve toz bulutları da işitilebilir sesin iletilmesine engel olabilir.

Deneysel çalışmalar ultrasonun su içinde luminans oluşturduğunu göstermektedir ancak bilimsel bir izahı yapılamamaktadır. Böyle bir luminans olayın Marmara depreminde olduğunu denizden ışık geldiğini işitmiştim. Gece saat 3, deprem merkezi izmit körfezi civarı, ve 45 saniye süren bir deprem. Luminans olayın gözlenmesi için en iyi şartlar mevcut. Ancak bizzat şahid olduğum bir olay var. Marmara depreminde uyanık olduğum için depremin daha başında pencereden atlamıştım. Elektrikler kesikti fakat elim çimenlere değdiğinde elektrik çarptı, bu kışın sizi statik bir elektriğin çarpması gibi bir şeydi. İkincisi dışarı çıkınca gökyüzünde bir çeşit aydınlık gördüm sanki yerdeki bir kaynak göğü aydınlatıyordu. Sönük bir aydınlıktı.

Aynı olay Peru’da gözlenen depremde de oldu. Bunu da ultrasonla açıklamak mümkün. Ultrason dalgaları hem yer altında hem yüzeyde hem de atmosferde yüklü parçacıkların oluşmasına sebep olabilir. Bu statik enerji ışık şeklinde yayılabilir. Yer altından yayılan ultrason dalgaları havada titreşimle su moleküllerinin enerjisini arttırır ve ısınan su molekülleri yükselir ve bulutları oluştururlar. İşte bazen görülen esrarengiz bulutları yeraltında oluşan ultrason ses dalgalarının havadaki nemi ısıtması ile yükselen su buharları oluşturmaktadır.

Yağmurun oluşması için toz zerreciklerine ihtiyaç vardır depremden önce ve deprem esnasında ve sonrasında havada yüksek oranda toz bulutu vardır bu da bulutların yağmura dönüşmesine yardım eder. Eğer deprem hiç bir öncü sarsıntılar oluşturmadıysa ve aniden kırılma ile oluştuysa bu takdirde iki sebepten yağmur yağmayabilir. Birincisi depremden önce havadaki su buharı yükselmemiştir. İkincisi yerde oluşan statik elektrik su moleküllerini çekerek yükselmesini engelleyebilir.

Ultrasonun bu özelliği dünyada su krizinin aşılmasına yardımcı olabilir mi. Mümkün olduğunu söyleyebiliriz. 50 km yarı çapındaki bir dairenin üzerine belirli aralıklarla radar gibi havayı tarayarak dönen güçlü ultrason vericileri yerleştirilir. Belirli bir zaman diliminde bu istasyonlardan atmosfere ultrason gönderilir. Bulutların oluşması çok büyük ihtimaldir. Yüksek nemli yerlerde bu projenin başarı ile uygulanabileceğine inanıyorum. Yüksek oranda nem bulunan deniz ve okyanus kıyılarındaki çöllere bu metotla yağmur yağdırılabilir. Ortadoğu ülkelerinde, Sudan, Mısır, Libya, Afrika ve Avustralya’nın bütün kıyı bölgelerinde ve kuruyan göller yöresinde başarı ile uygulanabilir.

Ayrıca son günlerde yapılan Aral Gölü acil eylem planına katılan Türk cumhuriyetleri liderlerini ve konu ile ilgili ülkelerin yetkililerini  projeyi incelemelerini tavsiye etmekteyiz.

Bu konuda Istanbul’da bir sunum yapabiliriz.

 

 

Kuruyan göller hakkında kaynaklar

Kuruyan Aral Gölü

 

https://news.nationalgeographic.com/news/2014/10/141001-aral-sea-shrinking-drought-water-environment/

www.nationalgeographic.com/magazine/2018/03/drying-lakes-climate-change-global-warming-drought/

https://owlcation.com/stem/10-Worst-Drying-Lakes-in-the-World

www.wikiwand.com/en/List_of_drying_lakes

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*