TUFAN evrensel midir?

Tufan’ın bütün dünyada olduğuna dair çok önemli bir delil.

Yeryüzünde  Tufan esnasında milyarlarca insan yaşamaktaydı. 

Dünyanın nüfusu belki 5 milyar, belki on milyar, belki çok daha fazlaydı.

İşte ispatı

Arapçadaki her kelimenin birçok manası vardır. Bu kelimeler dilimize geçerken bütün manaları ile geçmemişlerdir, meşhur manaları ile veya o konuda kullanıldığı mana ile geçmiştir.

ABD’de anadili Arapça olan Hristiyan Lübnanlı vatandaşla arkadaş olmuştuk. Tabi İngilizce konuşuyoruz. Maddi sıkıntıları vardı. Bir ara fakirliğe sitem edip dedi ki “dünya melun”. Bu iki kelime de Arapçadır.

Bu söz kültürümüzde vardır. Biz bu sözü söylesek nelerle itham ediliriz. Hâlbuki bu sözü söyleyen bir Hristiyan vatandaştır. O halde bu sözün aslının mal, mülk düşmanlığı ile bir ilişkisi yoktur. Kaldı ki İslam dini mal ve mülkü ilim edinmek gibi tavsiye etmektedir. Arapçada dünya demek Allah için olmayan yani insan ve hayvanlara fayda vermek için olmayan, dolayısıyla ahirete faydası olmayan şeyler demektir. Bir manası da budur. Buna pek çok misal verilebilir.

Bunun gibi “kavim, kavmi” kelimesinin de başka manaları vardır. En meşhur manası bir peygamberin içinde büyüdüğü, biyolojik olarak ait olduğu millettir.

Şimdi bu farkı görmek için ayetlere bakalım.

İbrahim Suresi 4. Ayetinde “biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasınlar”.

Burada geçen kavimden, bir peygamberin içinde yaşadığı kendi toplumu, kendi milleti olduğu anlaşılmaktadır.

Şimdi Araf Suresi 188. Ayetine bakalım.

“Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim” buyurulmaktadır.

Buradaki kavim kelimesi sadece Kureyş kabilesi olamaz.

Çünkü Sebe Suresi 28. Ayetinde;

“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

Bu ayeti kerimeden ve daha pek çok ayet ve hadisten Muhammed aleyhisselamın kıyamete kadar bütün insanlığa peygamber olduğu bilinmektedir.

Bu ayeti kerimelerden anlaşılıyor ki “kavim, kavmi” kelimesi bütün insanlık manasını da taşımaktadır.

Ortadoğu’ya gelen Çinli bir tüccarı  Musa aleyhisselam dine davet etseyi Çinli tüccar ben senin kavminden değilim, inanmam gerekmez diyemezdi. Daveti işittiği için onun da iman etmesi lazım gelirdi.  

Kavim kelimesinin İslam dinindeki manası şudur.

Bir peygamberi işiten herkes o peygamberin kavmidir. 

Zülkarneyn ve Süleyman aleyhisselam bütün dünyaya hâkimdi. Bütün dünya bu iki peygamberi işitmişti. Yani zamanlarındaki herkes bu iki peygamberin kavmi idi, ırkı değildi.

Kavim kelimesi dinde her zaman ırk manasını taşımaz.

Ankebut Suresi 14. Ayetinde Nuh aleyhisselamın da kendi kavmine peygamber gönderildiği bildirilmektedir. Buradaki kavimden maksat bütün yeryüzündeki insanlar olduğu anlaşılması gerekir. Çünkü Tufan evrenseldir.

Evrensel olduğunu nasıl anlarız.

Bunu anlamak için birçok bilgi vardır.

Kuranı kerimdeki ayetler, Kutsal kitaplarda bildirilmesi, bütün kültürlerde yer alması, Sümer kayıtlarındaki bilgiler ve Nuh aleyhisselamın ömrü.

Biz burada Nuh aleyhisselamın ömrü üzerinde duracağız.

Ayeti kerimeden Hazreti Nuh’un peygamberlik süresinin 950 yıl olduğu anlaşılmaktadır.

Farz edelim ki o tarihte teknoloji yoktu.

Nuh aleyhisselamın Ortadoğu’da, Hindistan’da veya başka bir bölgede dinini yaymaya başladığını düşünelim. Şunu ifade edelim ki Hazreti Nuh’un Ortadoğu’da yaşadığı kesin değildir, güçlü bir ihtimaldir.

950 yıl ömrü olan bir peygamberi tüccarlar, seyyahlar vasıtası ile karayolu bağlantısı olan bütün dünya işitir, mutlaka işitir. İşitmemesi mümkün değildir.

Buna hiç kimse itiraz edemez. Aslında işitmeleri için 100 yıl dahi çok fazla bir zamandır. Ve o çağda bu davetin birbirlerine karayolları ile bağlı Asya, Avrupa ve Afrika’ya yayılmasına etki eden çok önemli bir faktör vardır. Bu şudur. Elbette o tarihlerde insanların 1000 yıl kadar ömürleri olduğunu da hesaba katmak lazımdır.

Yani teknoloji olmasa dahi Nuh aleyhisselamın dinini, davetini 950 yılda Asya, Avrupa ve Afrika’da yaşayan herkes işitmiş olacaktır. Aksi bilime aykırıdır. Aksi sadece bir inattır. 950 yıl çok çok uzun bir zamandır.

Burada şunu önemle belirteyim ki elbette bir teknoloji vardı. Elbette yazı vardı.

Nuh Aleyhisselama kitap indi mi, evet.

O kitabı okumasını biliyor muydu, evet.

O kitabı misal, bir deri üzerine yazabilir miydi, evet.

Yani yazı vardı, yani insanlar denildiği gibi mağaradan çıkmadılar.

Yazar Bekir Hazar bir hayvanat bahçesine gidiyor. Bir maymunun ön ayağını önce arkasına, sonra ağzına aldığını görünce midesi bulanıyor ve diyor ki “vallahi bu benim atam olamaz”. Atasının maymundan geldiğini söyleyene itiraz etmeyiz ama bizim atamızın Âdem aleyhisselam olduğuna da itiraz edilmesini istemeyiz.

Şimdi biz bu bilginin ışığında 950 yılda yeryüzünde yaşayan herkesin Nuh aleyhisselamın davetini işitmiş olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü bu aklın kabul edeceği bilimsel bir tespittir.

Yani Tufan esnasında bu üç kıtada bulunan inanmayanların tamamının helak olduğunu ayeti kerimeden anlıyoruz.

Tufan buraları vurdu mu? Elbette. Niçin vurdu, işittiler ve inanmadılar.

Hani diyorlar ya başka bölgelerde yaşayıp da işitmeyenlerin suçu neydi.

Bu üç kıtada yaşayan herkes işitti. Deliler hariç. Onlar zaten mesul değil. Son kırk yılda çocukları da olmadığına göre aklı başında olup işitmeyen kalmamıştır.

“Ama o tarihte sadece Ortadoğu’da insanlar yaşıyordu” sorusuna gelince.

Bu konuda zerre kadar senet yoktur.

Tam aksi konusunda senetler vardır.

Misal Sümer kayıtlarında Tufan’dan önce insanlığın yaşını 241.200 yıl olarak vermektedir.

Başka gerçek bir bilimsel bir misal verelim.

Son bin yıldaki dünyanın nüfus artışına bakalım.

Yıllar           Dünya nüfusu

1000                  310 milyon

1250                  400 milyon

1650                  500 milyon

1700                  610 milyon

1750                  790 milyon

1800                  980 milyon

1850                  1.260 milyar

1900                  1.650 milyar

1910                  1.750 milyar

1920                  1.860 milyar

1930                  2.070 milyar

1940                  2.300 milyar

1950                  2.520 milyar

1960                  3.020 milyar

1970                  3.700 milyar

1980                  4.440 milyar

1990                  5.270 milyar

2000                  6.060 milyar

Son bin yılda insan ömrü yaklaşık 50 yıldır. Bu bin yıl içinde insanların ömrü eğer bin yıl olsaydı yukarıdaki tablodakilerin hepsi 1900 lü yıllarda yaşıyor olacaktı. Bakın 2000 yılında dünya nüfusu ne kadar olacaktı.  Her 50 yıldaki nüfusu toplayalım. 

16 milyar 380 milyon kişi  x 2 = 32 milyar 760 milyon kişi. Yani son bin yılda insanların ömrü yaklaşık bin yıl olsaydı dünya nüfusu 2000 yılı başlarında 33 milyara ulaşabilirdi.

Demek ki Tufan zamanında dünya nüfusu öyle bir kaç milyon değildi. Milyarlarca insan yeryüzünde yaşıyordu. Çünkü Nuh Aleyhisselamdan önce de insanların ömrü uzundu. Biz başlangıç olarak 310 milyonu aldık. Gerçek rakam ise milyarın üstünde olması lazım gelir. Bu takdirde yukarıdaki hesap 60 milyarın katlarına ulaşır. 

Dikkat ediniz son bin yılda dünya nüfusu yaklaşık 6 milyar artmıştır. Tabi ki haklı olarak hemen sorulacaktır. Nuh aleyhisselam doğduğunda dünyanın nüfusunun 310 milyon yıl değil çok daha az olması lazım gelmez mi? Şimdi bu soruya cevap verelim.

Burada çok ama çok önemli bir nokta vardır. Son bin yılda teknoloji olmadığı için dünyada insanların ortalama ömrü 45-50 yıl kadardı. Bu kadar kısa ömürle son bin yılda nüfus 20 kat artmıştır.

Bir aileyi esas alarak ömürlerin yaklaşık bin yıl olduğu bir zamanda nüfus artışını hesaplayalım. Farz edelim ki her 125 yılda 5 çocukları oldu. Ve torunlarının da her 125 yıl içinde her birinin beş çocuğu oldu. Çok fazla da olabilir. Savaşlardan dolayı azalabilir de ama biz ortalama beş çocuk kabul edelim. Bu hesapla bir anne babanın 1000 yıl sonraki torunlarının sayısı 10 milyona ulaşır.

Nuh aleyhisselam doğduğunda yeryüzünde 10.000 kişi olsaydı dünya nüfusu bu hesaba göre Tufan esnasında 100 milyar olurdu. Hesap ortada.

Peki, dünya nüfusu 10 bin değil de 100.000 olsaydı bir trilyon, bir milyon olsaydı 10 trilyon ederdi. Tabi ki bu rakamlar çok uçuk rakamlardır. Nüfuslar artınca savaşlar da kaçınılmazdır. Amma bize söylediği bir gerçek vardır. Dünya nüfusu Tufan esnasında yüksek ömürlerden dolayı en az bir kaç milyardır. Peki, en fazla ne kadardır.

Tufan’dan önceki insanlığın yaşı Sümer kayıtlarında belirtildiği gibi eğer 242.000 yıl civarında ise Nuh aleyhisselam doğduğunda dünya nüfusu birkaç milyar civarında olması lazım gelir.

Bin yıla varan çok uzun ömürlerinden dolayı şunu çok açık ve net bir şekilde ifade edebiliriz. Tufan esnasında dünya nüfusu günümüzdekinden kat kat fazlaydı. Belki 10-50 milyar arasında bir rakamdı.

Şimdi soruyorum. En azı olan on milyar nüfus sadece Ortadoğu’da küçük bir bölgeye sığar mı? Ve niçin yalnız Ortadoğu’da yaşasınlar.

O halde Tufan esnasında Asya, Avrupa ve Afrika’da milyarlarca insan yaşıyordu. Belki on milyar, belki 50 milyar. Ve dünyada muhtemelen 200-300 katlı milyonlarca bina bulunmaktaydı. Belki 500 katlı binalar vardı. Yani çok yüksek bir teknoloji vardı. Santimetre karesi yüzlerce ton taşıyan çok kaliteli çelikler keşfedilmişti. 

Demek ki Tufan esnasında ve öncesinde bu üç kıtada da insanlar yaşamaktaydı.

Ve Tufan gemidekiler hariç bu üç kıtadaki herkesi yok etti.

Bu üç kıtada herkesin helak olması için Kuranı kerimde bildirilen dağlar gibi dalgaların olması gerekir. Zaten inkâr edilemez. Çünkü dağlar gibi dalgaların olduğu ayeti kerime ile sabittir.

Şimdi gelelim son sözümüze.

Avrupa’da, Asya’da ve Afrika’da dağlar gibi dalgaları oluşturan yüksekliği binlerce metreye varan bu sular o kıtalarda sabit mi kalacak. Elbette kalmayacak. Dünyanın her tarafında eşit olarak yükselecektir. Üç kıtayı silip süpüren bu dalgalar Amerika kıtasına hiçbir şey yapmayacak mı? O kıtayı da yerle bir edecek, orada yaşayan bütün insan ve hayvanları da yok edecektir.

Peki Nuh aleyhisselam Yalnız Amerika kıtasında bulunan, dünyanın başka yerinde bulunmayan canlıları nasıl aldı, misal 17 yılda bir ortaya çıkan Cicada ismi verilen arıya benzer böcekler. Alınmasaydı bunların ve diğerlerinin soyu devam edemezdi. 

Bin yıl ömrü olan bir kavmin Amerika kıtasından haberinin olmaması mümkün değildir. Tufan’dan önce orada insanlar vardı ise onlar da işittiler. Milyarlara ulaşan nüfusla birlikte teknoloji de yükselmiştir. 1500’lü yılların teknolojisi olsa dahi O kıta Tufan zamanında elbette bilinirdi.

Sadece Ortadoğu’da olsaydı Amerika kıtasındaki kavimler Tufandan destanlarında bahsedemezdi.

Yani Tufan bütün dünyada vuku bulmuştur. Bu inkâr edilemez bilimsel bir gerçektir.

Burada sadece ömürlerin uzun olmasından yola çıkarak Tufanın evrensel olduğunu anlıyoruz.

Diğer senetler de Tufanın evrensel olduğunu vurgulamaktadır.

Hud Suresi 44. Ayetinde geçen “arz” kelimesini dünyanın bir bölgesi olarak anlayanlara şunu sormak lazımdır.

Hud Suresi 43. Ayetinde “Allahu Teâlâ’nın iman nasip etmekle rahmet buyurdukları hariç, bu gün Allahu Teâlâ’nın azabı olan boğulmaktan koruyucu, kurtarıcı yoktur”.

Bu ayeti kerimede iman edenler hariç buyuruluyor ve bir bölge ile sınırlandırılmıyor.

 “Bu gün Allahu Teâlâ’nın azabı olan boğulmaktan koruyucu, kurtarıcı yoktur” ayetinin içinde arz, yeryüzünde kelimesi yoktur. Bu hitap bütün insanlığadır.

Burada şunu da önemle ifade edeyim ki biz mağaradan çıkmadık. Yüz yıl sonra dünyadaki bütün ülkelerin elinde nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar olacaktır. İlk atom bombasının atıldığı 1944’den beri gelişmiş ülkeler diğer ülkelerin bu silahlara ulaşmasını engellediler.

Nasıl engellediler, iç karışıklıklarla, ihtilallerle ve yetiştirip ülkelerde yüksek mevkilere gelen adamları vasıtasıyla. Ama yarınlar öyle olmayacaktır. Yüz yıl sonra  her ülkenin elinde çok yıkıcı silahlar ile 3. Dünya savaşı başladığını düşünelim. Bir kg biyolojik silah bütün İstanbul’u yok eder. Ultrason silahları beyinlerde öyle hasar yapar ki sağ kalanlar 2×2= 4 matematiğini yapamazlar. İsterse bu kişi matematik profesörü olsun.

Peki, 3. Dünya savaşından sonra ne olur. Diyelim ki bir kaç bin bilim insanı kurtuldu. Peki, bunlar sahip oldukları bilimi kime verecekler. Doğan çocuklarda geri zekâlı doğacaktır, hem de yüzlerce yıl.

Geçmişi hatırlayamayacağız. Her şey bombalarla tuz buz edilecek. Milliyetler dahi karışacak. Kişi hangi ırktan olduğunu dahi bilmeyecektir. Ve yüzyıllar sonra beyinler yeniden tekâmül edecektir. Teknoloji gelişecektir. 1900’lerde bulunanları yüzyıllar sonra 2500’lü yıllarda tekrar bulanlara ödüller verilecektir. Dünya hep böyle oldu. 

Allahu Teâlâ Kuranı kerimde buyuruyor ki “ne kadar kavim yarattığımı ben bilirim”

Dünya geçmişte acaba kaç kez doldu boşandı.

Gelecekte de benzer bir olayın yaşanması elbette mümkündür.

Teknoloji toplu katliamları tetikler.

Şüpheniz mi var.