Tufan içeriğine geri dön

Bilim İnsanlarını Cihanşümul Tufanı Tartışmaya Davet Ediyorum

İyi Dinle Azizim

Evet, Tufan içeriği itibarı ile ilahi bir konudur.

Tarihin derinliklerinde, şimdilik net bir şekilde bilmediğimiz bir zamanda vuku bulmuştur.

Bunda şek ve şüphe yoktur.

İnanana tabi ki.

Yani Tufan ilahi ve tarihi bir olaydır.

Fakat azizim şunu çok iyi bil ki;

İlahiyatçılar ve Tarihçiler Tufan’ın nasıl vuku bulduğunu bilimsel olarak çözemez.

Asla çözemez.

Çünkü maalesef onlarda Tufan’ı çözecek fen ilmi yoktur.

Bunu asla onları küçük düşürmek için söylemiyorum.

Bunun alınan eğitimle ilgisi vardır.

Misal sağlık lisesi mezunu bir personelinin, bir hemşirenin yaptığı hiç bir işi bilmem, yapamam.

Çok kolay olabilir.

Ama ona kolay. Çünkü biliyor.

Bana zor, çünkü bilmiyorum.

Devamla;

Yani ilahiyat ve tarihçiler Tufan’ı bilimsel olarak izah edemezler.

Tufanı çözmek için jeoloji, biyoloji, kimya ve astronomi bilimlerine ihtiyaç vardır.

TRT1’deki programdan sonra sosyal medyada bize saldıran tarihçi, ilahiyatçı ve diğerleri tribünlere konuştular.

Zerre kadar samimi değillerdi.

Ellerine bir fırsat geçti. Tepe tepe kullandılar.

Bir yazımda onları “MÜBAHELEYE” davet ettim.

Biliyorum it gibi kaçarlar.

Hakkı batıldan ayırmakla yükümlü olanlar o gün çuvalladılar.

Fen ilminin zerresini edinmemiş tarihçiye bakın.

Tufanı bilimsel olarak çözmeye çalışan bir fen bilim insanına “ebleh” der.

Halbuki kendisi eblehdir.

Fen bilimi tahsili görmemiş bir memur bilimde yeni bir ufuk açana “zırvalığın dibi” der.

Uşağa bak.

Ama kendisinin “neler zırvaladığı” sosyal medyada paylaşılıyor.

“Zırvalığın dibi” ifadelerinden anlaşılıyor ki “zivanadan çıkmış”.

Akıl hastanesinde yer ayırın.

Ya Üvey dudak.

Adamın gülüşünde dahi çirkinlik var.

Ya diğerleri.

Zaman çok güzel bir hakimdir.

Teknoloji yeni şeyler bulunca eyvah halinize.

Ama siz utanmazsınız.

Bir çıkış yolu bulursunuz.

Program Sunuculara da Sesleniyorum.

TRT1’deki Tufan programından sonra ekranlarda şahsıma hakaret eden tarihçileri, ilahiyatçıları, yorumcuları veya samimi bir şekilde Tufanı tartışmak isteyenleri TARAFSIZ BİR KANALDA konuşmaya davet ediyorum.

Buyurun konuşalım.

Susturulduğum o TRT1’deki programın aynısı asla olmayacaktır.

Saygıdan sözü, Tevrat’tan okuyan profa bırakmam.

O programa tartışma niyeti ile gitseydim o prof stüdyoyu terkederdi.

Nitekim reklam arasında terketti, geri döndürüldü.

Çünkü sabır bitmişti.

Keşke o programa bugünkü kafa ile gitseydim.

Programdan bir kaç gün önce o prof için;

“Gelmesin programa, istemiyorum” deyince;

Profun bana yardımcı olacağını söylediler.

Ama ne yardımdı ha.

Yardımı yiyen “Yavuz”.

“Ekran tecrübesizliği” bu olsa gerek.

İşte bu yazarın yaptığı takdire şayandır.

İsmi ile müsemma bir köşe yazarı o gün sessizliği bozdu.

Gürledi köşesinden.

Ne diyordu Sayın Hıncal Uluç;

“Bu hocanın suçu Türk olmak mı”.

Evet. Suçumuz maalesef Türk olmak.

Bir Türk ezberi bozamaz mı.

Bir fikrin kabul edilmesi için Edirne’nin ötesinden gelmesi şart mı.

Hani vatandaşım geliştik diyordun.

Ama hala keşfleri batıdan bekliyorsun.

Onlar derse “amenna”.

Biz dersek “aman ha”.

Hiç şüpheniz olmasın.

Elinizde patlamasa da o CEP TEL mezarlarınızın üzerinde bir gün elbette patlayacaktır.

Yani geçmişte bir yüksek teknolojinin var olduğu gelecekte keşfedilecektir.

Sen daha Mars’ın yüzeyini keşfedemedin.

Kim bilir neler var orada.

Yoksa sırlar orada mı saklı.

Bekleyip görelim.

Gelin konuşalım.

Tufan’ın cihanşümul olduğunu,

Bütün dünyayı suların kapladığını,

Bu suyun nereden gelip, nereye gittiğini,

Hayvanların soyunun nasıl korunduğunu,

Tufan’da muhtemel dünyanın nüfusunu (dünyada bir ilktir),

Tufan’ın ne zaman olduğunu,

Teknolojinin var olduğunu,

Ve her soruyu konuşalım.

Bütün soruların cevabına yaklaşımınız BİLİMSEL OLACAKTIR.

Ve;

Sümerleri de konuşalım,

Mu Kıtasını da konuşalım.

Tufan’a inanmayanlar muhatabım değildir.

Onlar uzak dursun.

Onlarla tartışılacak bir konu değildir.

Çünkü Tufan’ın olduğunu gösteren bilimsel bir belge elimizde yoktur.

Niçin yoktur. Ne zaman olduğunu bilmiyoruz.

Yüz yıl önce bir taşın göktaşı olup olmadığını anlayamazdık. Düştüğünü görmediysek tabi.

Ama şimdi analiz yaparak anlıyoruz. Göktaşı mı yer taşımı, Mars taşı mı biliyoruz.

Görmediğimiz halde ne zaman düştüğünü de biliyoruz.

Tufan’ın gerçek yaşını bilsek bütün dünyada elimizi yüzlerce değil binlerce jeolojik belge geçer.

Bu olmadığına göre bugün hiç kimse bilimsel olarak bir Tufan’ın olduğunu ispat edemez.

Bizim bilimsel manada böyle bir iddiamız olamaz.

Ama elbette Tufan vuku buldu.

Kuranı kerim buna senettir.

Başka kaynaklarda var tabi ki.

Bu veçhile;

Katılanların bir Tufana inanması şarttır.

Bölgesel olduğuna inananlar da buyursun.

Tartışmaya katılacak kişilerin Kuranı kerime inanmaları daha iyi olur.

Ama inanıyor görünüp sakın inanmayanlardan olmasın.

Hissettiğim an suratına çarparım.

Kimsenin dini beni ilgilendirmez.

Herkesin inancına sonsuz saygım vardır.

Bir beyin de onda var. Farklı düşünür, farklı inanır. Saygım var.

Fakat müslüman görünüp başka iş tutanlara zerre kadar saygım yoktur.

Bilesin.

Tufana inansın yeter.

Kurana inanması şart değil.

Ben bilirim işimi.

İstediğim tek şey

“TARAFSIZ BİR KANAL”

ve tabi ki bir de

GERÇEĞİ ARAYAN SAMİMİ ARAŞTIRMACILAR.

Ortamı uygun görüp köpürenler.

Hakikatte inancıma karşı içindekini kusanlar,

Bizi tenkidi hakaret boyutuna taşıyanlar,

Buyurun.

Sahi ya sizde o yürek var mı.

Yavuz’um sanma vefa yârin süsüdür                                                                         

Bir günüm görmedim yanmadan gider

Yavuz Örnek