Tufan içeriğine geri dön

Bilimsel konularda mahalle baskısı olmamalı

Batılı bir bilim insanının;

“Tufan’da yüksek teknoloji vardı. Hazreti Nuh gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken oğlu ile bir iletişim vasıtası kullanarak görüştü. Bu günümüzün cep tel cinsi bir haberleşme vasıtası olabileceği gibi, daha gelişmişi de olabilir” demesine hiç kimsenin gıkı çıkmaz.

Yani batılı bir bilim insanının “geçmişte yüksek teknoloji vardı” demesine kimse itiraz etmez.

Misal “Tanrıların Arabaları”nda bu konu geçse öper başlarına koyarlardı.

Peki biz deyince ortalık niçin karışıyor. Yavuz’un kimliği bellidir.

Bize sosyal medya üzerinden “Mahalle Baskısı” yapanlar geçmişte “manevi değerlere” mahalle baskısı yapanların çocuklarıdır.

Sen Türksün, Kürtsün, Arapsın vs. Bilimden anlamazsın.

Bilim benim kaybedilmiş malımdır. 

Kurbağa diyor ki “konuşacağım da ağzıma su kaçıyor”.

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi.

Gelelim asıl konuya

TRT1’deki o talihsiz sohbetin üzerinden bir yıl geçti.

Tabi ki o program bir bilgi yarışması değildi.

Nazarınızda kim kazandı.

Neticede kazanan iki kişi vardı.

KİM KAYBETTİ

Bu ülke kaybetti.

Buradaki kaybı bir bilgi yarışmasındaki kayıp olarak yorumlamayın.

Ben kaybetmedim.

Siz öyle inansanız da ben kaybetmedim.

Ülkem kaybetti.

Galileo sözünü geri almakla kaybetmedi. Kazandı.

Tabi ki haklı olarak sorabilirsiniz. Kaybettirmeseydiniz.

Haklısınız. Ama ben oraya tartışmaya gitmedim.

Bir kitabın içeriğini anlatmaya gittim.

Hoca bana yardımcı olarak çağrılmış, öyle söylediler.

Böyle olmadığını anladığımda yıkılmıştım.

Tabiri caizse başıma soğuk sular dökülünce “cep tel” dedim.

Ekran başında ben de olsam itiraz ederdim.

“Hocam bu cep tel nerden çıktı”.

El cevap;

“Bazı veriler dikkate alındığında insanlığın yaşı onbinlerce yılı bulmaktadır. Hazreti Süleyman hakkındaki ayet ve diğer bazı kaynaklar Tufan’da yüksek teknolojinin varlığına işaret ediyor. Hazreti Nuh’un “gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken” oğlu ile bir iletişim vasıtası kullanarak görüştüğü muhtemeldir. Bu günümüzün cep tel cinsi bir haberleşme vasıtası olabileceği gibi, daha gelişmişi de olabilir” deseydim ne derlerdi. Kimse itiraz etmezdi.

Peki bilim insanlarımızın ertesi günlerde niçin hiç sesleri çıkmadı.

Bırakın cep teli.

Geçmişte yüksek teknolojilere ulaşılmış olma ihtimalinin var olduğunu niçin söylemediler.

Korkuyorlar efendim. Haklılar.

Eğitimimiz alarm çalıyor.

Bana ne diyemiyorum.

Bana “sus sana mı kalmış” diyenler olabilir mi evet.

Niye. Çünkü onlar da gerçeği görüyor.

“Bana okullarda ne verildi ise her şeyin doğrusu odur”

Bu mantığı reddediyorum.  Uzun yıllardan beri  de reddetmekteyim.

Bu kafaya daha taa orta ikide sahip oldum. 

Niye ki.

Orta ikideki bir çocuk eğitimde acaba hangi yanlışı gördü de bu kanaate vardı.

Hem de 50 yıl önce.

Kitaplar tenkit edilemezdi.

Hocalar mutlak doğruydu.

Okulun verdiği elbette doğru kabul edilirdi.

Şimdi pek öyle değil.

Eğitimde yükseldikçe kendime bir yol çizdim.

Bilimsel temellere dayanmayan bütün fikirleri beynimden uzaklaştırdım.

Lisede hocaya bir şey söyleyince “seni şu 4. Kattan atarım” dedi.

Yapma abi.

Orta birde hocanın “gelecekte neler olacak” sorusuna cevap vermek için parmak kaldırdım.

Bana söz vermeden arkadaşıma verdi.

Arkadaşım “her şey bizim elimizde” demesin mi.

Hocamız memnuniyetle cevabı beğendi.

Utancımdan yerin dibine girdim.

Hoca iyi ki bana söz hakkı vermemişti.

Bir daha parmak kaldırmadım.

Çünkü ben “gelecekte neler olacağını Allah bilir” diyecektim.

Şükür ya Rabbi. 

Hocadan ne azarlar işitecektim.

Arkadaşımın verdiği cevabı beğenen hocanın eğitiminin adı nedir.

Ama deseydi ki “geleceğimiz nasıl olacaktır. Bunda sizin rolünüz ne olacaktır”. Amenna.

Devam edelim;

Bilimin “bu asla olamaz” dediklerini esas aldım.

Bir konu hakkında bilim insanlarının test, deney, araştırma, gözlem ve hesapla “bu olamaz” demedikleri her konuya kapım açıktır.

Bilim reddetmiyor. Ben de reddetmedim.

Bilimin reddetmediği bir takım fikirleri peşin hükümlü kafalar reddediyor.

Ben de o kafaları reddediyorum.

Şiddetle reddediyorum.

Ben bilime inanıyorum.

Birileri neye inanıyor.

Okul sıralarında kendisine tabiri caizse yutturulana.

Hiç muhakeme yok.

Hiç acaba öyle mi yok.

Hadi bazı vatandaşlarımız öyle

Maalesef bazı Proflarımız da öyle.

Yazıklar olsun.

Korkma “bir senede, kaynağa” dayanarak söylediğin sözden dolayı seni üniversiteden uzaklaştıramazlar.

Sen bilim insanısın.

Amma azizim,

Bölüm başkanı, dekan, rektör, danışman olamazsın.

Milletvekili hiç olamazsın.

Susmakta belki haklısınız.

Biliyorum çok yerde mahalle baskısı vardır.

Üniversitelerde de vardır.

Birbirini boğazlamak isteyen akademisyenler fırsat kolluyor.

Açık arıyor. Yazık değil mi.

Eskişehir’deki olayı düşünün.

Gelin şu güzel ülkemizin yarınlar için bir şeyler yapalım.

Evet yapanlar var, hem de çok.

Ama ben “geçmişte yüksek teknoloji vardı” derken sen buna inandığın halde susarsan,

Bana gelen haksız hakaretlere seyirci kalırsan,

Benim azmimi kırmış olursun.

Ha, geçmişte yüksek bir teknolojinin yaşandığına inanmıyorsan saygı duyarım.

Fakat bilim insanı isen sorgulaman lazım.

“Yoktur, ben inanmıyorum” demen uygun değil.

Bu bir inanç, bir kalbi mesele değil.

Bilimsel bir olay.

Bağırman lazım “hoca senedin nedir”.

Sunacağım senedi ya kabul edersin ya da yeterli bir delili yok deyip reddedersin.

Bakın efendiler.

Kuranı kerimin Allah kelamı olduğuna inanan her bilim insanı geçmişte bir yüksek teknolojinin varlığına inanır veya inanmalıdır.

Süleyman aleyhisselama su gibi bakır akıtıldığı ayette bildiriliyor.

Bu teknolojiyi haber vermiyor mu. Elbette.

Ne zaman kafanı işgal eden o ezberi bozacaksın.

Ne zaman beynini esir eden atom bombasının dahi parçalayamayacağı o zırhı kıracaksın.

Onu hidrojen bombası da kıramaz.

Yalnız sen kırarsın.