Tufan içeriğine geri dön

İlahiyatçı Profun Kurnazlığı

“Dağlar gibi dalgalar” Kuranı kerimde elbette vardır.

Medyayı takip edince şu kanaate vardım.

Ne hikmetse Tufan’ın konuşulduğu programlarda ilahiyatçı hocaların bir kısmı;

“Gemi Dağlar gibi dalgaların arasında giderken” Hud Suresi 42. ayetinin mealini değiştiriyorlar.

Yani ayette geçen “dağlar gibi dalgalardan” hiç bahsetmiyorlar.

Ayeti kesip veya kelimelerin manasını değiştirip bahsediyorlar.

Buna şahit oldum.

Acaba niye.

Öncelikle ifade edeyim.

Bu yazının dışında olan hocalarımızı tenzih ederim.

Sözüm bir ayetin manasını saklayanlara.

TRT1’deki Tufan’ı konuştuğumuz Gündem Ötesi programında ilahiyatçı prof. Hud suresi 42. Ayetinin mealini ısrarla doğru okumadı.

Ayette geçen kelimelerin manaları buradadır.

Ve hiye (o, yani gemi) tecrī (arasında taşırken) bihim (onları) fī (içinden) mevcin (dalgaların) kālcibāli (dağlar gibi) ve nādā (ve seslendi) nūHun (Nuh) bnehu (oğluna).

Konunun uzmanları ilahiyatçılar ve anadili Arapça olanlar tarafından verilen meali ise;

“Gemi onları dağlar gibi dalgaların arasında taşırken Nuh oğluna seslendi”.

Başta diyanetin mealinde olmak üzere bütün meallerde “dağlar gibi dalgalar” ifadesi bulunmaktadır.

Açın bakın.

Şimdi biz başka bir şehirdeki bir tanıdığımızla konuştuğumuzu söyleyince bu konuşmanın telefon konuşması olduğu hemen anlaşılmaktadır. Bu konuşmadan gidip görüşüp geldiğimiz manası çıkmaz. Bilimsel olarak mümkün olsa da daha ışınlama teknolojisine ulaşmadık. Gelecekte ışınlama gerçekleşirse gidip görüştüğümüz anlaşılabilecektir. Yani “konuştuk” kelimesinin manası teknolojiye bağlı olarak başka manalar da almaktadır.

“Seslendi” kelimesinin bugünkü Arapçada “aradı” manası da vardır.

Dağlar gibi dalgaların bulunduğu bir ortamda Nuh aleyhisselamın oğlu ile konuşması kanaatimce yüz yüze olmamalı. Mucize ise inandım, iman ettim. Tufan’da yüksek bir teknolojinin varlığı birçok sebepten dolayı söz konusudur. Buna başka yazılarımızda bahsettik.

Allahu Teâlâ geçmişte yüksek teknolojilerin varlığını bazı ayetlerde bildiriyor. Hikmetini bilmem.

Dağlar gibi dalgalardan bahsedilmeseydi burada bir teknolojiden bahsedemezdik. Hazreti Nuh’un geminin dışındaki oğlu ile konuştuğu kesin olarak anlaşılırdı.

Ama şimdi öyle değil. Mucize değildiyse kesin olarak teknoloji vardı.

Bu “dağlar gibi dalgalar” ifadesini meşhur bir ilahiyatçı prof. da bir TV programında sakladı.

İlahiyatçı Prof. meali değiştirdi.

Oğlu geminin yanında iken konuşmuşlar.

Yuv yani.

“Oğlu dalganın üstünde ayakta durabiliyormuş” onu mu anlamalıyız.

Şimdi gel de meallere inan.

Benim üniversitede hoca oluşumu çok görenlere, bize hakaret edenlere sesleniyorum.

Siz ayetteki kelimeleri saklayıp meal okuyan bu profa ne diyeceksiniz.

Haydi, bağırın o profa.

Dilinle bağırmıyorsan ruhunda bağır.

Bu ülkenin ilahiyat okullarından yetişen bir prof. bile bile bir ayetin kelimelerini nasıl saklayıp meal okur.

Ben bir şey saklamadım.

Okullarda beynine sokulanla beni yargıladın.

Yutmasaydın, yemeseydin.

Hadi yutturdular.

Niye o yutturanların suratına kusmuyorsun.

İlla bunu teknoloji yükselip deliller bulununca torunun mu yapacak.

Yoksa ilahiyatçı profun yalanını benim bilimle bulduğumdan üstün mü tutuyorsun.

Ha İslam’a inanmıyorsan saygım var.

Sözüm Müslümanlara.

Diğerlerine zerre kadar sözüm yoktur.

Onlar kaplarındakini sızdırırlar.

Onlar ya başka bir dinin mensubu veya hiçbir dinin mensubu değil.

Sonsuz saygım var.

Bana ne.

Sadece “Allah iman nasip etsin” derim.

Sözüm size Müslümanlar.

Kendini Müslüman zannedenlere de değil.

Evet, ilahiyatçı proflar.

Buyurun meydana.

Sizi davet ediyorum.

Niye korkuyorsunuz.

Yoksa üzerinizde mahalle baskısı mı var.

Bundan kesinlikle bahsetmeyin tehdidi mi var.

Bu ifade Tevrat’ta olsaydı avazınız çıktığı kadar bağırıp söylerdiniz değil mi?

Kuran’da olunca niye söylemeye çekiniyorsunuz.

Bütün ilahiyatçı hocaları açıklama yapmaya davet ediyorum.

Bu ayette “gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken” ifadesinden Hazreti Nuh ile oğlunun arasında muhtemelen ne kadar bir mesafe vardı.

Ha unutmayın;

Gemi karada yapıldı.

Ha unutmayın;

Karada dağlar gibi dalgaların olması için, değil denizlerde, karalarda da suların en az bin metreye ulaşması lazım.

Ha unutmayın;

Dağlar gibi dalgalara dayanabilen bir gemi bugün mevcut değildir.

Ha unutmayın;

Dağlar gibi dalgaların olduğu yerde oğlu bir dağa nasıl sığınacaktı.

Bilirim.

Siz unutursunuz.

Siz Âdem aleyhisselamdan başka insanlardan da türedik dersiniz.

Siz kişi ölünce ruhun başka bedene de geçtiğini söylersiniz.

Siz miraca rüya dersiniz.

Siz Hazreti Mehdi’ye inanmazsınız.

Siz Sünnete itibar etmezsiniz.

Ve siz İslam’ın içini boşaltmak için gayret edersiniz.

Bir sen vardır sende senden içeri

Özün gizler hem besler dilin zehri

Giydirir libasın, yaydırır şerri

Hiçlik aynasına acep baktın mı hiç

Yemen hükümdarı Ebrehe Kabeyi yıkmak için ordusu ile gelip Mekkeyi kuşattı. Ebrehe civardaki develere el koymuştu. Muhammed aleyhisselamın dedesi Abdulmuttalibin dedesinin develeri de bunların içinde idi. Abdulmüttalip develerini kurtarmak için Ebrehe’ye gitti. Ebrehe’ye gelen kişinin kavminin ileri geleni veya liderlerinden biri olduğu söylendi.

Ebrehe Abdulmuttalib’e geliş sebebini sordu.

Abdulmuttalip alıkonulan develerini istedi.

Ebrehe gülerek “ben de senin Kâbe’yi yıkmamam için aracı geldiğini zannetmiştim. Seni kavminin büyüğü akıllısı zannetmiştim. İstediğini sana yakıştıramadım” mealinde sözler sarfeder.

Mübarek Abdulmüttalip o unutulmaz cevabı verir.

“Develerin sahibi benim. Kabenin sahibi Allahu teala. Sahibi Onu korur”

Allahu Teala Kabeyi yıkılmaktan korudu mu? Elbette korudu.

Bu dinin sahibi de Allahu tealadır. O dinini koruyacağını vaad etmiştir.

Onun vaadi hak ve gerçektir.

“Dağlar gibi dalgaları” ister sakla ister saklama.

Bir gün elbette, muhakkak ki o dalgaların vuku bulduğu bilimsel olarak ispat edilecektir.

Elbette edilecektir.

Bunda şek ve şüphe yoktur.

Çünkü o dalgaların oluştuğunu Allahu teala haber veriyor.

Sen kimsin prof.

“Çok emin konuşuyorsun” diyenlere;

“Benim kabımda o var”

Bilimin ispat edemediğini inkâr etmiyorum.

Sen ediyorsun. Kuranı kerime inanmak mı istemiyorsun. Ayeti parçalayıp, tamamına parçanın manasını veriyorsun.

Zamanımızın “sözüm ona” bir takım aydınları günümüz teknolojiyle açıklanamayan olayları ayetle bile bildirilmiş olsa dahi inkâr ediyorlar.

Bazıları da mucizeleri sebeplere bağlıyorlar. “Rüyadır, belki teknolojidir” diyorlar.

İnsanların en kötüsü, kötü din adamıdır.

Kendisi ile birlikte kendine uyan herkesi cehenneme sürükler.

İnsanların en iyisi doğru yoldaki iyi din adamıdır.

Kendisi ile birlikte kendine uyan herkesi cennete sürükler.

Arif olan anlar.

Vesselam.

  • Ayşe on 15 Mart 2019 at 12:29

Trt de yayımlanan gündem ötesi programı bugün gibi hala aklımda ve hala yapılan haksızlığa kızgınım. Yavuz hocam sizinde belirttiğiniz gibi herkes hoca olamaz bilgiye ilme karşı olan hiç olamaz. Teknoloji konusu mantıklı düşünülse bugün insanlar 1000 yaşına kadar yaşamış olsalar kimbilir teknolojimiz ne duruma gelirdi. Onların Tufan kitabını okumaları bence yeterli olurdu fikir sahibi olmaları için. Kısadan kestirip atmaları hem bazılarının işine gelmesiyledi.