Tufan’da Niçin Gemiye Gelmediler

Bugün deseler ki “şuraya gelen hiç kimse virüse yakalanmayacak. Bütün masrafları karşılanacaktır. Kim gitmez. Peki Tufan’da insanlar gökten (yağmur değil su) ve yeraltından suların geldiğini, kıyamet benzeri bir olayın olduğunu gördükleri halde niçin iman etmediler. Niçin gemiye gitmediler. Şimdi biz gemiye yani güvenli bir beldeye gitmeye razıyız. Onlar niçin gemiye gitmediler. Yalandan iman ettim der, gemiye binerdi. Tenezzül etmediler. Niçin. Elbet bunun bir hikmeti var. Bak şimdi biz koşarak değil, virüsten arındırılmış bölgeye uçarak gideriz. “İman et” diyen olsa kalbimiz demese de dilimizle deriz. Onlar kendilerini niye mecbur hissetmediler, hem de Tufan’dan.

Bu salgın Tufan’ın yanında bir hiçtir. Adamlar Tufan’dan kaçmadı ama biz Tufanın yanında bir hiç olan bir salgından kaçıyoruz.

Yani bizim de elimizde bu salgının ilacı olsaydı, içeni hasta etmeseydi biz de salgından kurtulmak için bir yere gitmezdik. Gerek yok ki.

Onlar elbette Tufanın ne kadar yıkıcı olduğunu anlamışlardı. İşte Tufan’da gemiye gelmemelerinin sırrı burada. “Gerek yok ki” dediler. Ellerinde tabiri caizse ilaç vardı yani kendilerini o devasa Tufan’dan koruyacak şeyler vardı. Neydi onlar.

Sahip oldukları muhteşem imkânlara, yüksek teknoloji ile üretilen uçan bireysel araçlarına ve yıkılmaz zannettikleri çelikten evlerine, bilgisayar kasası kadar yer tutan yıllarca yetecek temiz nükleer enerji kaynaklarına, sağlam sığınaklarda depolanmış gıda maddelerine güvendiler.

Tufan günümüzden en az 400 bin yıl önce olmuştur. Bilimsel bir gerçektir. Kaynaklar vardır. Tufan Hazreti Adem’den 20 bin yıl sonra olmuştur. Bu konuda da şimdilik iki kaynak vardır.

Tufan’dan önce Dünyada çok yüksek bir teknoloji vardı. Günümüzdeki bütün teknolojik ürünler Tufan zamanındaki teknolojinin yanında birer antika sayılırdı.

İnsanoğlu Mars’a ayak bastığı gün (eğer gizlemezseler ki bunu geçici bir süre bir sebepten yaparlar ama uzun süre saklayamazlar) insanlığın tarihi yeniden yazılacaktır.

Tarihçiler “valla suç bizde değil, suç jeologlarda ve diğer bilim insanlarında. Onlar bize tarih hakkında bilgi verdi” diyeceklerdir.

Biz o gün “inşallah” geçmişte yüksek teknolojiyi reddeden bazı tarihçilerin de, ilahiyatçıların da ve diğerlerinin de hem yüzlerini hem de korkak, samimiyetsiz beyinlerinin içini keskin sirke ile yıkayacağız. Sirke iki ayaklı virüslere çok iyi gelir. Kan damarlarını açar, beyinlerine kan gider. Donmuş beyinleri açılır.

Mahalle baskısı mı susturdu sizi. Üniversiteden atılmaktan mı korktunuz. İtibarınızın yerle bir olmasından mı korktunuz. Ama yarınlarda bazılarınızın itibarı yerle bir olacaktır. Elbette olacaktır. Ben niye mahalle baskısından korkmadım, üniversiteden atılmaktan korkmadım. Ruhumda yumruğu masaya vurup Galileo gibi gerçeği haykırmaktan sakınmadım. Sahi siz niye sustunuz. Aleyhte de olsa bir iki ilahiyatçı hariç hangi bilim insanı çıkıp da bir açıklama yaptı. Hiç biri. Siz bir hiçsizniz. Konuya vakıf olup gerçeği bilip de konuşmayanlar yarınlarda pişmanlık yaşamayacak mısınız. Üzerime vazife değil diyemezsiniz. Haydi üniversiteden uzaklaştırılmaktan korktunuz. Peki emekli olanlar neden korktunuz. İtibarının zedelenmesinden. Senin itibarın yerin dibine geçsin.

Bize medyada hakaret eden o yazar, bilim insanı tribünlere oynuyor. İnsanlık tarihi konusunda hiç oğlu hiçtir.

Susarak bilime ihanet etmediniz mi. Sahi o meşhur ilahiyatçı prof. ekranda “gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken” ayetini niçin gizledi. Yarınlarda elbette yüzünüz kızaracaktır. Ama siz yine de iman etmeyebilirsiniz.

Bundan sonra Edirne’nin ötesine geçip konuşup sonra döneyim. Bunu nasıl konuşursun diyenlere “Efendim Edirne’nin ötesinde konuştum. Masumum” derim.

İnandığın yolda yürümeye devam et Yavuzum. Zaman çok güzel bir hakimdir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.