YA HERRO YA MERRO

HASED SAHİBİNİN İLMİ DİLİNDEDİR, KALBİNDE DEĞİL.

Bir bilim insanının ayette üstü kapalı bildirilen bir mevzuyu laboratuvarında araştırıp bir sonuca ulaşması yasak edilmemiştir, tavsiye edilmiştir. Ama bulduğu sonuç her ne kadar ayete uygun olsa da “ayette bildirilen budur” diyemez. “Doğrusunu Allahu teala bilir” demelidir. “Yarattıklarımı inceleyin” emirdir.

Misal Akdeniz ve Atlas okyanusu’nun suları karışmamaktadır. Bir ayeti kerimede bunun haber verildiği söylenmektedir. Halbuki Akdeniz’in suları üstten olmasa da alttan Atlas Okyanusu’na geçmektedir. Bu ayeti kerime uzayda manyetik alanların veya hücre içinde bazı şeylerin birbirine karışmadığını da haber verebilir.

Biz okyanuslardaki akıntıların, havadaki oksijenin %75’ini sağlayan okyanuslardaki yosunların kuranı kerimde bildirildiğini, ayrıca ayetlerde geçen iki doğu iki batının, doğular ve batıların ve dünyanın küçülmesinin neler olabileceğine dair bilimsel konuları Tufan kitabımızda bildirdik ve ekledik, doğrusunu Allahu teala bilir.

Din bilimi ikiye ayrılır. Biri ilahiyat (yani dini bilimler) diğeri bütün bilimler (fen, sosyal ve tıp).

Osmanlı medreselerinden fen derslerinin kalktığı günden beri fen bilimi almadan medreselerden mezun olanların tamamı, günümüzün ilahiyat fakültelerinden mezun olanlar da dahil, kendilerine din adamı denen hiç kimse din adamı değildir. Şimdikiler ise sadece ilahiyat fakültesi mezunlarıdır, o kadar.

Çünkü din adamının zamanının bazı astronomi ve yer bilimleri hakkında da bir nebze bilgisinin olması lazımdır. İşin özüne girmesine, laboratuvarda madde sentezini bilmesine gerek yoktur. Amma karbonun sonsuz bileşik yapabileceğini bilmelidir. Yani yüzeysel fen bilimlerine vakıf olmalıdır.

YÖK’na ilahiyat fakültelerine hiç olmazsa bir tane fen dersinin konulmasını tavsiye ettim.

Bu din, fen bilimlerinden mahrum din adamlarının tekelinde değildir. Bu kitap sana inmedi. Bu hadisleri sen söylemedin.

Ayetlerde bildirilen sırları GÜNÜMÜZDE ancak ve ancak fen bilim insanları çözer. İlahiyat mezunlarının çözmesi asla mümkün değildir.

Evet geçmişte yaşamış ve yüksek makamlara kavuşmuş tasavvuf ehli anlamıştır ama onlar da sebeplere yapışılarak, yani ilim edinip anlaşılmasını istemişlerdir. Muhammed aleyhisselama Allahu teala maddenin hakikatini bildirdi. Yani kıyamete kadar gelecek bütün ilimleri bildirdi. Çünkü dua etti. “Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini bildir”. Fakat savaşta Muhammed aleyhisselam sebeplere yapıştı, hendek kazdı, tedbir aldı. Sebeplere en çok peygamberler yapışır. Sona kavuşmamış evliya nehirdeki su üzerinde yürür karşıya geçer, gider, peygamber, aleyhimüsselam, gemi bekler.

Tufan kitabını yazdığımdan beri (TRT deki programdan önce de) yakın çevremde çatık kaşlar oluşmaya başladı. Her kab içindekini sızdırır.

Hiç kimse benim gibi inanmaya, düşünmeye mecbur değildir. Herkesin fikrine saygım var. Farklı bir beyin ve farklı bir kalb de onda var. Tartışmaya da sonuna kadar açığım. Buyurun tartışalım. Onlar tartışmazlar. Haşa dünyayı ben yarattım havasındadırlar. Her şeyi ben bilirim, sen bilemezsin narkozundadırlar.

Onlar hakikatte ne yazdığımız kitaba, ne de yaptığım diğer diğer faaliyetlere öfkeleniyor. Onlar şahsıma öfkeleniyor. Yıllarca adama saygı gösterdik, alçaldık ya.

Suyun dibinde kurbağa diyor ki “konuşacağım da ağzıma su kaçıyor” anlarsınız ya.

Çevremi temizleme vakti gelmiştir. Bundan sonra YA HERRO YA MERRO. Bilmem anladınız mı. Kaybettiniz.

.Ya hoca sen ne diyorsun ayıp değil mi diyen dostlarıma “ehli kibr mensuplarını dost edinmişim de haberim yokmuş”.

“ALDIRMA, DEVAM ET” diyen dostlarım da var.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*