Yokluktan Yokluğa Giden Yol

Ruhumda hiçlikten yola çıktım.

Hiçlik içinde şaşkınlıkla dolaşırken elime önce zamanı sonra enerjiyi ve akabinde mekânı, uçsuz bucaksız bir boşluğu verdiler. Benden mutlusu olamazdı. Malzemeleri zaman, mekân ve enerjiden oluşan çalışacağım mükemmel bir laboratuvarım vardı.  Bu üç varlığın aslını hiç anlayamayacağımı çok iyi anladım. Önce yapısını, neden ve nasıl oluştuğunu hiç anlayamadığım enerjiden atom çekirdeğinin keşfedilmemiş madde-enerji arasında gidip gelen en küçük parçasını teşkil ettim. Bir kâinat oluşturmak için yola koyulmuştum. Mutluydum.

Artık elimde madde aleminde her şeyi oluşturabilecek temel bir parçacık vardı. Bir enerji oluyor, bir madde. Ne madde olarak tutabiliyorum, ne de enerji. Baktım ki madde özelliği taşıdığı zaman zıt yüklere dönüşüyor. Bir artı madde oluyor bir eksi. Tabi ki zamanın çok küçük bir kesrinde bir var oluyor, bir yok olup enerjiye dönüşüyor. Zaman orada o kadar küçük ki sanki zamanın bittiği yer. Zaman bittiğinde kâinatı oluşturacak elimdeki maddem de enerjim de bitecek noktaya geliyor. Yalvarıyorum zaman gitmesin. Kâinat için zamana muhtacım. O yoksa hiçbir şey yok.

O sonsuz küçük zıt yüklü parçacıklardan yüzlerce çok küçük parça elde ettim. Onları bir araya getirip protonları, nötronları inşa edip, artı yüklü atomun çekirdeğini oluşturdum. Baktım maddenin ilk halindeki gibi çekirdekler eksi yük istiyor. Elektronları oluşturup atomu elde ettim.

Atomların içinde boşluklara esir maddesini yerleştirdim. Bu madde üzerinden parçacıklar birbirlerini çekiyorlardı.

Sonra molekülleri, amino asitleri, polimerleri, proteinleri, muhteşem genleri, DNA’yı, hayatın ilk yapıtaşı DNA’yı, farklı canlı hücrelerini ve canlıları kurdum.

Hayalimde atomlardan dünyayı, güneş sistemini, galaksileri ve kâinatı kurdum. Araya görünmez esir maddesini doldurdum. Görünüşte muazzam boşluk bıraktım. Aslın da uzayın zerresi boş değildi. Atom çekideğinin yarıçapından yüzbin kat uzakta dönen elektronlar arasında da zerre kadar boşluk yoktu, esir vardı. Esir ile uzay cisimleri, galaksiler birbirini çekiyordu. Aslı yokluk olsa da, boşluk değil de yokluk olsaydı yokluğun yanında yok olurdu. Atomdan kâinata kadar hiçbir şey kafasına göre hareket edemiyordu. Her hareketi bir formül içine yerleştirdim. Olacak hiçbir olay sebepsiz olamazdı. Tesadüfe yer yoktu. Ne muhteşem bir dizayndı. Elektron da, gezegenler de, yıldızlar da ve galaksiler de kendilerine has bir matematiksel bir formüle uygun dönüyordu.

Heyecanla yola devam ettim.

Hayalimde aslı zaman, mekân ve enerji olan yedi kat semayı, Kürsi’yi ve Arş’ı kurdum.

Geri dönüp baktım. Atomun çekirdeğini oluşturan, bazen yok olup enerjiye dönen o küçücük parçacıktan akıllara durgunluk veren bir kâinat oluşmuştu. Bu kâinat yanında o atom, o dünya ve güneş bir hiçti.

Ötelerin ötesine gittim.

Önce madde yok oldu.

Sonra enerji yok oldu.

Ve en sonunda zaman da yok oldu.

Hayalimde tekrar başa döndüm. O ilk atomaltı parçacık oluşmadan önceki zamana. Enerji yok, zaman yok. Hiçbir şey yok.

Baktım ki son başa yerleştirilmiş.

Daha gitmek istedim.

Kabım buraya kadar. Öteler senin işin değil.

İki yokluk arasında bir varlığım. İki ucu da yokluk.

Peki, ortası nasıl varlık oluyor.

Dışın da için de yokluk. Sağın da solun da yokluk.

Var nasıl olursun.

Tek bir cevabı var.

Varlıkta tutularak.

Başka bir cevap yoktur. Olamaz.

Varlıkta tutulmazsa

Her şey anında yok olur.

Kim varlıkta tutuyor.

Hiç yok olmayan.

Öncelerin öncesinde var olan.

Bu muhteşem laboratuvarı O kurdu.

Sen zerresini anlamaktan acizken O’nu yok saymaktan hayâ etmiyor musun?

Sen aslı taş olan bedenini yöneten ruhun varlığını nasıl inkâr ediyorsun.

Zaman, mekân, enerji gibi nasıl olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağın o ruhun kendiliğinden oluştuğunu mu iddia ediyorsun.

Pes doğrusu.

Giydiğimiz elbiseler, kullandığımız eşyalar ve sonunda onların binlercesini kullanan bedenimiz yok olacaktır.

Ama sen asla yok olmayacaksın. Çünkü ruhun yok olmayacak. hep var olacaksın. Hep varlıkta kalacaksın.

Kim yok olmak ister ki. Ama yeni bir bedende yaratıldığında yok olmak isteyenler olacaktır.

Biliyor musun?

O’na akıl verilmemiş hiçbir şey isyan etmiyor.

Yalnız akıl verilen insan isyan ediyor.

Evet, her şey zıt yaratılmıştır.

Her şey zıddı ile kaimdir.

Ne şaşılacak şeydir.

Maddenin ilk hali de böyledir.

Maddenin son hali de böyledir belki.

Bu kâinatın bir zıddı da vardır belki.

Yanımızda, göremediğimiz başka bir boyut ta olabilir.

Hayatımız orada kaydediliyordur.

Oraya geçsek belki zamanda geri gideceğiz.

Belki zamanda ileri gideceğiz.

Yaratılanları anlayamadığımız gibi nelerin yaratıldığını da bilmiyoruz.

Aslında görmediğimiz yaratılanlar yanında gördüğümüz yaratılanlar bir hiç kalır.

Bizim bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında kâinatın yanında bir atomdur.

Daha neler var.

On sekiz bin âlem nedir?

Hepsi farklı bir boyut mu?

Hepsi farklı bir hayat mı?

Hepsi farklı bir madde mi?

Ne olursa olsun.

Bir şeyi çok iyi bilmemiz lazım.

Bu kâinat yanında insanın bedeni bir hiçtir.

Ama insanı o kâinattan üstün kılan bir şey var.

İnsana verilen ruh.

O ruh kâinattan geniştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*